KENDİ SÜTÜNÜ İÇEN İNEK (5)

ANAYASA MADDE 58, 59                                                              

Bir lider durup dururken “entelektüel”e çatmaya, onu küçümsemeye başlamışsa, ayağının altından toprak kaymaya başlamış demektir. Bizim aydın dediğimiz enteleküel tekin bir varlık değildir. Başkalarının derdini kendi derdi sayan, üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokan adem nasıl tekin biri olsun?Bizim başbakan da (Allah selamet versin!) “Sandığı entelektüelin değil milletin dili belirler!” diyor. (Akşam, 27.01.11) Ancak, sandıktan her zaman demokrasi değil, her türlü “krasi” çıkar. Sandığı belirleyen “halk”, demokrasiyi unutup bir cumhurbaşkanını ömür boyu da seçer. Entelektüelin dilinin ve oyunun belirlediği sandıktan asla diktatör ve diktatorya çıkmaz, sadece demokrasi çıkar.

Ben aslında başka bir konuda yazacaktım. Yukarıdaki konuya önümüzdeki günlerde dönerim.

27 Ocak 2011 tarihli Akşam gazetesinde Çiğdem Toker Başbakan’a soruyor:

– Demokrasi hedefinden vazgeçiyor eleştirileri? Son söylemlerle milliyetçi oylara mı talipsiniz?

Başbakan cevap veriyor:

– Öyle bir şey yok. Demokrasinin içinde milli değerler yok mu? Azınlığın haklarına saygısızlık söz konusu değil. İçki içenlerin içmesine mi karıştık, içkili restoran mı kapattık? Ama belediye başkanlığımda, belediyeye ait yerlere içki koymadım. Çünkü alkol almayanların da gitmesi gereken yerler var. O dönem anayasanın 59. maddesini okudum.                                              

İçki içilen yerlerin kapatılması için hükümet kararı gerekmez. Bunun türlü çeşitli yolları var:

Belediyenin ruhsat vermemesi, verilen ruhsatı iptal etmesi; sağlık taramasında helada bir adet karafatma ve bir adet kara sinek bulunması, falan ve filan. Bir iktidar bir şey yapmaya karar vermiş ise, yapmak için türlü çeşitli bahane bulur.

Başbakan aşevlerini, lokantaları içkili-içkisiz diye ikiye ayırıyor. Ayırmak da gerekir. Çünkü içki içmeyenlerin gideceği aşevlerini içkisiz bırakacaksalar, bütün lokantaların içkiden arındırılması gerekir.

Doğrudur: Lokantalar içkili ve içkisiz diye iki sınıfa ayrılsın. Ama içkili lokantalara hiçbir engel çıkartılmasın, ruhsatları iptal edilmesin, yenilerine de ruhsat verilsin. Lokantaya içmeyen de gelebilir diye içenlere içki yasaklanmasın.İçki satılan dükkanlara faşist baskılar yapılmasın.  Madem ki böyle, kahveler ve lokantalar da sigara içilen ve içilmeyen diye ikiye ayrılsın. Sandığı belirleyen kutsal halk, içki ve sigara içilen lokantaların ve kahvelerin de kaderini belirlesin. Halk vesayet altına alınmasın! Hedef halkı koyunlaştırmak değilse tabii!

Doğrudur: Anayasa’nın 58 ve 59. maddelerinin hükümleri gençliğin korunmasına dair. Boyunlar kıldan ince! Amma velâkin, 58. madde devleti, gençlerin “müsbet ilimin ışığında, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda” yetişmesi için gereken önlemleri almakla da görevlendiriyor. Efendim, siz eğitim-öğretimi İslamcılaştırmayı bırakıp sadece bu anayasal buyruğu yerine getirin, gerisi kolay, gençlik kendini çok iyi korumasını bilir.

