KENDİ SÜTÜNÜ İÇEN İNEK DURUMU (1)

Efendim, 5 Eylül 2015 tarihinde piyasaya çıkan “Türkiye’nin Sırat Köprüsü : Açılım Masalı” (Tekin Yayınevi) adlı kitabım (daha önce haber vermiştim) iki gün önce elime geçti. İki nedenle okuyorum:

1- Dizgi-baskı hataları var mı? (Bereket versin yok).

2- Kitabın bütünlüğünü bir yabancı okur gibi değerlendirmek.

 Bu nedenle yaptığım işe “Kendi Sütünü İçen İnek Durumu” adını verdim.

Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazılar 27 Eylül 2009 tarihine kadar. Geri kalan üç yıllık yazıları demek ki telif hakları nedeniyle kitaba almamışım.

 Aydınlık gazetesi yazıları 19 Haziran 2012 – 21 Kasım 2013 tarihleri arasında yayınlanmış.

 Kitabı hayretle okuyorum: 30 Eylül 2000 tarihli ilk yazıdan itibaren “bugün”ü görmüş ve herkesi uyarmışım. Tarih önünde beni utandırmayacak kitap.

 Birkaç gün kitaptan örnek yazılar koyacağım siteye. Bakarsınız izleyiciler arasında kitabı okumak isteyen meraklılar da çıkar.

 ÖZDEMİR İNCE

12 EYLÜL 2015

 ***

KARŞI DEĞİLİM AMA DESTEKLEMEM

Okuduğu yazarla sidik yarıştıran okurdan hiç mi hiç hoşlanmam. Hürriyet gazetesinde zibil gibiydiler, Aydınlık’ta tektük var. 2000 yılında gazetede yeni yazmaya başladığım zaman böylelerine cevap verirdim. Acemilik ve saflıktan! Meğer kendilerine verdiğim özel yanıtları bir şekilde yayınlayıp “Bakın ben Özdemir İnce’yi nasıl madara ediyorum!” derlermiş.

Bunu öğrenince okurların bu türden e-postalarma cevap vermez oldum. Buna karşın, kendilerini kanıtlamak, göstermek isleyenlerin e-postalarma engel koydum!

Bu engel koyma işine ne yazık ki yakında Aydınlık’ta da başlayabilirim!

“Kürtlerin (PKK’nın ve bir başka silahlı örgütün değil) federasyon ve bağımsızlık istemelerine karşı çıkmam ama kimse benden destek beklemesin” diye yazmama şaşırıyorlar, beni tutarsızlıkla suçluyorlar. Bakın, ben 2000 yılından bu yana Kürtler ve Kürtçülükler konusunda çok düşünmüş, çok yazmış bir insanım. Son 10 yılda yayınlanan kitaplarımı şöyle bir taradım, bu konuyu ele alan yazılarımı buldum: “Pazar Yazıları” 5 yazı, “100 Pazar Yazısı” 1 yazı, “Fesatlar Sarmalında Türkiye” 6 yazı, “Demokrasisiz Demokrasi”  21 yazı, “Yedi Canlı Cumhuriyet” 2 yazı, “Direnen Cumhuriyet” 7 yazı… Toplam 42 yazı… Gözümden kaçanlarla, öteki kitaplarımda yer alanlarla birlikte aşağı yukarı en azından 50 yazı, ki 150-200 sayfalık bir kitap eder. Henüz kitaplara girmemiş, sayısal olarak bir o kadar yazım Hürriyet gazetesi arşivinde duruyor. Taransın!

Bu yazıların çoğunun amacı, “Kürt Sorunu” bağlamında kullanılan sözcük ve deyimlerin doğru anlamlarını aramak, yabancı ülkelerden verilen örneklerin geçersizliğini göstermek, sorunla ilgilenenlerin duman altı olmasına engel olmaktı.

Kürt Sorunu çok ciddi bir iştir. Nabza göre şerbet verenlerin, “zamanın ruhu”na uygun yorum yapanların, Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden nefret edenlerin konuyu anlamaları mümkün değil! Bu nedenle herkes ağzından çıkan sözlere dikkat etmek zorundadır. Bu ülkede kimi goygoycuların kullandıkları “Türkiyeli”, “Türkçe şiir”, “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”, “anadilde eğitim öğretim özgürlüğü” gibi deyişlerin ne anlama geldiğinin farkında bile olmadıklarına tanık olduk. Bilgiçlik ve demokratlık taslıyorlardı!

