İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇILDI (1933)

Cumhuriyet tarihinden habersiz olduğu kadar öğrenmeye pek niyetli olmadığı anlaşılan R.T.Erdoğan, seçim gezilerinde, CHP’nin halkın yararına tek iş yapmadığını söylüyordu.
Ona göre, yetersiz ve yeteneksiz Darülfünun’un kapatılarak yerine Üniversite açılması kuşkusuz halkın yararına değildi, değildir. CHP, birkaç yıl önce bütün medreseleri kapatarak da halk düşmanlığını kanıtlamıştı zaten.
Gerçekte, Cumhuriyet eğitim-öğretim devrimi için gerekli altyapı değişikliklerini yapmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çıkartmış, eski sistem yerini ilk-orta-lise eğitimine bırakmıştı. Darüfünun’un kendini ıslah edeceği düşünüldüğü için ona ilişilmedi. Tüzel kişilik ve bilimsel özgürlük verildi. Ancak bu kurum ülkede olan bitene gözlerini kapatmış gibiydi. Dönemin Maarif Vekili Reşit Galip Bey şöyle diyordu:
“Memlekette, siyasi, toplumsal büyük devrimler oldu. Darülfünun bunlardan habersiz görünüyordu. Hukukta radikal değişiklikler oldu. Darülfünün yalnız yeni kanunları öğrenim programına almakla yetindi. Harf devrimi oldu. Öz dil hareketi başladı. Darülfünun hiç tınmadı… İstanbul Darülfünunu artık durmuştu. Kendine kapanmıştı.”
Bu nedenle de kapatılması Cumhuriyet düşmanlarını iyice öfkelendirmişti.
***
Türkiye’nin ilk yüksek okulu olan Darülfünun’un 31 Temmuz 1933 tarihinde kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi adıyla yeni bir yükseköğretim kurumu oluşturulması Türk eğitim tarihinde yeni bir sayfa açtı. Bu gelişme, 1932’de İstanbul’da incelemeler yaparak Maarif Vekaleti’ne bir rapor sunan eğitimbilimci Prof.Albert Malche’ın önerileri çerçevesinde gerçekleştirilen bir reformdu. Raporu Mustafa Kemal Paşa da incelemiş ve önerilen ıslahat programını uygun bulmuştu. Bunun üzerine gerekli yasal düzenlemelerin hazırlığına girilmişken, 1933 başında Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi reforma yeni bir ivme kazandırdı. Nazilerin Alman üniversitelerinden uzaklaştırdığı solcu ve Yahudi profesörlerin bir bölümü Türkiye’ye davet edildi. Öğretim kalitesinin arttırılmasına olumlu bir katkı sağlayan bu gelişme hükümetin reformu hızlandırmasına yol açtı. Darülfunun’un kapatılarak yerine yeni esaslara uygun çağdaş bir üniversite kurulması 5 Mayıs 1933 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında kabul edildi. Başbakan İsmet Paşa’nın bu yönde Meclis’e sunduğu kanun tasarısının da 31 Mayıs’ta kabul edilmesi üzerine, Maarif Vekaleti 1 Ağustos’tan itibaren bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmakla görevlendirildi. İstanbul Üniversitesi 18 Kasım’da törenle hizmete girdi.
***
Ve İstanbul Üniversitesi kısa bir süre sonra dünya çapında ün ve önem kazandı. İstanbul ve Ankara Hukuk Fakültelerinde hocalık yapan büyük Ernst E.Hirsch geldiği ülkeyle ilgili olarak şu gözlemini yazıyordu : “Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefi, teokratik bir devlet olmaktan çıkarak, bunun çok ilerisinde bir demokrasi olmaktır, dolayısıyla Türk devrimi, mevcut çağdaş tüm büyük hareketlerin içerisinde en ileri olanıdır” (“Anılarım”, Tübitak, S.292.)
1933 reformunun bir hatası vardı : İlerde gericiliğin kalesi olacak olan Türkoloji Bölümü’ne Fuat Köprülü’nün hatırına pek dokunmamıştı. Orada kalan virüs bütün Türkiye’yi hasta edecekti. Bakalım bu günü kaç üniversite anımsayıp anacak ?