KİMLİK DAYATILMAZ !

Doğrudur, 10 Aralık Hareketi’nin dediği gibi “Kimlik dayatılamaz !”
10 Aralık Hareketi Yürütme Kurulu, Burhan Şenatalar imzasıyla yayınlanan bildirisinde, Kürt sorunu bağlamında şu görüşleri ileri sürüyor:
“10 Aralık Hareketi açısından çözüm doğrultusunda atılacak adımların temelini 21.yüzyıl başında egemen olan insan hakları anlayışı oluşturmaktadır. Böyle bir anlayış çerçevesinde herkes kimliğini yaşamak ve yaşatmak, dilini, kültürünü öğrenmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahiptir. Tektipleştirici anlayışlarla kimseye kimlik dayatılamaz. Dolayısıyla Türkiye’de on yıllardır uygulanmış olan politikaların aşılması gereği açıktır.” (Milliyet, 06.06.09)
***
Baştan bozgunculuk yapmamak için bildirinin ana fikrine katıldığımı, ancak eksik ve yanlış bulduğumu da söylemeliyim. 10 Aralık Haraketi, “Devlet bireye hazır bir kimlik giydiremez”, diyor. Ki, haklıdır, diyelim. Peki bir birey ya da bir topluluk kendi varsayımsal kimliğini devlete dayatabilir mi ?
Bu nedenle “Tektipleştirici anlayışlarla kimseye kimlik dayatılamaz” görüşünü ileri süren 10 Aralık Hareketi, benim sorumu da yanıtlamak zorundadır : Birey ya da bir topluluk kendi varsayımsal kimliğini devlete dayatabilir mi ?
İşin kolayına kaçmadan sorulması gereken ilk ya da ikinci soru budur !
***
21. yüzyıl başlarında egemen olan insan haklarının arkasındaki felsefe eğer postmodern anlayış olmasa, hemen teslim bayrağını çekeceğim. Doğal olarak postmodernizmin ulusal devlet karşıtı bir kaprise sahip olduğunu da bilmesem…
10 Aralık Hareketi’nin ileri sürdüğü türden bir kimlik vurgusu sömürgecilik sonrasının (post-kolonyalizm) sorgulamalarıyla birlikte ortaya çıktı. Hindistan’a, Pakistan’a ve Afrika’ya uygulanabilir ama Türkiye’ye uygulanamaz. Çünkü Türkiye ne sömürge ne de sömürgecidir !
Post-kolonyalist düşünce haklı olarak İngiliz kimliğinin İngiliz sömürgelerine giydirilemeyeceğini söylüyordu. Böyle bir formülasyon Türkiye Cumhuriyeti ile Büyük Britanya İmparatorluğu’nu karıştırmak anlamına gelir ki tamamen saçmalıktır.
***
“Tek tipleştirici anlayışa” örnek olarak, “Ne mutlu Türküm diyene !” sloganı ile ilkokullarda söylenen “Türküm doğruyum, çalışkanım !” andı örnek gösteriliyor, gösterilebilir.
Bu açıdan bakılınca “Tek tipleştirici anlayış” olarak asıl karşı çıkılması gereken metin Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği Yasası) aralarında olmak üzere bütün devrim yasaları olmak gerekir. Öyle değil mi ?
Öğrenimin birleşterilmesi ile 19.yüzyılın sonralarından itibaren öğrenimde görülen medrese ve okul ikiliğine son verilmiş ve böylelikle ulusal kültür birliğine yönelmek istenmiştir. Öğrenim Birliği Yasası Türkiye Cumhuriyeti ulusal devletinin temel yasası olmuştur. Tek tipleştirici bir yasa değil mi ? Şimdi ne olacak, 10 Aralık Hareketi, tıpkı İslamcılar gibi Öğrenim Birliği Yasası’na karşı mı tavır alacak ?
10 Aralık Hareketi içinde yer alan siyasetçiler ile akademisyenlerin postmodernist metinlere bu kadar bel bağlamamaları gerekiyor. İnsan Hakları’na kuşkusuz “evet”, ama mikro milliyetçi ve cemaatçi postmodernist sos ile marine edilmişine da elbette “hayır!