KİM İNANIR?

KİM İNANIR?

Öküz ölüp ortaklık ayrılmadan, AKP Hükümeti ile, bu hükümetin şimdi “Paralel yapı”, “İhanet Şebekesi” olarak tanımladığı Fethullah Cemaati tam anlamıyla bir tür “mafyozi” ortaklık içinde idi. AKP hükümeti ile Fethullah Cemaati, Devlet içinde, Devlete ve Cumhuriyet’e karşı bir komplo şebekesi halinde çalışmakta idi. Yani, AKP hükümeti, “Paralel Yapı”, “İhanet Şebekesi” olarak tanımladığı yapılanmanın, dolayısıyla “örgüt”ün ortak olarak içinde idi. “Baba” AKP hükümeti idi!  Devlet ve Cumhuriyet yıkılırken bu kötücül ortaklık tıkır tıkır yürüyordu. Ne olduysa, bu tıkır tıkır çalışan çarklardan birinde bir dişlinin kırılmasıyla bu kutsal ve yeminli ortaklık bozuldu.

Üçten çok daha fazladır ama, bu ortaklığı kanıtlayan, 2009 yılında yazılıp yayınlanan  üç yazı okuyacaksınız şimdi:

***

BİR POLİS MESLEK YÜKSEK OKULU

Köy Enstitüleri, Toprak Reformu, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ve İmam-Hatipler, Feodal yapı ve ağalık düzeni ortak bağlamında yazdığım yazılarda bir kez olsun Fethullah Gülen’in adını anmadım. Buna karşın, dünyanın dört bir yanından, Fethullah cemaati yönünden gelen saldırılara uğradım. Bir okurdan gelen (adı-soyadı ve adresi belli) bir mektubu bu saldırılara cevap olarak yayınlıyorum:

“Ben Polis Meslek Yüksek Okulu öğrencisiyim. Güvenli olmadığını düşündüğüm için hangi ildeki olduğunu belirtmeyeceğim. Şu an okumakta olduğum Polis M.Y.O’da 300’e yakın devremizde yalnızca 5-10 kişi normal hakkıyla kazanıp gelenlerdeniz. Normal hakkıyla kazanıp gelmek ne demek diyeceksiniz. Şöyle ki Fethullah Gülen grubunun kendi dershanelerinde PMYO sınavı soruları dağıtılmakta. Liseyi zor bitirmiş ÖSS’den barajı kılı kılına geçmiş öğrenciler bu dershanelerde soruları alarak, ezberlemek suretiyle sınava giriyorlar ve doğal olarak kazanıyorlar. Dediğim gibi 300’e yakın devrede 5-10 kişi ancak normal kazanmakta. İllegal şekilde okula gelen öğrenciler Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi derslerinde çok zorlanıyorlar. Bütünleme sınavlarına kalıyorlar. Hatta pişkince ‘çalışsak ta yapamıyoruz hocam!’  gibisinden ifadeler kullanıyorlar. Neden? Çünkü bilmiyorlar bu dersleri. Ama polislik sınavını kazanmak için sınavda % 50 den fazla sözel soru var ve bu sorular Türk Dili, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi derslerinden oluşuyor. O zaman bu okulu sen nasıl kazandın diye sormazlar mı? Cevap: Sormazlar. Çünkü okuldaki sıralı amirler, öğretim görevlileri de bu şekilde Fethullah Grubunun özenle seçtiği kişiler. (Emniyetteki teşkilatlarından haberinizin olduğunu düşünüyorum.) “Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşana kadar; her yöntem, her yol mübahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer…” (Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C:1, S:119) İslam ile bağdaşmayan, böyle bir şeyi yazan insanın peşinden kitleler koşuyor. Bizim okulda gazete panosunda ZAMAN gazetesi başı çeker ve okula başka gazete sokmak kesinlikle yasaktır. Bizim okuldaki öğrenci gazinosunda Televizyonda Kanal 7 ve Samanyolu kanallarından başka bir kanal izlenmez, izlenemez! Bizim okulda mescite gitmeyenler dışlanır. Namaz kılmayanlara değişik yöntemlerle psikolojik baskı yapılır. Bizim okulda hafta sonları üniversitelerden belirlenmiş Fethullahçı abiler geziler düzenler. toplu evlere giderler, sohbetler beyin yıkama merasimleri vs. vs. Bizim okulda Atatürk’ü savunmak yürek ister.  Bizim okulda Atatürk ilkelerinden bahsetmek (özellikle laiklik) dışlanmak, yüzünüze bakılmamak gibi sonuçlar doğurabilir. Bizim okulda Türk Silahlı Kuvvetleri düşmandır! ( evet yanlış duymadınız ) Lütfen Medya olarak daha güçlü daha sağlam adımlar atmanızı istiyorum. Benim bu okulda harcanmam an meselesidir. Neden mi? Çünkü onlardan değilim. Çünkü Atatürk ilkelerine bağlıyım. Atatürk ilkelerine bağlı bir Türk olduğum için benim onların gözünde bir sürüngenden farkım yok.”

