KEŞKELİ MEŞKELİ İŞLER

Gazete yazarlarının büyük bir çoğunluğu, ciddi bir sınavda, demokrasi, özgürlükler, laiklik, teokrasi ve nesnellik konularında sıfırdan yukarı not alamazlar.
Adı üstünde “tek parti” yönetimlerinin demokrasi ile uzak-yakın hiçbir ilişkisi yoktur ama CHP’nin 1950 öncesi tek parti yönetimini demokrasi sınavına sokan ruh hastaları bile vardır aralarında. Tek parti yönetimleri ancak tarihsel, toplumsal, ekonomik etkileriyle ve suçlarıyla değerlendirilir. Atatürk dönemi kuşkusuz demokratik bir yönetim dönemi değildi ama Prof.Ernst E.Hirsch’in tanıklık ettiği gibi (18.04.07 tarihli yazım) diktatörlük de değildi.
CHP döneminde yapılan seçimlerin, genel ve gizli oy, açık tasnifli demokratik seçimlerle ilişkisi yoktu. Ama demokratik olmayan yollarla seçilen bir Meclis’in milletvekilleri demokratik sayılabilecek bir seçim kanunu çıkartarak 1950’de Demokrat Parti’ye demokrasinin yolunu açtı. Demokrasi, Türkiye’ye darbeyle, ihtilalle gelmedi. Bunun sevabı ve onuru da CHP’nin tek parti iktidarına aittir.
***
Münafıklar taifesinin bayraktarlarından biri “Keşke demokrasimiz günü gelse, Genel Kurmay Başkanlarının böylesi basın toplantıları yapmalarına imkan bırakmayacak olgunluğa erişebilse…” (Hasan Cemal, Milliyet, 13.04.07) diye yazıyor.
Ben de aynı dileği paylaşıyorum. Dahası rejimle ilgili basın toplantısı yapan, görüş açıklayan her rütbeden askerin derhal emekli edilmesinden ve yargı önüne çıkartılmasından yanayım. Münafıklar tayfası benim yazdığım bu cümleyi yazmaya cesaret edemez. Çünkü demokrasi anlayışlarında iktidarın işleri yer almaz, askerlerin konuşup-konuşmamasıyla sınırlıdır. Ben askerleri konuşmak zorunda bırakan ortam ve koşulların neler olduğuna bakarım, münafıklar tayfası bu türden koşulların ya farkında bile değildir ya da o koşullardan yanadırlar.
***
Bakın gene anlaşılması için tane tane yazacağım (üstelik cumhuriyetçi demokrasiyi değil liberal demokrasiyi) : “Anayasal liberalizm, yönetenlerin seçilmesi süreçleriyle değil, yönetimin amaçlarıyla ilgilidir. Kaynağı ne olursa olsun – devlet, kilise veya toplum – zorbalığa karşı bireysel özerkliği ve onuru korumaya çalışan, Batı tarihinin derinliklerinde yatan bir geleneği ifade eder. (Bu) Kavram birbiriyle bağlantılı iki düşünceyi bir araya getirir. Liberaldir, çünkü Yunanlar ve Romalılardan bu yana bireysel özgürlüğü vurgulayan bir felsefi akımdır. Anayasaldır, çünkü hukukun üstünlüğünü siyasetin merkezine koyar” (Fared Zakaria, “Özgürlüğün Geleceği” Kırmızı Yayınları, S.19-20)
İster liberal, ister cumhuriyetçi olsun demokrasinin kaynağı ve mihenk taşı demokratik anayasadır. Bu anayasaya bütün siyasal partiler, bütün iktidar ve muhalefetler, bütün devlet adamları ve politikacılar uymak ve saygı duymak zorundadır. Bu koşul ve koşulların geçerli olmadığı toplumlarda Genel Kurmay Başkanlarının yaptığı konuşmaların demokrasiyi yok ettiğini ancak münafıklar öne sürer. Çünkü olmayan demokrasi yok olamaz zaten !
Sonuç: Tek demokratik ve meşru referans laik anayasadır. Aynı anayasaya göre İslamcılık, dincilik, şeriatçılık, tarikatçılık yasa dışıdır, gayrı meşrudur. Tamam mı ? Yazıyı tersinden okumayın !