KÂBUSNÂME

TRT’den sorumlu devlet bakanı Bülent Arınç güzel konuşuyor da kitap okumayı seviyor mu acaba? Sevse de sevmese de ortak geçmişimizle ilgili bir kitap var, adı Kabusnâme (Tercüman, 1001 Temel Eser), bu kitabı okumasını salık vereceğim. Atalarımızın geleneği, yaşama ve düşünce tarzı ne imiş, iyice anımsar ya da öğrenir.
Emir Unsurü’l-Maâli Keykâvus’un 1082 yılında kaleme aldığı kitabı, Sultan II.Murad’ın buyruğu ile Mercimek Ahmed 1431-1432 yıllarında güzel Türkçemize çevirmişti. İlyasoğlu Mercimek Ahmed çeviri serüvenini şöyle anlatıyor:
***
“Esirgeyen ve Bağışlayan Tanrı’nın Adıyla! Âlemlerin yaratıcısı olan Tanrı’ya şükürler olsun, salât ve selâm yarattıklarının en ulusu Muhammed’e, soyuna ve arkadaşlarına olsun.
Şöyle bilmek gerekir ki, insanlar arasında Tanrı’nın yarattıklarının en güçsüzü olan ben Mercimek Ahmet ibn İlyas – Tanrı ikisini de bağışlasın – bir gün Filibe yolunda padişahın hizmetine vardım, baktım ki cihanın sultanı, zamanın galibi, sultan soyundan Sultan Murad Han – Tanrı mülkünü daim, Devletini ebedi eylesin – elinde bir kitap tutar. Bu hakir hasta gönüllü, o âlicenap padişaha, “Bu ne kitabıdır?” diye sordum. O tatlı sözüyle “Kâbusname”dir diye cevap verdi ve dedi ki, “Hoş kitaptır, içinde çok yararlı şeyler ve öğütler vardır, ama Fars dilincedir. Bir kişi Türkçeye çevirmiş, ama anlaşılır gibi değil, açık söylememiş, bundan dolayı hikâyesinden tat bulamayız. Ama bir kimse olsa, bu kitabı açık ve anlaşılır bir biçimde çevirse, tâ ki anlamından gönüller haz alsa.” İşte bu hakir gayret gösterdim, “Buyurursanız ben çevireyim” deyince, o temiz görüşlü padişah, “Senin ne haddine” demedi, “Hemen çevir” diye buyurdu.
İşte ben hakir de çalıştım, gerçi bu kadar gücüm yoktu, ama onun himmetinin bereketiyle Kabusnâme’yi Türkçeye çevirdim. Şöyle ki bir sözü aralayıp geçmedim. Aklımın erdiğince kimi anlaşılması güç sözleri de basit olarak açıkladım, tâ ki düşünerek okuyanlar anlamından haz alsınlar ve bu güçsüzü hayır dua ile ansınlar.
Geldik imdi, gerçi bu kitap güzel yüzlü bir delikanlıdır, ama süsü yoktur, üryandır, yani çıplaktır, öyleyse onu donatıp bezemek gerekir, ne ile, bu cihan padişahını överek ve ululuyarak, çünkü onun özü âlemin ölü cismine ruhtur, sözü yüreğin merhemidir, vücudu ise âlem halkına fetihlerin hazinesidir.”
***
Mercimek Ahmed bu önsözü, kendisinin de söylediği gibi, “İslamın Padişahı, Dinin ve Dünyanın Yardımcısı Sultan Soyundan Sultan Murad Han ibni Muhammed Han” için yazdığı bir “övgü” ile tamamlıyor.
28 Ocak günü yayınlanan “Kafa Çekmek Üzerine” başlıklı yazımda, padişahın huzurunda şarap içme adabıyla ilgili bölümden alıntı yapmıştım. Kitabın başlangıcında Allah ve Peygamber, Din ve İman, Baba ve Ana Hakkı ile ilgisi bölümler var. Bu bölümlerin dışında “Yemek terbiyesi, konuk ağırlamak, hamama gitmek, kul ve cariye almak ve satmak, kulun ve cariyenin iyisi ve kötüsü nicedir, nasıl avrat almalı ve avratla nasıl geçinmeli” konularını ele alan bölümler var. Yarın “Cinsi münasebette yararlısı ve zararlısı hangisidir”, başlıklı bölüm.