İYİ PARTİ KURULDU AMA…

Türkiye’de Merkez Sağ’ın nasıllığı ve nitelikleri konusunda “Merkez Sağın Trajedisi”, “Merkez Sağın Komedisi” başlıklı birçok yazı yazdım. Bunları bu site ile Hürriyet ve Aydınlık gazetelerinin arşivlerinde bulabilirsiniz.

Yeni kurulan İyi Parti de Merkez Sağ’da yer alıyor. Acaba bu parti Merkez Sağ’ın trajikomikliklerini  yaşayacak mı, aşabilecek mi? Bunu önümüzdeki zaman içinde göreceğiz. Lakin, doğrusunu söylemek gerekirse, yapısında fazlaca MHP ve Ülkücü DNA’sı bulunduğu için epeyce kuşkum var. Milliyetçilikleri, hamaset ve kostaklanma milliyetçiliği mi, Türkçülüklerinde ne kadar irredantizm var? Bunlar, şu anda konunun bilinmezleri.

Bu nedenle, Merkez Sağ ve MHP’nin illetleri üzerine biri 1994, ikisi 2008 tarihli üç yazı okuyacaksınız. Ardından  Kayı Boyu simgeli İyi Parti’nin programına kısaca değineceğim:

YOZLAŞMANIN TOHUMLARI ![i]

Bugünkü yozlaşmanın tohumları, Demokrat Parti’nin Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü tarafından kurulmasıyla birlikte ekilmiştir. 14 mayıs 1950 ise yalnızca Demokrat Parti muhalefetinin değil, aynı zamanda “karşıdevrim”in de iktidara geçişidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti yönetiminde İkinci Dünya Savaşı sırasında iyice bunalan halk, Demokrat Parti’yi çok somut, çok acil gereksinim ve amaçları için desteklemişti: demokrasi, özgürlük, eşitlik, toplumsal ve ekonomik gelişme, çağdaş yaşam… Halk, tek parti yönetiminin, insan haklarına dayalı çağdaş demokrasiye dönüşmesini istiyordu. Halk, bu nedenle, muhalefeti döneminde ve 1950 seçimleri öncesinde bir tür sol politik söylem kullanan Demokrat Parti’nin peşinden gitti; 1946 seçimlerinde Arslanköy (Mersin) olaylarında görüldüğü gibi oy sandığını canı pahasına savundu. 14 mayıs 1950 günü Demokrat Parti’yi iktidara getiren halk, ezanı Türkçe’den Arapça’ya çevirsin, bol kepçe imam-hatip okulları  açsın, öğretim birliğini (Tevhid-i Tedrisat) bozsun, Cumhuriyet devrimlerinin temellerini dinamitlesin diye bu partiye oy vermemişti; tam tersine çağdaş cumhuriyet, çağdaş demokrasi, insan hakları, toplumsal refah için oy vermişti. Ama Demokrat Parti, kendisini iktidara getiren halka on beş gün içinde ihanet etmeye başladı. Bu ihanet, politik yelpazenin ortasının sağında yer aldığı ileri sürülen partiler (Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi) marifetiyle sürdürülmüştür. Bu partiler, evrensel anlamda merkez ve merkez sağ partiler gibi, gerçekten demokrat ve liberal partiler olmamışlar, olamamışlar; ancak, bu sıfatları, aşırı sağı besleyen bedenlerini gizlemek için kullanmışlardır. Bu partiler için demokrasi “çoğunluğun diktatoryası”, kapitalizm “vahşi kapitalizm”, liberalizm ise “vurgun ve kapkaç düzeni” olarak anlaşılmıştır. Son aylarda yılan hikâyesine dönüşen özelleştirmenin, yani KİT’lerin özelleştirilmesinin geçmişi Demokrat Parti’nin 1946 parti programına dayanır: “İktisadi Devlet Teşekkülleri’nin (KİT’lerin eski adı) özel teşebbüse devri.” “KİT’ler özelleştirilsin mi, yoksa yeniden düzenlensin mi?” sorusu geride kaldığı için, biz şöyle bir soru sorma hak ve özgürlüğüne sahibiz: “Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi KİT’leri tek başlarına özelleştirebilecek milletvekili çoğunluğuna sahip olmalarına karşın bu işlemi neden gerçekleştirmemişlerdir?”