(Hürriyet, 5 Haziran 2009)

***

Polis Meslek Yüksek Okulu, Erzincan Polis Yüksek Okulu  muydu, mektubu gönderen kişi de bu okulun öğrencisi miydi? Bilemem, çünkü öğrenci gerçekten güvenliği gereği  bunu gizlemişti. Ancak anlattıkları, artık Türkiye’de iyice bilinen ve her hafta örnekleri görülen sınav yolsuzluklarının bir benzeriydi. Ve bu yolsuzluklardan AKP hükümetinin habersiz olması da olanaksızdı.

***

POLİS AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI’NIN CEVABI

“Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” (05.06.09) başlıklı yazımın yayınlandığı günün mesai saati içinde Polis Akademisi Başkanlığı’ndan bir açıklama yazısı geldi. Hiçbir yasal zorunluluk bulunmamasına karşın bana gönderilen bu yazıyı bir “kandırılmışlık” duygusu içinde aynen yayınlıyorum:

[“05.06.2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde “Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” başlıklı köşe yazısıyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Söz konusu yazıda; PMYO sınav sorularının belirli guruplara ait dershanelerde dağıtıldığı ve böylece öğrencilere PMYO sınavının kazandırıldığı iddia edilmektedir. Halbuki, Polis Meslek Yüksek Okulu Yazılı Sınavı’nda sınav sorularının hazırlanması, basımı, sınav merkezlerine dağıtımı ve sınavın yapılması, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda ÖSYM Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir.

Ayrıca, söz konusu yazıda soruları önceden temin etmek suretiyle PMYO’yu kazandığı ileri sürülen öğrencilerin Türk Dili ile Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi derslerinde zorlandıkları ve bütünleme sınavına kaldıkları iddia edilmektedir. Oysa istatistiki bilgiler bu iddiayı yalanlamaktadır. 2008-2009 Eğitim-Öğretim yılında 24 PMYO’da öğrenim gören toplam 6425 1. sınıf öğrencisinden Olay Yeri İnceleme Dersi’nden 784, Ceza Muhakemesi Hukuku Dersi’nden 758, Yabancı Dil Dersi’nden 611, Hukuk Başlangıcı Dersi’nden 572 öğrenci bütünlemeye kalırken İnkılap Tarihi Dersi’nden sadece 251 öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Toplam 6343 2. sınıf öğrencisinden ise sadece 39 öğrenci İnkılap Tarihi Dersi’nden bütünlemeye kalmıştır. Görüldüğü üzere İnkılap Tarihi Dersi’nden 1. sınıfların sadece %4’ü bütünlemeye kalırken 2. sınıfların ise %1’inden daha az sayıda öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Okul sayısına göre oran yapıldığında ise 1. sınıflardan her okulda yaklaşık 10, 2. sınıflardan ise her okulda yaklaşık 2 öğrenci bütünlemeye kalmıştır. Bu oranların ise makul ve kabul edilebilir ölçüde olduğu aşikardır.

