‘Kargı’dan ‘Karadelikte Bir Yolculuk’a Özdemir İnce Şiiri

images  

AHMET ADA

Genel olarak Özdemir İnce Şiiri Özdemir İnce’nin ilk şiirleri denildiğinde, Kargı’dan önce, 1954-1960 yılları arasında yazdığı şiirlerini topladığı Gürlevik’i anmak gerekir. Oldukça gecikmeyle kitaplaşan (1990) Gürlevik’deki şiirler ne Garip hareketinin ne de İkinci Yeni’nin şiirlerine benzer. İmge,  ilk şiirlerde temel koyucu ögedir. Sözcükleri nesneler gibi kullanarak art arda devrilen uçarı dizeler yazar: “mavnalar kamyonlar büfeler beni bekliyor vapur düdükleri / ağzı purolu insanlar beni bekliyor beni”. (Toplu Şiirler I, s. 31). İlk şiirlerden beri biçimsel, deneysel bir şiire yaklaşır. Düzyazı şiirler, şiir diline egemen olduğunu gösterir. Ancak, anlamsal olarak neyi anlamlandırdığı ya da gösterdiği belirsizlikler içinde şiirlerdir bunlar. 1958’de yazdığı “Fidelio Castro” başlıklı şiir “geyik boyunlu bir Küba’da” (s. 46) dizesiyle biter. Bu şiirin bir başka  hâli “En” başlığını taşır. TOPLU ŞİİRLER 1

Tutanaklar’da (1967) “Özet” başlıklı şiiri edindiği şiir birikiminin özeti gibidir. 1969’da yayımlanan Kiraz Zamanı daha duru, daha açık, daha yalın şiirlerden oluşur. Gündelik hayat şiirlerin omurgasına oluşturur. Anlatıcı ben’in edimleri bir bir sayılır bu şiirlerde. Sonra, ezberlenecek bir şiir yazar: “Ey Oğul Yazıcı Olursan” (s. 174). Yazıcı olacaklara öğütler içerir. 47 yıl sonra okuduğumda aynı tazeliği, kalıcılığı taşımak, yıllara dayanıklılık olarak görülebilir. “Savaş ve Barış” (s. 193), Özdemir İnce’nin bu uzun şiiri bir epopedir. “Duruşma” (s. 211) başlıklı uzun şiiri yine onun büyük şiirlerindendir. Karşı Yazgı’da (1974) “Ülker Salı Günü Gelecek” başlıklı şiirde Özdemir İnce’nin yinelemelerle oluşan ritim tutkusu öne çıkar. Rüzgâra Yazılıdır’da (1979) yer alan “Ben Mersin’e Gittiğim Zaman” şiirinde Mersin özlemi lirik dizelerle dile getirilir. “Yannis Ritsos İçin On İki Şiir”de, Ritsos’un yetmişinci doğum yıldönümünü kutlamak için yazdığı şiirler yer alır. Elmanın Tarihi (1981), tarihe, atlara, kentlere, Bedrettin Cömert’e göndermeler içeren şiirlerden oluşur. Elmanın Tarihi’nin öne çıkan şiiri “Yakarı”dır. Bu şiirde anlatıcı ben’in güzel şiir yazma arzusu dile getirilir. 1979’da yazdığı bu şiiri doruk şiirlerindendir. [Dönemi içinde değerlendirilince, Özdemir İnce şiiri İkinci Yeni şairlerinin yazın ortamını baskın kullanımı nedeniyle göz ardı edilmiştir. Genç kuşaklar, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar şiirlerinden birkaç şiiri sayar döker de Özdemir İnce’nin “Ey Oğul Yazıcı Olursan”, “Yakarı” gibi doruk şiirlerini bilmezler.] Elmanın Tarihi’ne dönecek olursam, Özdemir İnce’nin şiir dili konuşma diline yaslanan, arı, duru bir hâldedir bu kitapta. Gezdiği, yaşadığı yerlerden insan görüntüleri, görünümler aktarır. Hayatın hareketi, canlı tablolarla yansıtılır. Gümülcüne’de dağlı kadınları “çınar kadar Türk” (s.380) olarak niteler. Keskin