Merkez sağ partilerin yıktığı laik ve eğitim-öğretim birliğine dayalı eğitim düzeninin tarihi gözden geçirilmeden bugünkü yozlaşmanın gerçek boyutları anlaşılamaz. Bu yozlaşma haziran 1950’de başlamıştır, ancak cumhuriyetçi, demokrat ve aydınlanmacı öğretmen kadroları karşısında başlangıçta başarılı olamamış; bu kadroların emekli olmaları, kimilerinin meslekten uzaklaştırılmaları sayesinde, 1960’ların ortalarından itibaren alabildiğine hızlanmıştır.

(Varlık Dergisi, Kasım 1994)

***

BİR TAAMMÜDEN CİNAYETİN ANATOMİSİ YA DA OTOPSİ[ii]

Cinayet tarihi: 9 Şubat 2008 ! Cinayet mahalli : TBMM ![iii]

Kafamda Federico Garcia Lorca’nın “A la cinco de la tarde” (“Akşamleyin saat beşte”) dizesi, gözümün önünde Caius Julius Caesar’ın öldürülmesi !

Ve huzurlarınızda Marcus Junius Brutus rolünde MHP !

Nurcu + Kürtçü ittifakı yapan AKP ile DTP önde, oy ihtirasının iğvasına kapılan ve “gaflet ve dalâlet” içinde olan MHP arkada !  Cumhuriyeti pusuya düşürüp kanını döktüler ! “Akşamleyin saat beşte !” İslamcıların diliyle “Seksen yıllık Deccal rejimi”ni yıkmak için iş birliği yaptılar ! Ve bu tarihin defterine yazıldı ! Tarihin defterine yazılanı hiçbir şey silemez, ne bağış dilemek, ne fidye ve ne de kan !

Said Nursî’nin direktif ve vasiyeti yerine getirildi ! Tasarlanmış cinayeti  Said Nursî ya da Said Kürdî’nin varisleri  işledi ! Nurcu, Nakşibendi, Fethullahî AKP’nin Said Nursî’nin öcünü almak istemesini; Kürt milliyetçisi DTP’nin Said Kurdî’nin intikamını almak istemesini anlayabiliriz. Peki MHP neyin öcünü almakta, Brutus MHP ?! Tekbir getiren bir Brutus olarak ! Akşamleyin saat beşte ! A la cinco de la tarde !

 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını “tebdîl ve ilga” ettiler; yasalarını ayaklarının altında çiğnediler; Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin yüksek yargı kararlarının yüzüne tükürdüler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının kıçına tekme vurdular. Ayetlerinde olmayan bir ilahî emri Kuran’a ekleyerek  Kitab’a ve Allah’a iftira ettiler ! Bunlar olurken, ülkemizin Mefisto Kurbanı demokratları, liberalleri,  neoliberalleri, eski ve yeni mürtecileri hep birlikte alkış tuttular ! Demokrasi, özgürlükler ve insan hakları için !

Üçüncü Said Nursî Semineri’nde “Said-î Nursî keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir… Öyle bir dünyaya gözlerini açtı ki, sosyal önderlik ulemanın elinden çıkıp, Batıcı seçkinlerin eline geçmiş durumdaydı”[iv] diyen Recep Tayip Erdoğan’ın önderliğinde !…

Demek “ulema”nın önderliğinde, demokrasi için, özgürlükler için, insan hakları için hep birlikte el çırptılar !  Yaraşır ki ne yaraşır ! Özellikle de matmazel ve madama “hocanımlar”a!

Demek ki sosyal önderliği Cumhuriyet’in Batıcı seçkinlerinin elinden almak için hep birlikte kıyâmeti beklemeden  kıyâm ve hurûç eylediler ! Nurcu AKP, Kürtçü DTP, Tekbirci Brutus MHP ve ülkenin bütün Mefisto kurbanları !