Bu gerçekler ışığında, iftira ve karalamaya yönelik soyut iddialar içeren, somut bilgi ve belgelerden yoksun, isimsiz ve adressiz bir mektubu, herhangi bir araştırma yapmaksızın ve Türk Polis Teşkilatı’nın personelini yetiştiren yüksek öğretim kurumunu töhmet altında bırakacak şekilde gazete köşesinde yayınlamanın basın ahlakı ve iyi niyetle uyuşmadığı açıktır.

Gerçek dışı ve asılsız suçlamalar içeren söz konusu köşe yazısını şiddetle kınıyor, bu ve benzeri çirkin karalamalara rağmen Polis Meslek Yüksek Okullarımızın, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün çağdaş uygarlık ülküsüne gönülden bağlı öğrenciler yetiştirmekte kararlı olduğunu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”]

CEVABA YANIT

Beni zerre kadar tatmin etmeyen bu hızlı cevaba ben de aynı hızla ve on dakika içinde e-posta ile cevap verdim:

“Yayınladığım mesajın yazarı adını ve soyadını bana vermiştir. Güvenliği nedeniyle kaynağımı açıklayamam. Basın etiği gereği bana gelen bir “ihbar”ı sadece yayınladım. İddia edilen olguya dikkat çekmek istedim. Ayrıca siz de bilirsiniz ki iddiaları incelemek olanağına sahip değilim. Çünkü ihbarda bulunan öğrenci okuduğu okulun adını vermiyor. Mektubu yayınlamayıp size başvursaydım, gönderdiğiniz yanıta benzer bir açıklama yapacaktınız. Benim görevim bir gazete yazarı olarak iddia edilen olayı kamuoyuna duyurmak. Ben sadece bunu yaptım.

Bu arada, gerçeği 8-10 saat içinde bulma hızınıza şaşırdığımı da söylemeliyim.”

(Hürriyet, 7 Haziran 2009)

***

Okuduğunuz yalanlamayı bana gönderen Polis Akademisi Başkanlığı’nın “Paralel Yapı”nın “İhanet Şebekesi”nin elinde olduğu düşünülebilir. Düşünülsün! AKP hükümetinin, İçişleri Bakanlığı’nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, bu türden bir yapı ve şebekeden habersiz olduğuna en geri zekâlı eblehler bile inanmaz. Mafya düzeninde bir taraf Sicilya’nın bir köyünden, öteki taraf bir başka köyünden idi.

***

 “ERGENEKON  BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT”

Ergenekon davasının savcı iddianamelerini okumadım. Benim işim değil. Ama bu metinler içinde yer alan belgelerin başta  rahmetli Türkan Şaylan olmak üzere, dava ile doğrudan ilgisi olmayan insanlar aleyhine basında nasıl kullanıldığını herkes gibi ben de biliyorum.

Başta sancaktar Vakit gazetesi olmak üzere İslamcı, iktidarcı, AKP’ci  medya olmak üzere nasıl kullanıldığını gördük, görüyoruz. Ama  Fethullah Gülen ve cemaatinin Ergenekon iddianamesinde ve belgelerinde adının geçip-geçmediğini kimse merak etmedi. Merak etmedi diyorum, belki de edemedi, çünkü basına yansımadı.

Ancak Milliyet Gazetesi muhabiri Nedim Şener’in “Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat” (Güncel Yayıncılık) adlı kitap çalışması bu merakımı sonuna kadar giderdi. Nedim Şener kitabına yazdığı önsözde şunları söylüyor:

“Bu kitapta yer alan belgelerin böylesi bir ihtiyacı (FG hakkındaki kuşkuları gidermek ya da kanıtlamak. Ö.İ.) ne ölçüde karşıladığı tartışılabilir. Ama Fethullah Gülen’in ifade ettiği şekilde, ‘cemaatin anlaşılamamasının’ temel nedenlerinden birini oluşturduğu da gerçek.”

“Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında da, cemaat tam anlamıyla şeffaflaşıncaya kadar Ergenekon davası ekleri arasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti güvenlik kurumlarının hazırladığı resmi istihbarat raporları anlam taşımaya devam edecektir.”