TOPLU ŞİİRLER 2

gözlemler yapar. Özdemir İnce Kentler’i 1981’de yayımlar. “Eğer Tohum Ölürse”deki (Toplu Şiirler 2, s. 50) şiirleri bilge söylemiyle dikkati çeker. Anlatıcı ben insanın yeryüzü serüvenini özetler gibidir. “Ozanın İşleri” şiiri de (s. 51) aynı biçemi taşır. Başka bir şiirinde, “Dünyayı taşıdım odanıza / Mersin’den de bir dal portakal çiçeği, / gürültüyle uyandıracak sizi” (s. 55) der. 1983’de yayımlanan Yedi Deryalar Geçsen’de Özdemir İnce, doğduğu, büyüdüğü toprakları, atalarını, babasını duru bir dille dile getirir. Aynı izleklere yeniden dönecektir. Belleğindeki çocukluğu, çocukluğun zaman ve mekânı onun şiirlerinin temel izlekleri olmuş, dünyaya oradan bakmıştır. Bir tansık, olağanüstü bir durum içinde görmüş insan tekini, dünyayı ve evreni oradan resmetmiştir. Bazı şiirlerinde öykü ve diyaloglarla kurar şiiri. Bazı şiirlerinde de başkalarını anlatan bir ‘anlatıcı ben’ vardır. Bazen de fazlalıklar görülür: “Bir güvercin kuşudur ki yaşam havalandıkça sevdim” (s. 113) dizesindeki “güvercin kuşu” fazlalığı gibi: 1984’de Siyasetnâme’yi yayımlar. Metinlerarası ilişkileri olan bir büyük şiirle karşı karşıyayızdır. Anlatıcı ben tarihle, coğrafyayla ilgilidir; eski ve yenide gezer, bizi de gezdirir, hatta gösterir. Tevrat, Yunus Emre alıntılar yaptığı kaynaklardır. Metinlerarası ilişkiler bağlamında okunabilecek bir metin üreten Özdemir İnce, Reşat Ekrem Koçu, Sabri F.Ülgener, Mustafa Akdağ’a göndermeler, hatta onlardan alıntılar yapar. Metinleri şiir diline dönüştüren bir yöntem izler. Özdemir İnce, metinlerarası ilişkide aradığı koşulları şöyle özetler: “Görülüyor ki, bu ilginin amacı, var olan öyküyü ve metni tekrarlamak ve dahası yeniden üretmek değil, onlarda yaşayan ve insanın çağdaş sorunsalı içinde yer alan evrensel, dirimsel, tarihsel, sürekli ve etik öğeleri çağdaş bir bağlam içinde yaratmak odağında toplanmaktadır.” Eğer, metinlerarası ilişkiye girilen kaynak metinler türsel olarak farklıysa, şiir niteliğine dönüştürmek bir ‘yaratım’ işidir. ‘Yeniden üretim’ kavramlaştırmasıyla açıklasak bile dil, söylem, tür farkı ortadadır; Özdemir İnce Siyasetnâme’de farkı şiir dili ve söylemini, şiire dönüştürmek gibi bir işlemi yüklenir. LXXVI bölümden oluşan bu uzun şiir geçmişe bugünden bakmanın, bugünden de geleceğe bakmanın dili ve söylemidir. Yapısal olarak her bölüm şiirsel tatlar alarak okunabilir. Özdemir İnce’nin Toplu Şiirleri içinde özel bir yere sahip olan Siyasetnâme’nin metinlerarası ilişkileriyle bu ilişkilerden doğan yaratıcı imgelem ediminin akademisyenlerin dikkatini çekmiş olması gerekir ya da gerekirdi. Siyasetnâme’nin, modern Türk şiirini hangi düzeye taşıdığı yeni açkılarla görülebilecektir. Böylece, çağdaş dünya şiiri içindeki konumu belirginleşecektir. TOPLU ŞİİRLER 3