(HÜRRİYET, 22 ŞUBAT  2011)                                                                                         ***

KUTSAL HALK ALÇAK ENTELEKTÜEL

22 Şubat 2011 günü yayınlanan yazımın (“Anayasa Madde 58, 59”) ilk paragrafı şöyle idi:

Bir lider durup dururken “entelektüel”e çatmaya, onu küçümsemeye başlamışsa, ayağının altından toprak kaymaya başlamış demektir. Bizim aydın dediğimiz entelektüel tekin bir varlık değildir. Başkalarının derdini kendi derdi sayan, üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokan adem nasıl tekin biri olsun?

Bizim başbakan da (Allah selamet versin!) “Sandığı entelektüelin değil milletin dili belirler!” diyor. (Akşam, 27.01.11) Ancak, sandıktan her zaman demokrasi değil, her türlü “krasi” çıkar. Sandığı belirleyen “halk”, demokrasiyi unutup bir cumhurbaşkanını ömür boyu da seçer. Entelektüelin dilinin ve oyunun belirlediği sandıktan asla diktatör ve diktatorya çıkmaz, sadece demokrasi çıkar.

Vakti zamanında Mao da aydın (entelektüel) düşmanıydı. Régis Debray Kâtip (Le Scribe,Ed.Bernard  Grasset, 1980; Livre de Poche, S.193) adlı kitabında aydın düşmanlığının faşizme giden yolu kestirmeden kısalttığını yazar. Bu düşmanlık soldan gelir sağa gider. Solcuyu sağa yaklaştırır, sağcıyı faşistleştirir. Aydın (entelektüel) düşmanlığı despostizmin en belirgin özelliğidir.

Başbakan halkı ve değerlerini kutsallaştıran bir popülist. Bütün popülistler gibi, (daha iyi yönetmek için değil)  daha iyi gütmek için, halkı ve değerlerini durmadan pohpohluyor. Onu kutsallaştırıyor, tabulaştırıyor. Benim için ne halk ne de değerleri kutsaldır!

Oyunu açık arttırmayla satan bir halk nasıl kutsal olur; safsata ve hurafeye dayalı değerler nasıl kutsal olur?! Halkın değerleri denince akla hemen din getiriliyor. Bu kutsal (!) halkın yüzde 99 virgül 9’u Müslümanlık sınavında sıfır (0) alır. Sıfır! Bilmez!

Bir vatandaş beni eleştirmek için şunları yazıyor:

“Sizin bence farkedemediğiniz şey Türk halkının temel karakteridir.Türk halkı tarihin hiçbir döneminde entellektüel eğilimler taşımamıştır. Kültür kodlarında yoktur.

Türkler daha çok dinamizmi ve gücü temsil ederler.Güçlü devletler kurarlar.Batının kana buladığı coğrafyaları entellektüel veya derin taraflarıyla değil güç ve organizasyonlarıyla

yönetmişlerdir.Sizin özlediğiniz düzeydeki bir sekülerizm dahi Türk halkını kitapla haşir neşir olmaya değil Batılılar gibi daha zorba bir topluluk haline getirmeye sebep olacaktır.”

Beni eleştiren vatandaşa göre: Türk halkı, tarihin hiçbir döneminde entelektüel eğilim taşımayan ve bu nedenle entelektüellerle iletişim kuramayan ve onların dostluk ve öncülüğünü kabul etmeyen bir halk.

Üstelik inatçı! Onunla ilişki kurmak için bütün çağdaş ve bilimsel değerleri reddetmek, onun hurafelerini pohpohlamak gerek. Ne için? Onu ele geçirmek, yönetmek için! Bu durumda kim kimi ele geçirmiş olacak? Elbette halk entelektüeli ele geçirmiş olacak.

AKP ve Başbakan halkla ilişki mi kuruyor? Hayır! Halkı güden tarikatlarla ilişki kuruyor. Tarikat şeyhleri çoban, çoban köpekleri (hakaret anlamında değil işlev anlamında söylenmiştir) ise tarikat şeyhlerine biat etmiş İslamcı sûhtegân (softalar, medrese talebeleri) ile sûhtevân (softalar, kaba sofular)!

Böyledir!

(HÜRRİYET, 4 MART 2011)

 

TÜRKİYE'NİN SIRAT KÖPRÜSÜ AÇILIM MASALI