AKP’nin hedefi belli ! DTP’nin hedefi belli ! MHP’nin sonu belli ! Ben onlara değil Mefisto Kurbanlarına ve kurban adaylarına bir kez daha anlatacağım:

Türban, Müslüman Kardeşci, Selefî, Vehhabî sıfatlıTürkiye Milli Görüşçülerinin Cumhuriyet’e karşı açtığı bir kutsal (!) savaşın sancağıdır. Ve cinayet mahalline sancağı çektiler, akşamleyin saat beşte ! Şimdi sıra imam-hatip okullarının üniversitenin ana kaynağı (tedarikçisi) olmasını yasal olarak sağlamada. Sıra şimdi liselerde ve üniversitelerde. Harp Okulları biraz bekleyebilir! Siga siga, şuvayye şuvayye, yavaş yavaş ! Şakşakçılığa, işbirliğine, Cumhuriyet’e ihanet’e “devam” mı ? Kendi düşen ağlamaz iki gözü birden çıkar.

A la cinco de la tarde !  Akşamleyin saat beşte !

(Hürriyet, 12 Şubat 2008)

***

TEKBİİİİİİİİİİİİRRRRRRCİ  MHP 

Ulusalcı sıfatını beğenmeyip milliyetçi sıfatını istimal eden Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin nümayiş mahallerinde haykırdığı “Tekbîr”  komutu konusunda ansiklopedik bilgi tazelemesi yapalım mı ?

Tekbîr, “Tanrı uludur!” anlamına gelir. Yani “Allahü ekber !” Ezan, Kaamet ve bütün namazlarda söylenir. Ezan okumaya, kaamet getirmeye ve namaza tekbîr ile başlanır. Tekbîr, her namazda, namaza başlarken, rükûa eğilirken, secdelere kapanırken, namaz aralarında rükûdan rükû(y)a geçerken söylenir.

Velâkin MHP’liler ve Ülkücüler nümayiş yaparken, birinden kaçarken ve birini kovalarken, bina taşlarken, çelenk parçalarken mutlaka ve mutlaka tekbîr getirirler.

Aralarından biri (belki de reis durumundadır) sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırarak “Tekbîîîîîîr” deyu haykırır. Ve cemaat ise cevaben inler:

“Allah-ü Ekber ! Ya Allah Bismillah Allah-ü Ekber !”

Bu haykırmalar epeyce sürer, duruma göre ! Ancak Ezan, Kaamet ve Namaz ile hiçbir ilişkisi yoktur bunların. Yeni bir durum !  Bu durum belki de Nümayiş Tekbîri olarak literatüre geçecektir.

 “Tekbîr çekme”yi ben daha çok Müslüman Kardeşlerde, Hızbullah’ta, Hamas’ta, El Kaide’de gördüm ve işittim. Bizdeki (ruhsatlı-ruhsatsız) patent MHP ülkücülerine ait !

Darılmak, gücenmek yok : Tekbîr çekme İslamcı bir nümayiş tarzıdır. Milliyetçilik karşıtıdır.

Türk-İslam sentezinde bile caiz olmaması gerekir : Çünkü “Tanrı Uludur!” haykırışına karşı olabilecek bir Türk Milliyetçisi düşünemiyorum.

TRT Televizyonundan arkadaşım Melih Aşık’ın  Açık Pencere’sinden (Milliyet, 07.02.08) aktarıyorum. Çağdaş Eğitim Vakfı ; 4 MHP milletvekili, Prof.Dr.Mithat Melen, Gündüz Aktan, Ertuğrul Kumcuoğlu ve Deniz Bölükbaşı’na gönderdiği mektupta  hayal kırıklıklarını dile getiriyor:

“Partiniz MHP’nin AKP’nin Türkiye’yi İslam ülkesine dönüştürme girişimlerine verdiği koşulsuz destek hiç kuşkusuz hepiniz adına tarihe kara sayfa olarak geçecektir. Bizleri asıl şaşırtan husus; çağdaş uygarlığı görmüş, yaşamış ve değerini bilme durumunda olan sizlerin, partinizin bu eylemlerini açıkca benimsiyor ya da suskun ve sessiz izliyor olmanızdır.”

Adı geçen dört milletvekilini şahsen tanımam. Gündüz Aktan ile 5-6 yıl önce bir kez karşılaştık, el sıkıştık. O kadar!

