KAAN ARSLANOĞLU NE DEMEK İSTİYOR?

“Halka gitmek”, “Halka inmek”, “Halkın nabzını” tutmak türünden demagojilerden, mugalatalardan hiç mi hiç hoşlanmam. Hele politikada ve sanatta. Okurun ve seçmenin sana ihtiyacı varsa gelip seni bulur. Sana ihtiyacı yoksa, istersen git kapısının önüne yat. Yüzüne bile bakmadan üzerinden atlar geçer. Okur da, seçmen de yeryüzünün en bencil, en megaloman yaratıklarıdır. Okurun da, seçmenin de canı cehenneme. Yazınsal varlığın da demokrasinin de ağzına yaparlar. Daha fazla konuşturup azdırmayın beni!
KİMDİR BU KAAN ARSLANOĞLU?
1959’da Bartın’da doğdu. 1984’de Cerrahpaşa Tıp’tan mezun oldu. 1990’da Bakırköy Akıl Hastanesi’nden psikiyatri uzmanlığını aldı. Yani deli doktoru. 20 yılı aşkın süre hekimlikle uğraştıktan sonra uzun zamandır yalnızca yazarlık yapmakta. 16 yaşından beri çok çeşitli boyutlarıyla içinde yer aldığı politik ideolojik mücadelenin birikimlerini roman ve kuram-inceleme yazarı olarak topluma sundu. İlk romanı 1988’de yayımlanan Devrimciler idi. Sonraki kitapları, adamı merak ettiyseniz, arayıp bulursunuz.
Ayrıca ortak çıkardığı bazı kitapları, değişik gazete ve dergilerde çıkmış çok sayıda makalesi bulunmakta. Başlıca ilgi alanı: İnsan doğası ve bunun değişme olasılık ve yolları.
BENİM SEVDİĞİM YAZAR TİPİ
Türkiye’de bir çok şair ve yazar, birçok gazete yazıcısı ve muharriri insan beyninin şiir, roman, öykü, bilimsel yazı salgılayan bir salgı bezi olduğunu sanırlar: Penkreas gibi, tükrük bezi gibi… Böyle yazarları ciddiye almam ben. Benim yazarlarım insan beynine otomobil aküsü muamelesi yapanlardır. Yeteneğin de biraz payı vardır ama insanı beyni bilim adamı, sanatçı (ressam ve besteci) ve yazar yapar. Kaan Arslanoğlu benim sevdiğim yazar tipolojisine uygun biri: Edebiyat ve bilim ortamında “barış içinde ve birlikte” yaşamıyor. Bence önemli bir nitelik. Önündekini ısırıyor, arkasındakini tepiyor. Bence, bir yazar ve düşünce adamı için en yüksek değerdir bu.
DEVRİMCİ YAZAR OLMAK YÜREK İSTER
Kaan Arslanoğlu, internet ortamında “Marksizm Çok Uzun Zamandır Devrimci Değil” başlıklı bir yazı yayınlamış. Bana da gönderdi. “İnsanın özü 200 bin yıl kadar önce ana hatlarıyla belirlenmiştir” diye bir cümle var ki, bunları yazmak için yürek ister. Oysa Marksistler, “insanın kişiliğini, sınıfsal konumunu içinde yaşadığı nesnel maddi koşullar belirler” diye bir kurala inanırlar. Ama zaman içinde bunun bir kural değil bir varsayım olduğu ortaya çıktı. İnsanın özü 200 bin yıldır ana hatlarıyla belirlenmiş ise, Marksizmin var sayımı hesap dışı kalmıyor mu?
CHP neden seçim kazanamıyor da AKP durmadan seçim kazanıyor, fantezisinin de yanıtı burada yatıyor galiba. 2012 yılında, iç ve dış nesnel koşullar, dış ve iç siyaset, iç ve dış ekonomi, insan hakları ve demokrasi gibi lüks kalemlerin AKP’yi tepetaklak edip tepelemesi gerekiyor ama partinin yöneticileri ve mensupları ortalıkta erkek tavus kuşu gibi fiyaka atıyor.
Kaan Arslanoğlu, benim “İnsanın adam olma ihtimali çok zayıftır” tezimi bilimsel olarak kanıtlamayı deniyor. Şimdi burada, dün yayınlanan “Bir Fantezi ve Bir Gerçek” başlıklı yazımı hatırlayın, lütfen.
KADİM MARKSİZİM NE DURUMDA
Kaan Arslanoğlu, Marksist kalarak ve daha iyi bir Marksist olabilmek için Marksizmin günümüzdeki durumunu eleştiriyor: “Marksizm başlangıçtaki çok olumlu yönelimine rağmen uzun zamandır bilimsel de değildir. Marx’ın, Engels’in üstünde çalıştıkları malzemeyi yani insanı (birey veya toplum olarak, geçmişi veya o günüyle) az tanımaları yanlış tanımaları.”
Durun, hemen celallenmeyin militanlar! Marx ve Engels, çalışmalarını yaptıkları dönemde
Darwin’i yeterince tanımıyorlardı. Marksistler, nesnel maddi koşulların değişmesiyle insanın kesinlikle değişebileceğine inanıyorlardı. Günümüzün katı ve liberal Marksistlerinin ezici çoğunluğu da “insan doğası” denen olguyu kabul etmezler,
Kaan Arslanoğlu kardeşimiz, “Oysa insan evrimsel bir silsileyle oluşmuş, çok belli karakteristikleri bulunan, fiziksel ve zihinsel kapasitesi belirli ve tanımlanabilen ve elbette ki temel özü, doğası bulunan bir canlıdır. Öteki tüm canlıların nasıl sürekli değişmekle birlikte, değişmeyen karakteristiklerinin baskınlığından oluşan bir doğası varsa, onlardan sadece bazı bakımlardan ‘üstün’ ve ‘ileri’ olan insanlığın da bir doğası vardır. İnsanın özü 200 bin yıl kadar önce ana hatlarıyla belirlenmiştir” diyor.
Ve devam ediyor: “Ne büyük bir talihsizlik! Bir terzi var, ama çalıştığı kumaş konusundaki her türlü basit bilgiyi reddediyor. Benim elimden çıktıktan sonra, ona ben şekil verdikten sonra kumaşın önemi yok, diyor, ben ondan sağlam kaputlar, hoş gece elbiseleri, şık takımlar üretirim. Yeter ki doğru keseyim, doğru dikeyim. Oysa önüne gelen şeylerin bazısı kumaş bile değil, kağıt… Bazısı eprimiş delik deşik, bazısı sağlam-kalın, ama elbiseye gelmez, bazısı çok ince, kışlık ceket yapılamaz. Önemli değil diyor Marksizim, kumaşın doğası yoktur, kumaşın varsa bir doğası geçirdiği aşamaların tamamıdır!”
NE YAPMALI?
Kaan Arslanoğlu’nun yazdıkları bana da doğru geliyor: Marx (1818-1883) ve Engels (1820-1895) yaşadıkları dönemin bilimsel bilgisiyle yazdılar. Ben en azından insan ve insanın özü konusundaki varsayımların doğru çıkmadığına görüyorum. İnsanı sadece içinde bulunduğu maddi koşullar değil, 200 bin yıllık geçmişi de belirliyor. Belki daha çok.
Peki ne yapmalı? Önce insanın adam olmasının pek mümkün olmadığını bileceksin ve adımını buna göre atacaksın. Yoksa, “İşçi sınıfı neden toptan komünist ya da sosyalist olmuyor?” sorusuna cevap veremezsin!