Siyasetnâme, A.S.Levend’in sözleriyle, “devlet yönetimiyle ilgili eser, (…) suçluya uygulanacak cezalardan bahseden eserler” olarak tanımlanır. Özdemir İnce’nin Siyasetnâme yapıtı modern bir şiirdir. Anadolu abdallarından Osmanlı’ya, yasalara, buyruklara, yasaklamalara, metinler düzleminde yapılan göndermeler sadece göstermeye yöneliktir. Yol parası ve karne günleri… Devletin halkın üzerinde her zaman baskıcı, zorba oluşu… Özdemir İnce’nin bunları şiir diline taşıyışı ustacadır Özdemir İnce’nin sadece şiirlerinin toplamı 5 ciltte 2104 sayfa tutuyor. Son kitabi 108 sayfa, hepsi 2212 sayfa ediyor. Ciltlerin adları: Rüzgâra En Yakın Yerde, Susan Denizin Sesiyle, Bir Başka Dil, Şaman Sözü, Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın, (Kırmızı Yayınları). Son kitabı Karadelikte Bir Yolculuk & Tersine ya da Sapkın Ayetler adını taşıyor.Görüldüğü gibi bu büyük yapıt, tarihsel, dilsel, anlamsal, yapısal açılardan okunmayı, inceleme ve çözümlemeleri

TOPLU ŞİİRLER 4

gerektiriyor. 1987’de yayımlanan Zorba ve Ozan elli bölümden oluşur. Her bölüm anlatıcı ben’in yeryüzü serüvenine tanıklık eder. Şiirlerdeki ayrıntı bolluğu dikkati çeker. 1989’da, bir büyük şiiri daha yayımlanır: Canyelekleri Tavandadır. Çağdaş dünya şiirinin hiza ve istikametinde bir şiir olan Canyelekleri Tavandadır iç içe geçen izlekler, izleklere uygun düşen biçimlerle ilerleyen, insanı evrensel boyutlarıyla kavrayıp yansıtan bir ırmak şiirdir. Özdemir İnce’nin şiir çizgisi içinde, Siyasetnâme’den sonra, estetiksel, biçimsel, yapısal, söylemsel farklılıklar gösteren bir uzun şiiridir:  Özdemir İnce, Başak ile Terazi (1989), Gündönümü Gündönümü (1992), Yazın Sesi (1994), Uykusuzluk (1996), Mani Hayy  (1998) Max Jakop Yabancı Şiir Ödülü, Fransa, 2005, Evren Ağacı (2000), Ot Hızı (2002), Keskindoreke Fındanfalaya (2006), Mağma ve Kör Saat (2007), Ağustos 1936 (2008) gibi yapıtlarıyla çağdaş  Türk şiirinin kurucu şairlerinden biridir. Yapıtlarında toplumsal hayat içindeki bireyin edimleri, varoluş kaygıları çeşitli biçimlere başvurularak dile gelir. Düzyazı şiir, diyalog dizeler, anlatıcı ben ve öteki ben söylemi, göndermeler, kültürel kodlamalar bu zengin şiir ırmağının özellikleri arasındadır. Baba ocağı, çevresi, dostları, belli zaman ve mekân algısıyla, zaman kaymalarıyla bugüne taşınır. Dünyaya hem Türkiye’den hem dışarıdan bakan ve yorumlayan entelektüel şair kimliği şiirlerine damga vurur, parmak izi bırakır. Hem modern Türk şiirinin genişlemesine, zenginleşmesine hem de dünya şiirinin eksenine sunduğu katkı bir büyük antoloji düzeyine ulaşır. Bu büyük şiirin kaynakları, başta toplumsal hayat olmak üzere, mitolojiden kutsal kitaplara, tarihten ekonomiye, şaman kültlerinden Anadolu’nun göçebe kültürüne, halk şiirinden dünya şiirinin evrensel şairlerine kadar çok geniş bir alanı kapsar. TOPLU ŞİİRLER 5