Çağdaş Eğitim Vakfı’nın, bu dört milletvekilinin Tekbîrciler Partisi’nden aday olmalarıyla birlikte kuşku duymaya başlaması gerekmez miydi ? Gerekirdi, gerekirdi !…

 Kıssadan Hisse : Politikada partilerin programları kadar partililerin kimlik ve kişilikleri de önemlidir. Ancak şu kesinlikle görülmüştür ki hiçbir birey bir partiyi değiştiremez, tam tersine partinin kolektif ruhu bireyi kıyma makinesinden geçirir. Kendisine “Türk-İslam Ülküsü”nü şiar edinmiş MHP ile “İslam-Türk Sentezi”ci AKP aslında aynı partidir.

(Hürriyet, 12 Nisan  2008)

***

Yazıları okudunuz! 23 ve 9 yıl önce yazılıp yayımlanmış üç yazıda söyleyip yazdıklarım gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Gerçekleşti ve ötesine bile geçti: Türk-İslam Ülküsü”nü şiar edinmiş MHP ile güya “İslam-Türk Sentezi”ci AKP aslında aynı partidir.

İyi Parti gerçekten bu birleşmenin şiddetinden mi doğdu yoksa İyi Parti gerçekten Cumhuriyetçi mi?  Bu partiyi kuranlar, Türban yasalaştırılırken, Andımız  kaldırılırken, 2008 yılında ne yapıyordu?

Bu tehlikeli soruları şimdilik zulaya kaldıralım ve İyi Parti’nin programına bakalım:

1- Daha programın girişinde (İyi Bir Türkiye)  “İyi bir TÜRKİYE için yola çıkıyoruz. İyi insanları insanlık tarihine armağan etmiş bir milletiz.. Hoca Ahmet Yesevi, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre bu milletin iyi insanları arasından yetişti. Onlar insanlara iyiliği, iyi insan olmayı öğütlediler. İyiliğin peşinden koştular.İyi insanlar bu toprakları onurlandırdıktan sonra bu topraklardan o büyük Osmanlı Devleti doğdu. Bu devlet büyüdü üç kıtaya hâkim oldu o insanların torunlarıyla, Sarı Saltuklarla…Gittiği yerlere sevgi kültürünü götürdü. ‘Yaratılanı severim, yaratandan ötürü’ diyerek.Bizler bu inançla yola çıkıyoruz.” diyorlar.

Referans verdikleri insanların hepsi din referanslı kişiler. Sarı Saltuk onların yanına değil Şeyh Bedreddin’in yanına yaraşır. Allah aşkıyla  yanıp tutuşan Yunus dışında tamamı bir tarikatın şeyhi… O da en azından tarikat ehli… Demek ki MHP’nin kof hamasetinden kurtulamamışlar. Bilimi kendine rehber yapmış, çağının çağdaşı bir cumhuriyetçi parti böylesine çelişkili ve içi boş laflarla kendisini takdim eder mi? Ayrıca hangi iyilik: Din kaynaklı soyut iyilik mi, yoksa bilinç kaynaklı somut iyilik mi?

2- İlkeler de savruk:

  • Türk milletine güveni esas almak ● Açık, dürüst ve hesap verebilir olmak ● Çoğulcu, katılımcı, kapsayıcı pozitif siyaset yapmak ● Somut hedeflere sahip olmak ve odaklanmak ● Çözüm üretmek ve çalışkan olmak ● Eleştiriye açık ve özgür düşünceli olmak ● Siyaseti değerler üzerinden üretmek ve yapmak ● Milliyetçiliği kültürel ve ekonomik alanlara taşımak. ● Farklılıklara saygılı olmak ● Milli menfaatlerimizi her alanda ön planda tutmak.

– Çoğu boş laf: Bir demokratik cumhuriyette Türk milletine güveni esas almayıp da kime güveneceksin? ● Siyaseti “hangi” değerler üzerinden üretip yapacaksın? Açıkla!● “Milliyetçiliği kültürel ve ekonomik alanlara taşımak” ne demek Allah aşkına? Milliyetçilik taşınmaz. Vardır!  Milliyetçilik cenderesine kapatılmış kültür ve ekonomi olmaz. Olursa yozlaşırlar! ● Farklılıklara saygılı olmak! Demokratik ve laik  bir cumhuriyet zaten farklılıklara saygılıdır. Gerçekten demokratik, gerçekten laik, gerçekten sosyal, gerçekten hukuka dayalı bir devlet kurmak mı istiyorsun, onu söyle, yeter.

