KEDİLER VE KÖPEKLER

Sizlerden özür dileyerek bu yaz yazdığım şiirlerden birini okumanızı rica edeceğim. Sanırım ki gazete okurumun çoğuna şiir gibi gelmeyecek bu metin. Ama böyle şiir yazanlar da var dünyada. Lütfen şiir beğeninize bir saldırı kabul etmeyin bu metni ve hatırım için okuyun :
***
“Kunta, Kinte, Merimuru: – Bedenimde üç kedinin ruhu var, ortakyaşam halinde. Kuma düzeni: / Aysız gecelerin alacakaranlığı Kunta, / vahşetin zarif çağrısı Kinte, / buğday kırlarının alaca salınışı Merimuru. // Konuşmalarını duyuyorum kendi aralarında, Kıptî dilinde. // Firavun kedilerinin tümseği, avlanma hali, / papirüsten, kılavuz endamlı. // Merimuru, güneşle sevişmekte devlet kayasının üzerinde, / Kinte, Konfüçyüs ezberlemekte eski Mısır dilinde, // Kunta, Nietzche sohbetinde masanın altında. // Onlar bilmiyorlar beni, gocunmam, gücenmem, / önemi yok çıplak zamanaşımının, / ama ben biliyorum onları, adres verebilirim.”
***
Kunta : Onbeş aylık bir erkek. Domates yer.
Kinte : Altı aylık bir siyah. Kunta’ya benziyor. Kunta’nın ana-baba bir kardeşi.
Merimuru (Maryline Monroe) : Üç renkli dişi. Kunta’nın baba tarafından, Kinte’nin ana tarafından kardeşi.
Üçü de Mısır’ın Firavun kedisi kulakları dik. Üçü de yabanıl dağ kedisi. Eve alışmadan önce evin arkasındaki dağda yaşıyor arada bir bizim sokağın evlerini ziyaret ediyorlardı.
Devlet kayası (Şiirde geçen): Evin önünde iki kaya var. Tapuda bu iki kayanın hazineye ait olduğu yazıyor. Bunun ekolojik bir nedenden dolayı olduğunu düşünüyorum.
***
Üç kedi de sokaktan geldiği ve kendilerine ev adabını öğretmeye vaktimiz olmadığı için evin dışında kalıyorlar. Dışarıda sığınıp barınacakları yerler var.
Evden duydukları seslere göre tepki gösteriyorlar. Terasa çıktığımı anladıkları anda terasın altına gelip kedice sesler çıkartıyorlar.
Biraz sonra aşağı inip elime nevale torbasını alıp ön terasa çıkıyorum. Üçü de bacaklarıma sürtünmeye, hırıltılar çıkartmaya başlıyorlar. Bu arada kendi aralarında dalaşıyorlar.
***
Kahvaltı faslından sonra Kinte ile Merimuru bir kenara çekilip yaladıkları patileriyle tuvalet yapmaya başlıyorlar. Kunta ön terastan yarım metre sonra başlayan kayanın üzerine çıkıp bir çukura çöküyor ve güven içinde kahvaltı malzemelerimizi masaya getirmemizi bekliyor. Masadaki yerime oturduğum zaman Kunta ayağa kalkıyor, ön ayaklarını öne doğru gerip sırtını çıkartarak bekliyor.
Elime domates parçasını aldığım zaman kayadan aşağı atlayıp bacaklarıma sürtünüyor. O zaman domatesi kayanın üzerine atıyorum. Domates parçasını ilkin diliyle okşuyor, kabuğu soyulmuşsa yemeye başlıyor. Kabuğu soyulmamış domatesi olduğu gibi bırakıyor.
***
Üçünün de değişik huyları var. Geçen yıl bu sıralar Kunta kucağıma çıkıp kalbimin üzerine patileriyle masaj yapardı. Şimdi artık kucağıma gelmiyor. Ayağımı kaldırdığım zaman sırt üstü yatıyor. Merimuru bacaklarımın arasından ayrılmıyor ama kendisine dokunmamıza kesinlikle izin vermiyor. Kinte kucağıma çıkıp sakalımı kokluyordu. “Du” diyorum çünkü epeydir ortalıkta yok. Brüksel dönüşümde evde bulabilir miyim acaba ? Özledim. Benim için çok ilginç bir yenilik bu.