Altı yeni kitaptan oluşan ve toplu şiirlerinin beşinci cildi olan Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın’da(2012), Özdemir İnce’nin damıtılmış şiirleri yer alır. Anlatıcı ben’in kendisiyle, hayatla, toplumla yüzleşmesinin, hesaplaşmasının şiirleridir. “Rene Char’ın Bostanında Sabah Gezintileri” kitabında bilgece söylem doruktadır. Özdemir İnce şiiri geniş ve şaşırtıcı imge örgüsüyle insanın evrensel sorunsallarına ilmekler atmaktadır. Kargı’dan Karadelikte Bir Yolculuk’a Yoğun imgesellik taşıyor Kargı’nın şiir dili: “Sürüklenen iki yaralı kuş: Memelerin” (s. 17). Bu şiirlerin konuşan öznesi, sen’e sesleniyor. Sen’i ise aşkı. Bu bireysel ilişki çarpıcı şiir tümceleriyle dile getiriliyor. Kargı’nın 1963 yılında yayımlandığı düşünüldüğünde özgür koşuğun bu kadar doludizgin kullanıldığı bir alan İkinci Yeni şairlerinde görülüyor yalnızca. Özdemir İnce, kendi ifadesiyle, Kargı ve Tutanaklar’da, “doğayla, doğanın gizemleriyle, insanın varlığıyla, genel anlamda, insanın ve şeylerin konumuyla” ilgilidir. İkinci Yeni’nin sözcüksel, sözdizimsel sapmaları görülmez onda: “Tutup kaldırmaklar geliyor usumuza” (s. 13). Bu ve benzeri dizeler çok azdır. Kargı’dan Karadelikte Bir Yolculuk’a, Özdemir İnce’nin şiirinde süregelen nedir? Varsa, farklılıklar nelerdir?” diye soracak olursam ne yanıt verebilirim: Kargı’da, doğayla, insanla ilişkisi soyut düzlemdedir. Daha sonraki kitaplarında bu ilgi somut ve yalındır. Bu fark belirgindir. Süregelen ise imgesel dilin bugün de temel kurucu, temel koyucu olmasıdır. İzlek de temel ögedir. İzleksiz şiiri yok gibidir. Özdemir İnce’nin şiiri, insanın varoluşsal kaygılarını, zaman ve mekân duygusuyla, ayraç içine almaya devam eden, oldukça dirimsel, yani ete kemiğe bürünen bir şiirdir.   Kargı’daki şiirlerin çoğu 1960 öncesi yazılmış. Şiirin gerisinde bütün bir dünya şiiri var. 1950’li yıllar oldukça sıkıntılı, baskının olduğu yıllar. Bu bakımdan, 1957-1961 yılları arasında yazdığı Kargı’dan, 2010-2013 yılları arasında yazdığı Karadelikte Bir Yolculuk’a uzanan şiir çizgisinde bilge tavrı süregelmiştir. Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın’da, Karadelikte Bir Yolculuk + Tersine ya da Sapkın Ayetler’deki şiirlerin izlerini bulmak mümkündür. Hem şiirleri oluşturan biçimler; hem de toplumla, kendi hayatıyla hesaplaşmanın izleri bir önceki yapıtında da var. Yeni yapıtı, bu anlamda, öncekinin süreği olarak okunabilir. Tabii, Özdemir İnce’nin bütün şiir serüvenine baktığımızda önemli duraklar olduğunu unutmadan: Siyasetnâme (1984); Mani-Hayy (1998) gibi farklı burçları anmak gerekir; 1994’de yayımlanan Yazın Sesi; her biri çağdaş Türk şiirinin dikilitaşlarıdır. Özdemir İnce’nin doğayla  bütünleşmesi: Bu kişiselleştirme (teşhis) olarak adlandırılan söz sanatı değildir. Bedenle bütünleşen şeydir. Varlık olarak doğa bağlayıcıdır onda. Ülker İnce için, “Toroslarda Hititlerin su içtiği kaynaktır ya da bağbozumudur” derken insan-doğa bütünleşmesinin bir güzellemeye dönüştüğünü görüyoruz. Bir konuşmasında, “Yeli kavramaya çalışmak bir yana, kendim rüzgâr olmaya çalışıyorum” demişti. O, şiirin gereksindiği dili somut ve tikel olana taşıyarak doğayla bütünleşiyor. Bu durum, ilk kitabı Kargı’da hatta 1990’da yayımlanan Gürlevik’tede süregeliyor. Fransız şiirini, özellikle Rimbaud ve Lautreamont’u akraba şairler olarak görmesi; düşünce çevreninin Grek şiirine, mitalogyaya uzanması çok geniş kültürel donanım içinde olduğunu gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz, 20-25 yaşında bir genç şair, geniş çağrışım alanları açan imge düzeniyle kendine özgü bir ses üretebiliyor. İmge düzeni, başlangıçtan beri nesnel bağlılaşığı olan imge düzenidir. İmgenin, kendini, dünyayı, evreni anlama ve anlamlandırmaya yönelik bir işlevi vardır şiirlerinde. İmgeyi çok çeşitli biçimler içinde veriyor. Kargı’da yer alan Rondel başlıklı şiiri ve öteki özgür koşukları birbirine ulanan, bağıntıları olan dizeler ve şiir tümceleriyle bir yapıya dönüşüyor. {İkinci Yeni’nin çoğu şiirlerinde, özellikle İlhan Berk’in şiirlerinde bu bağıntı yoktur.] Kargı’da genel ve soyut düzlemde yer alıyor çocukluk: “… bir çocuk imgesidir hiçbir yere çıkmayan alnı” (s. 28). Son şiirlerinde, Akdeniz, Mersin, çocukluğu, baba evi somut ve tikel düzlemde yer alıyor. Dönüp dolaşıp,  belki istenç dışı olarak, baba evini işaretliyor. Çocukluğun saflığını orada buluyor: “Bir kulağımda su içen atın sesi / arabacının evinden: Gurk, gurk, gurk!” (Karadelikte Bir Yolculuk, s. 94). Su içen atın ses taklidi de katılıyor şiirinin sesine. Kargı’da, Alcyone (Ülker’in Şiiri) bölümündeki şiirlerde üstgerçekçi ögeler; “hacana gülüşlü, oğlan kalçalı” (s. 36) gibi bağdaştırmalar; sözcük istiflenişinin uzak çağrışım alanları; “…iyi giyimli pazar kıvançları ve bir kökün anıları…” (s.37) gibi soyutlama düzeyleri, kuşağında olmayan biricik özelliklerdendir. Doludizgin giden şiir tümceleri şiirlerin biçimini oluştururken benzersiz ‘düzyazı şiir’ yapıları ortaya çıkıyor ki, dönemi içinde bu yenilikler alışılmışın dışındadır. Firesiz şiir bloklarını elli yıl sonra okuduğumda, dönemin yazın ortamının nasıl kör ve sağır kaldığını görebiliyorum. Yalnızca Yabanlar şiiri bile, çok katmanlı anlam öbekleri ve çoğul şiirsel söylemiyle, bugün de dipdiri duruyor. Firesiz şiirler toplamıdır Kargı. Nasıl bir imgelem dünyası ki, “deniz dibi çölleri, ve av boruları Stravinsky’nin “BAHAR AYİNİ” dedikleri.” (s. 45) gibi birbirinden farklı, ama uzak ilintileri bariz şeyleri kapsayabiliyor. “Neredeyiz?” diye soruyor. Balık denizlerinden değil, balık göklerinden söz ediyor. Sözdiziminde değil, yaratıcı imgeleminde tersyüz ediyor aklı. Sonra şu dizeler: “Bırak, çilek reçeli alsın çocuklar, gagalasın kumrular Oğlak Dönencesi’ni / Bırak, bir çocuklar korkmaz sarhoşlardan.” (s. 51). Yorumu gerektirmeyecek kadar güzel! Şimdinin bağlantısız imge yığını şiirlerinin yanında 50 yıl öncenin bu dizeleri “bir müzik parti ELLİ_YIL_SONRA_KARGI