İYİ PARTİ’NİN AMACI : ● Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak ● Çağdaş medeniyeti yakalamak ● Sevgi ve saygı dilini hâkim kılmak  ● Parlamenter sistemi yaşatmak ● Denge ve kontrol ilkesi üzerine kurulu kuvvetler ayrılığını kurmak ● Fırsat eşitliği sağlamak ● Mülkiyet hakkını korumak ● İnançlara saygı ve ifade özgürlüğünü sağlamak ● Bağımsız, tarafsız ve adil yargıya kavuşmak ● Yolsuzlukla tam ve etkin mücadele etmek.

– “Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak” diyorsun da neden mevcut anayasanın 174.maddesi tarafından korunan Devrim Yasalarından söz etmiyorsun? Gerçekten cumhuriyetçi ve onun kurucu felsefesinden ilham alan bir siyasal parti Osmanlı’dan medet  umar mı? Altı kaval üstü şeşhane bir bulanık zihniyet dünyası bu! ● “Denge ve kontrol ilkesi üzerine kurulu kuvvetler ayrılığını kurmak” diyorsun ama  birbirini denetleyen  yasama, yürütme ve yargı dengesinden söz ediyorsan, AKP’den bir farkın olur mu? Yasama ve yürütme, yargıyı dengeleyemez, denetleyemez (kontrol edemez);aksine yargı, yasama ve yürütmeyi (Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Sayıştay marifetiyle) denetler. Yargı; yasama ve yürütmenin üzerindedir. Ne yasama (TMBB) ne de yürütme (Hükümet) Yargı’nın işine karışabilir. ● “İnançlara saygı ve ifade özgürlüğünü sağlamak;  Bağımsız, tarafsız ve adil yargıya kavuşmak ; Yolsuzlukla tam ve etkin mücadele etmek” : Gerçekten kuvvetler ayrılığı varsa bunlar kendiliğinden olur. “İnançlara saygı”  da ne demek? Öncelik laikliktedir. Laiklik gerçekten varsa inançlara zorunlu  saygı da vardır. İnançlar saldırgandır. Laiklik bu saldırganlığa engel olur.

Böyle tüzük ve yönetmeliğe benzeyen tanıtım programı olmaz.

İYİ  PARTİ’NİN EĞİTİM  ANLAYIŞI: 1980’lerden bu yana ülkenin bir numaralı sorununun eğitim ve öğretim olduğunu yazıyorum. Savaşta yenilirsiniz ama eğitim sisteminiz sağlam, okullarınız çağının çağdaşı ise barıştan sonra hemen ayağa kalkarsınız. İşte Fransa, işte Almanya, işte Japonya… Memleketi medreselerle, imam-hatiplerle, Kuran kurslarıyla, ilahiyat fakülteleriyle doldursanız da nafile,  nal toplarsınız… Gül gibi memleket, vatan elden gider.

Eğitim ve okul işinde radikal ve jakoben olacaksınız. Çağdaş eğitim kesinlikle, laik ve karmadır. Anlıyorum: Bir merkez sağ parti için, fazla imam-hatipleri kapatacağını, kuruluşundaki amaca (imam ve hatip yetiştirmek) çekeceğini söylemek kolay değildir. Ama ülkenin geleceği ve selameti için bunu yapmak zorundadır.

Bir parti programında PISA sınavlarından söz edilmez ama öğretmen okullarının, eğitim enstitülerinin (ki MHP tarafından Ülkücü kışlalarına dönüştürülmüştü), kapatılan yüksek öğretmen okullarından söz edilir. Öğretim Birliği Yasası’na (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) sadakat konusunda yemin edilir.

Türk Dili konusuna gelince: İlkin mevcut öğretmenler eğitilecek ve  “Türkçe”den bütünlemeye kalmak hemen kaldırılacak. Eğitim ve öğretim “Devrimci Cumhuriyet”in motoru olacak; öyleyse kendisi cumhuriyet devrimcisi olacak. Böyle olursa, öğretmenin maaşından, ücretinden, saygınlığından söz etmenin gereği kalmaz. Yönetmeliğe göre, bir öğretmenin protokoldeki yerinin, il ve ilçelerdeki bakanlık müdürlerine denk olduğunu bilen var mı?