“Kürt Sorunu” kendini aydın ve enternasyonalist sanan hastaların “psikiyatri kliniği” de değildir. Hiç kimse kendini “Kürt Sorunu” kürleriyle tedavi edemez.

Kimsenin yazmaya cesaret edemediği şeyler de yazdım: “PKK, TSK’yı yenerse bu iş fiilen biter, yoksa sorun müzakere masasında tartışılır ama bu masada eli silahlı PKK yer alamaz” diye yazdım. “Silah bırakmak”, “ateşkes” gibi, düşman devletler arasındaki savaşlarda kullanılacak deyimlerin kullanılmasına karşı çıktım. “Bir ülkenin ordusu, sıfatı ne olursa olsun, asilerle ateşkes yapmaz, karşılıklı silah bırakmak gibi bir şey olamaz” diye yazdım. “Kürtlerin özerklik, federasyon, bağımsızlık gibi isteklerine karşı çıkmam, ancak…diye yazdım ve o “ancak”ın içini doldurdum…

Silah bırakmamış PKK benim muhatabım değil. Ama partiler kanununa göre kurulmuş bütün partiler muhatabımdır. Partilerin beni muhatap kabul edip etmemeleri benim umurumda bile değil, kendi bilecekleri iş, ben yazmam gerekeni yazarım ve benim yazdıklarımdan epeyce şeyler öğrenirler.

İşin püf noktası “Anadilde öğretim hakkı” isteğinde yatıyor. Çok anlamlı ve çok tehlikeli bir deyiş! Bir ülkenin resmî dilinden ayrı bir anadili olan vatandaş ve vatandaşlar, “Benim ayrı bir anadilim var, o halde kendi anadilimde öğretim isterim” diye, dondurma isteyen çocuklar gibi tepinemez. Yani Kürtler de, üniter Türkiye Cumhuriyeti devletinin okullarında, bütün vatandaşlar gibi Türk dilinde eğitim ve öğrenim görürler.

Bu gerçeği sıradan vatandaşların anlamaması, anlayamaması mümkün. Anadilde öğrenimin ne anlama geldiğini Kürt kökenli vatandaşlara öğretmek görev ve sorumluluğu ilkin Barış ve Demokrasi Partisi’nin omuzları üzerindedir.

Hele herhangi bir BDP yöneticisi, BDP’li bir belediye başkanı “Anadilde öğrenim hakkı bizim temel ve vazgeçilmez hakkımızdır” derse, bunun anlamı çok açıktır: “Biz federasyon ya da bağımsız devlet istiyoruz” anlamına gelir. BDP’yi yönetenlerin ilkin bunu öğrenmeleri ve bu gerçeği ezbere bilmeleri gerekiyor. Bunu Özdemir İnce değil devletler hukuku söylüyor.

Ama kalkıp, hükümetle pazarlık masasına oturmadan “Biz bağımsızlık, olmaz ise federasyon istiyoruz!” dersiniz. Bunlardan birini elde ettikten sonra, Kürtçe anadilde öğretim yapıp yapamayacağınızı “saha”da görürsünüz, Barzani bölgesindeki uygulamaları incelersiniz.

Gördüğüm kadarıyla BDP yöneticileri, üzerlerine düşen ağır tarihsel sorumluluklara uygun konuşmuyorlar. Kullandıkları sözcük ve deyimler, sorumluluklarının ağırlığına hiç mi hiç yaraşmıyor. Kendilerine tavsiyem: Yazımda adını verdiğim kitaplarımda yer alan yazılarımı bulup okusunlar. Ancak o zamana kadar, “Anadilde öğretim hakkı” ile “Anadilin özgürce öğrenilmesi hakkı” arasındaki derin anlam farkını öğrensinler. Çünkü bu fark “birlikte yaşamak” ve “birlikte yaşamamak” tercihinin göstergesidir!

“Anadilde eğitim öğrettim hakkı” = Federasyon, bağımsız devlet (Birlikte yaşamamak).

“Anadilin özgürce öğrenilmesi hakkı” = Üniter Türkiye Cumhuriyeti’nde birlikte yaşamayı tercih etmek. Ancak, “tercihli ders” uygulaması bu hakkın kullanımını karşılamaz.

(Aydınlık, 19 Haziran 2012)

TÜRKİYE'NİN SIRAT KÖPRÜSÜ AÇILIM MASALI