“Nitekim ‘gizli bir örgütlenme’ düşüncesi yaratan kendi propaganda faaliyetleri dışında, hareket hakkındaki en büyük bilgi yığını da bu raporlarda yer alıyor.”

“Devlet ve Fethullah Gülen ‘anlaşmazlığının’ arkasındaki bu raporlar, adeta bir ‘külliyat’ gibi Ergenekon davasının ekleri arasında karşımıza çıkıyor.” (S.10-11)

Benim bir fantezi olarak düşündüğüm şey meğer gerçekmiş; Ergenekon dosyaları arasında devlet birimlerinin hazırladığı raporlar varmış. İlginç ! Peki hangi amaçla?

Emniyet Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu, MİT, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Genel Kurmay Başkanlığı gibi devlet kurumlarının Fethullah Gülen ve hareketi hakkında, ilgili makamlara ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunulmak üzere hazırladığı raporların Ergenekon davası dosyalarında  işleri ne? Bu sorunun iki yanıtı var :

1.Fethullah Gülen ve hareketi şüpheli durumdadır, dava süresi içinde sanık durumuna geçecektir. Amaç : Resmi raporlara göre muzır olduğu kabul edilen Fethullah Gülen ve hareketini cezalandırmak.

2.Tam tersi : Dava süresi içinde, bu raporları hazırlayan kişi ve kurumları yargılayıp cezalandırmak.

Başka bir nedeni olabilir mi bu iki nedenin dışında ? Savcılık, davanın gidişatına göre bu iki olasılıktan birini kullanacak. Belki de hiçbiri. Kim bilir ?

5 Haziran 2009 tarihinde “Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” başlıklı yazımda, bu okullardaki Fethullahçı örgütlenmeyle ilgili bir elektronik ihbar mektubu yayınlamıştım. Polis Akademisi Başkanlığı’nın cevabını da 7 Haziran günü yayınladım. Daha sonra bir savcılık bana ihbarcının kimliğini sordu. Bilgisayardan sildiğim için kaynağımı açıklamadım. Silmeseydim de zaten açıklamazdım. Bilgime başvuran savcılığın Nedim Şener’in kitabını okumasını hararetle tavsiye ederim. Çok yararlanacaktır ! Ama dikkat etsin, Erzincan Başsavcısı gibi başına dert açabilir !

(Hürriyet, 23 Ağustos 2009)

***

Şimdi açıklamamda herhangi bir sakınca yok: “Bir Polis Meslek Yüksek Okulu” yazımla ilgili olarak bilgime başvurulmasını isteyen  kişi  dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner idi. O sırada İlhan Cihaner’in kim olduğunu bilmiyordum. Sonradan ortaya çıkan zihinsel yapısını bilseydim ve takdir etseydim bile ihbar mektubunu yazan öğrencinin adını vermezdim. Vermezdim, çünkü üzerimde çok olumlu izlenim bırakmış olsa bile aracı olarak ifademi alan savcıya da güvenmem mümkün değildi.

Bu yazdıklarım, Başyüce Recep Tayyip Bey’in ve AKP Hükümeti’nin yürüttüğü “Paralel Yapı” sürek avına birkaç damla açıklama getirebilir. AKP’nin, Fethullah Cemaati’nin işlerinden  bir “saf oğlan” gibi habersiz olduğu tam anlamıyla bir safsatadır. Bunun bir safsata olduğunu, İlhan Cihaner’in elinden alınan davanın tekrar açılması bile kanıtlayabilir. AKP iktidarının yaptığı, yapmakta olduğu şey, Fethullah Cemaati’nin Devlet’e ve Cumhuriyet’e karşı işlediği suçları ortaya çıkarmak değil, tam tersine bir ortak suçun kanıtlarını ortadan kaldırmaktan ibarettir.

Özdemir İnce

18 Ocak 2015

 

 

 

“KİM İNANIR?” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: KİM İNANIR?

Yorumlar kapalı.