partisyonu” gibi. Özdemir İnce’nin ilk şiir kitabı Kargı’nın İkinci Yeni şiiriyle bir ilintisi, bir akrabalığı var mı? Kargı’da yer alan şiirler, İkinci Yeni şiir anlayışının yer aldığı dergilerde yayımlanıyor. İkinci Yeni şiirinin örneklerinin ve poetik – kuramsal çerçevesinin oluşturulduğu 1953-1963 yılları arasıdır. Gürlevik ve Kargı’daki şiirler de bu tarihlerde yazılmış: Oktay Rifat: Perçemli Sokak (1956), Edip Cansever: Yerçekimli Karanfil (1957), Cemal Süreya: Üvercinka (1958), İlhan Berk: Galile Denizi (1958), Turgut Uyar: Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959), Sezai Karakoç: Körfez (1959), Ece Ayhan: Kınar Hanımın Denizleri (1959), Özdemir İnce: Kargı (1963). Elbette bir akrabalığı var: Rondel şiiri bunun somut bir örneğidir. Ama, Özdemir İnce’nin şiiri, başlangıçta kendine özgü bilge söylemi + biçim-biçem farklarıyla İkinci Yeni’den ayrılıyor. Bugünün ifadesiyle, modern Türk şiiri içinde farkındalık yaratıyor. Karadelikte Bir Yolculuk + Tersine Ya da Sapkın Ayetler; bu yeni kitabında bütün sözcükleri, şiir tümcelerini okuyup bitirdiğinizde anlam sürüyor. A’dan Z’ye alfabenin bütün harfleriyle başlayan şiirleri yazıp bitirdiğinde anlam kuran biçimi ve çatıyı görebiliyorum: “At eşeğe eşek ata garmangarış oldu” (s. 12) dizesi Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın’da da var: (s. 197). Yinelemeler önceki şiirlerinin izini sürdüğünü gösteriyor. Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın’da: “Utanırdım çocukluğumda Özdemir adından” (s. 190) dizesi bu kez, “Özdemir: Utandığım adımdır çocukken çocukluğumda” (s. 35) olarak karşımıza çıkıyor. “Gözleri bağlı mahzere beygiri hayatı” (s. 17) gibi daha önce yazdığı dizeler ile “Çok söyleme arsız edersin, aç koyma hırsız edersin” (s. 24) ya da “Anamı beceren kadıdır ve bozuktur dünyanın düzeni” (s. 99) ya da “Türk ne bilir bayramı laklak içer ayranı” (s. 79) gibi konvansiyonel olarak bir araya gelmiş  sözler, hipogramlar şiirselliği zedeliyor. Bunlardan başka, “Bir köy evinin sayvanı altında şarap içip pipo tüttüreceğim” (s. 36) gibi düzanlatım tümceler var. Bu tümcede öznenin arzusu dile geliyor, ama şiirin niyeti şiirsel bir dizeye dönüşmüyor. Aynı şekilde, şair, Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın’da yer alan Kaçak Bilgenin Görüleri III’de, gündelik hayata ve dile yaslanarak şiirden fire veren bir tutum içinde kalıyor: “Recep Tayyip Bey de ölecek ama sakın ölmesin / ölümün kendinde hiçbir anlamı kalmaz o zaman” (s. 255). Özdemir İnce’nin “kimim, neyim?”sorusuna yanıtı yok; o, insanı ontolojik olarak kavramaya, anlamaya çalışıyor. Bu tutum bilge söylemini besliyor.  Gündelik hayat kendine ve diline sarktığında şiirselliği azalıyor. Gezi direnişine göndermeleri ise dolayımlı: “Kızılay’daki ölü sen değil misin? / Antakya’daki ölü sen değil miydin?” (s. 66) gibi söyleyişler şiirinin şiirselliğini azaltıyor. “Şiir böyle yazılıyor Gezi’den bu yana, ey okur şaşırma” (s.70)  KARADELİKTE_BİR_YOLCULUK

