KISKANÇ HACI AMCA

Yıl 1966 ! Dönem Süleyman Demirel’in devr-i saadeti !… Ben Paris’te Fransız hükümetinin burslusu olarak tahsil-terbiye görmekteyim. Ülker de Aydın’da İngilizce öğretmeni. Oğlumuz Tanbey iki yaşında.
Bir gün Ankara’dan okula bir müfettiş gelip Ülker’in ifadesini alıyor : “Dini değerlere saygısızlık” ediyormuş ve “Sol eğilimli” imiş… Ülker durumu bana yazdı. İşin aslı, Adalet Partisi il yönetiminin torpil baskılarına direnmesi idi… Çıkmak üzere olan doktora bursuna boş verip Haziran 1966’da Türkiye’ye döndüm.
***
Temmuz ayında Ülker’i İsparta’nın Yalvaç Lisesi’ne sürdüler. Böylece Ülker, “Demirel hükümetinin sürdüğü ilk kadın” unvanını kazandı ülkede.Yapılacak bir şey yoktu. Türkiye Öğretmenler Sendikası yürütmenin durdurulması davası açtı ama dava sonuçlanıncaya kadar Yalvaç’a gitmesi, benim de Paris’e onunla birlikte geri dönmek hayallerimden vazgeçmem gerekiyordu. Ben zorunlu olarak Aydın’da kalacaktım.
Aydın’dan otobüse binip Isparta’ya gittik ve akşamüzeri vardık. Otobüs garajında, “Ekstra kaza” Yalvaç’a harekete hazır bir otobüs vardı. Ona bindik. Karanlıkta ikide bir “Küt !” diye bir şeye çarpıyordu. Şoför muavini bunların köpek olduğunu söylüyordu.
Gece yarısı Yalvaç’a vardık. Bir caminin ve bir ulu çınarın yanında üzerinde otel yazan bir binaya girdik. Otel katibi çarşafların birkaç gün önce değiştirildiğini söyledi. Yorganın üzerinde soyunmadan uyuduk.
***
Yalvaç’ta yeni evlerin yapıldığı bir sokağın dışında kiralık ev yoktu. Öğretmenler yardım etmek istiyorlardı. Biri bizi “Hacı Amca” diye birine gönderdi. Kapıyı çaldık. Bir yaşlı kadın kapıyı açtı. Başındaki örtünün ucunu ağzına sıkıştırmıştı. Ülker kadına derdini anlattı. İkisi birlikte yukarı çıktılar, Ben kapının önünde epeyce bekledim. İndiler. Kadın memnun, gülümsüyordu. Yukarı katlarında bir yer varmış Ülker’e uygun.
“Hacı Amcan pek memnun oldu. Kimimiz kimsemiz yok, bize can yoldaşı olur” dedi. Ancak bir mesele vardı. Evli olduğumuza göre, arada sırada Yalvaç’a gelecek miydim ?
“Elbette, dedim, küçük bir oğlumuz var, o da gelir.”
“İşte bu olmadı, dedi kadın, Hacı Amcan pek kıskançtır. Evde yabancı istemez.”
Bunun üzerine, Hacı Amcamın karısının gözlerinin içine bakarak konuştum :
“Hacı Amcam de pek akıllıymış. Ben 28 yaşında dünya güzeli karımı emanet edip gideceğim, Hacı Amcam da anam yaşındaki karısını kıskanacak benden”
Hemen gidip “Holywood” sokağındaki evlerden birinin alt katını kiraladık.
***
Öğleden sonra Yalvaç çarşısını dolaşıyorduk. Birkaç bakkal dükkanının rafları tıkabasa içki doluydu. Özellikle de Tekel Kanyak’ı. Bunları mutaassıp ve muhafazakar Yalvaçlılar içiyordu. Bir kasabın önünde durduk. Yandaki berberden biri çıkıp, kasabın kıçına bir parmak attı. Kasap müşteriyi bırakıp elinde satır berberi kovalamaya başladı. Tam bir Ortaçağ manzarası idi. Yalvaçlılar kızmasınlar bana. Yarın övgülerini yapacağım !
(Bu girişten sonra, yarından itibaren, Prof.Dr.Binnaz Toprak’ın “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” raporu üzerine yazılarıma başlayacağım.)