Yapılması gerekenler:

Madde  1:  İlk ve orta öğretim zorunludur, devlet okulları parasızdir. Öğrenci yurtları yapmak devletin görevidir; bütün özel okullar ve yurtlar devletleştirilecektir!

Madde 2: İlk öğretimden itibaren 12 yıllık eğitim, üniversite ve meslek okullarına eleman hazırlamak görevini üstlenecektir.  Standartları yetersiz üniversiteler kapatılacaktır.

Başka madde yazmıyorum! Bir merkez sağ parti, toplumsal içerikli, topluma çağ atlatacak hamlelerin hiçbirini yapamaz. Cumhuriyet ve devrimlerine sadık olsun yeter. Orta Asya’dan, Fetih Ruhu’ndan,  Kızıl Elma’dan, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan, hayali iyi insanlardan söz etmesin yeter; sadece cumhuriyetçi olsun yeter. Hazıra konmak için, gözünü CHP’deki merkez oylarına dikmesin yeter.  AKP’deki cumhuriyetçi merkez oylarını geri alsın, kendisine de ülkeye de yeter!

Unutulmasın ki cumhuriyeti kuran kadronun pek azı sol düşünceliydi, %99’u merkezde ve merkez sağda idi. Ama bu  %99 da devrimci, radikal ve jakoben idi. Ne yazık ki 1950’den sonra kurucu babaların bu en önemli özellikleri unutuldu, unutturuldu. Ve bunların ardılları İslamcı mürteci güruhun iş ortağı oldu.

Şimdilik bu kadar!

ÖZDEMİR İNCE

27  Kasım 2017

[i] Varlık Dergisi, Kasım 1994 sayısı:  Çile Törenleri, Varlık Yayınları, 1995;  Yazmasam Olmazdı, Doğan Kitap, 2004.

[ii] Hürriyet, 12 Şubat 2008

[iii] Türbanın Yüksek Öğretimde  serbest bırakılmasına dair anayasa değişikliği oylaması. Demokratikleşme paketi çerçevesinde ilan edilen “kamuda başörtüsü serbestliği” bugünden itibaren hayata geçti. İdari düzenlemeler başlığında pakette bulunan reform ile ilgili düzenleme Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Bayramdan önce yetiştireceğiz” mesajı ile aynı gün gerçekleştirildi ve kamuda başörtüsü ile çalışmanın önündeki engel madde kaldırıldı. Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme ile kamuda bir dönem resmen kapanmış oldu. 

BAŞBAKANLIK GENELGESİ 

Başbakan Erdoğan’ın dün akşam kameraların karşısına geçerek düzenlemelerin bayramdan önce hayata geçirileceğini ifade etmesinin ardından Resmi Gazete’de yayınlanan Başbakanlık Genelgesi ile 1982 tarihli Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliği’nin 5’inci maddesinde değişiklik yapıldı. Kamuda bayan personelin giyimini sınırlandıran ve başörtüsü ile çalışmasını engelleyen ifadeler ve madde yönetmelikten çıkarıldı. Kamuda bir dönemi kapatıp yeni bir dönem açan düzenlemede, ‘resmi elbise giymek zorunda olan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, emniyet mensupları ve yargıda ise hakim ve savcılar ‘bunun dışında tutuldu. 

ANDIMIZ DA KALKTI 

Erdoğan’ın açıkladığı idari düzenlemeler arasında olan “Andımız”ın ilkokullarda kaldırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesiyle de “Andımız” kaldırıldı. Böylece Bayramdan önce söz verilen iki önemli adım hayata geçirilmiş oldu. Bugünden itibaren ilkokullarda öğrenciler artık andımızı okumayacak. Başbakan Erdoğan andımız için, “Her sabah çocukları sıraya dizip, yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın altında o çocuklara 1933’lerden kalma, geri kalmış ülkeleri çağrıştıran, soğuk savaş döneminin demir perde ülkelerini hatırlatan sloganlar attırmak milliyetçilik değildir” ifadelerini kullanmıştı.

[iv] Vural Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı, Bilgi Yayınları, S.87)