diyor Özdemir İnce. Özdemir İnce, dolaşımda olmayan pek çok sözcüğe dirimsellik kazandırıyor. Helke, dibek, yunak, düven, saka bunlardan  birkaçı. Bu sözcüklerin başka sözcüklerle bağdaştırılmaları çocukluğunu işaret ediyor. Öte yandan, İncil’den, Tevrat’tan, Kur’an’dan alıntılar var, bazen göndermeler bu dünyayı imlemek için yapılıyor. Söylem olarak da kutsal kitaplara yaslanıyor ki, pek çok kitabında bu görülüyor. Bunu, şiir dili ve söylemi açısından bir imkân olarak değerlendirdiği görüyorum: “Bizim için başka dünyalar elbette var, mümkündür, /  ama hepsi bu dünyada!” (s. 30) diyor. Özdemir İnce’nin, Blaise Cendrars, René Char, Lorca ile beraber tarla açtığı gözleniyor. Onlardan alıntılar yapıyor. Mersin, Muradiye Mahallesi, ev, avluda kuyu, salyangoz izleri… Sonra çok güçlü bir dize: “Avluda kalan benden olabilir” (s. 94). Bugünden geçmişe bakış zamanın mekânını kuruyor. Büyüyünce Tanrı sorunsalı önüne çıkıyor; sorunsalı hesaplaşarak aşıyor. (s. 16). Varlık-hiçlik sorunsalı da giriyor hayatına. Bazı şeyleri de kendi sorunsallaştırıyor: Örnekse, sesin yok olmadığı olgusu. Bütün bunlar yoğun şiirsellik içinden dile geliyor. İmge düzeninin şiire, imgesiz düşüncenin felsefeye ait olduğunu söylüyor. Olanca sesiyle ve gövdesiyle şiir yazıyor Özdemir İnce. Doğa kendi ve kendilik duygusu içinde onda. Öyle ki, oğlu Tan da, Ülker İnce de doğanın içinden dile geliyor. Oradan görüyoruz evrensel insanın çehresini de… (AYDINLIK KİTAP EKİ, 15 AĞUSTOS 2014) *** Özdemir İnce, Rüzgâra En Yakın Yerde, Susan Denizin Sesiyle, Bir Başka Dil, Şaman Sözü, Uzaktan Daha Uzak Yakından Daha Yakın,  (Kırmızı Yayınları) Özdemir İnce, Kargı, Ve Yayınları, 2014 Özdemir İnce, Karadelikte Bir Yolculuk & Tersine ya da Sapkın  Ayetler ————————————————————————————- ADA 3

