KİMLİK : BİZE BİZDE BİZ DERLER…

Edebiyatçılar, gazete yazıcıları, televizyonlarda cerre çıkan tele-âlimler ve raşitik akademisyenler arasında tuhaf bir yığışım vardır : Gördüklerinden göz kirası, duyduklarından da kulak kirası isterler. Yenilik (!) olsun da nasıl olursa olsun.
Şimdi rahmetli olan ünlü bir şairimiz 80’li yıllarda yapısalcılık (strüktüralizm) moda olduğu zaman kendisini “yapısalcı şair” ilan etmişti. Ben de yapısalcılığın bir yazınsal yaratı yöntemi olmadığını, bir eleştiri ve metin çözümlemesi yöntemi olduğunu yazdığım zaman şaşırıp kalmıştı.
***
Bu türden hamlıklar sosyal bilimlerde ve siyaset bilimde de görülür. Ulus-devletlerin (ulusal devletlerin) artık sona erdiğini duydukları zaman nasıl da sevinmişlerdi. Ulus-devleti, alkol ve kumar gibi her türlü kötülüğün anası sanıyorlardı. İyi de ulus-devletin artık ıskartaya çıktığını ileri sürenlerin kendi memleketlerindeki ulus-devlet de sona ermiş miydi ? Buna hiç kafa yormuyorlardı.
Ama ulus-devlet sona erince (!) hedef tahtasındaki dünyaya çok kültürlülük ve alt kimlikler curcunası egemen olacak ve dünyaya nur topu (!) gibi bir demokrasi gelecekti. Ama gelebilir miydi ? Bunu hiç düşünmüyorlardı. Ulus-devletin sona ermediğini, kolay kolay sona ermeyeceğini söyleyenleri milliyetçilikle, faşistlikle suçluyorlardı. Böylece sosyal bilim yapmış (!) oluyorlardı. Ne gam !
Oysa kültürcülüğün bir tür gericilik ve anti-enternasyonalizm olduğunu yazan Samir Amin gibi bilim adamları da vardı. Çok kültürlü, çok alt kimlikli toplumlar tarihsel bir olgu. Ama Nilüfer Göle ve Ayşe Kadıoğlu gibi “bizimkiler” cemaatçi çok kültürcülüğü ve alt kimlikçiliği (ya da çok kültürcü ve alt kimlikçi cemaatleri) savunmayı çağdaşlık sanıyorlar.
***
“Bugün artık moda ‘kültürcülük’tür. Yani bir takım farazi sabitlere (bilhassa dini ve etnik) dayanan insani çoğulculuk görüşü. ‘Cemaatçilik’in gelişmesi ve ‘çok kültürlülüğü’ tanıma daveti, hep bu tarih görüşünün ürünüdür. Böylesi bir bakış açısı, modern zamanların sınıf mücadelesini globalleşmiş kapitalist sistemin etkilediği halkların katılım biçim ve koşullarını eklemlemeye çalışan tarihsel materyalist geleneğinki değildir şüphesiz.” (Samir Amin, “Modernite, Demokrasi ve Din”, Özgür Üniversite, S.156)
Dünkü yazımda da açıklamaya çalıştım : Neoliberal yeni emperyalizm global ideolojisi doğrultusunda kendi bölünmez bütünlüğünü ve bayrağını (yani ulusal devletini) korurken hedef aldığı toplumlarda ulusal devletleri atomlarına ayırmayı tezgahlıyor.
Eski Yugoslavya’da olanları hatırlayalım. Eski Yugoslavya çok uluslu, çok kültürlü ve çok dinli bir “Yugoslav ulusu” devleti değil miydi ?
Bu anlayışa göre “Amerikalı olmaktan gurur duyuyorum” sloganı modern devlet anlayışına uygun, fakat “Ne mutlu Türk’üm diyene!” şiarı şoven milliyetçiliğin simgesi oluyor.
Demokratik ulus devleti sabote eden dinsel ve etnik cemaatçilik sonuçta bağımsızlaşmayı ve kendi cemaat devletini, kendi aşiret devletini kurmayı amaçlar. Bir anlamda, ultra gerici, aşırı milliyetçi bir devlet anlayışına varır.
Küreselci politikanın amacı budur : Kendi bütünselliğini korumak, hedefteki avın bütünlüğünü ve kimliğini parçalamak. Salı günü bu konuya devam edeceğim.