AHMET ADA 20 Mayıs 1947’de Ceyhan’da doğdu. Şair, yazar. İlk şiiri “Tabuttur Kitaplar” ve Hilmi Yavuz’un şiiri üzerine bir çözümleme denemesi olan ilk yazısı “Hilmi’nin Çocukluğu” 1966’da Soyut dergisinde çıktı. Şiirlerini ve poetik yazılarını Yeni Dergi, Papirüs, Varlık, Gösteri, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Kitap-lık, Şiirden dergilerinde yayımladı. Bazı şiirleri Almancaya, Fransızcaya, İngilizceye, İtalyancaya, Bulgarcaya, Kürtçeye çevrildi. ADA 4

Gerçekçi tutumlardan beslenen, destansı, lirik, hüzünlü ve incelikli şiirler yazdığı eleştirmenlerce kabul edildi. Son dönem yazdığı şiirlerle, modern şiirin biçimselliği ile modern dünya tasarımına felsefî derinlik katan yeni bir döneme girdi. Uzun ve epik özellikler barındıran şiirlerinde,  göç, savaş gibi olgulara insanî bir perspektiften bakarak çok sesli bir şiire yöneldi. Şiirinin başkalaşımını da poetik yazılarla açımladı. Şiirin kavram ve terimlerinin oluşturulmasında çaba  gösterdi. “Şiir Okuma Durakları” (2004) adlı kitabı modern şiire ilişkin şiir bilgisi içeren bir elkitabı olarak değerlendirildi. ADA 1

Ahmet Ada’nın “Niko ile Margarita” adlı yapıtı dünya sanatının değerleri üzerine şiirlerden oluşuyor. “Onlar İçin Minibüs Şarkısı Üzerine Gözlemler” adlı incelemesiyle 1999 E Dergisi Şiir İnceleme Ödülü’nü aldı.Eserleri: Şiir: Gün Doğsun Gül Üstüne, 1980, (1981 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü); Acıyla Akran, 1983; Yaz Kırlangıcı Olsam, 1985; Yitik Anka, (ilk üç kitabının toplu basımı) 1993; Aşk Her Yerde, 1990, (1991Ceyhun Atuf Kansu Şir Ödülü); Vakit Yok Hüzünlenmeye, 1992, (1993Yunus Nadi Şiir Ödülü); Günyenisi Lirikler, 1992; Taş Plak Gazelleri, 1995; Küçük Bir Anmalık, 1996; Begonyalı Pencere, 1998; Denize Atılan Çiçek, 1999; Gökyüzünün Fıskiyesi, 2003; Denizin Uykusu Üstümde, 2004;  Kantolar, 2006; Yeni Kantolar 2007; Sonsuz At (Seçme Şiirler), 2009; Sözcükler Denizi, 2009; Taşa Bağlarım Zamanı, 2009;  Paçalı Bulut, 2010; Yoktur Belki Ahmet Ada Diye Birisi, 2010, (2011 Cemal Süreyi Şiir Ödülü); Uçurum Otu, 2012; Çiçek Kokan Ağzı, 2013, Taşın Sesi, 2014 ADA 5

Poetika : Şiir Okuma Durakları, 2004; Şiir İçin Boş Levhalar, 2006;  Modern Şiir Üzerine Yazılar, 2008; Şiir Dersleri, 2011; Şiir Yazıları, 2014