“KRONİK DÜALİZM”

“Kronik düalizm” deyişine Mehmet Barlas’ın bir yazısında rastladım. Yayın tarihi ya 19 ya da 20 Haziran olmalı.
***
“Doğu kültürünün yaşama yansımalarını Batı değerleriyle ölçtüğünüz veya tersini yapıp Batı’yı Doğu’nun değer ölçüleriyle değerlendirdiğiniz zaman, gündeme uzlaşmazlıklar ve hatta kavgalar da geliyor. Toplumsal ve siyasal yaşamınız sürekli bir ‘düalizm’in kısır döngüsü içinde bunalıyor.”
Mehmet Barlas’ın sözünü ettiği olguya tam olarak düalizm denir mi, tartışmayacağım. İki kültürü, iki uygarlığı yaşayan her birey ve toplumun yaşaması gereken doğal çekişme. Bu çekişme bilinçli ise bir sorun çıkmaz.
***
Ancak Mehmet Barlas’ın verdiği örnekler yukarıdaki sözleriyle tam olarak örtüşmemekte: “Üniversite ile Medrese”, “Modern ordu ile yeniçeri”, “Millet ve ümmet”, “Devlet ve birey”, “Sivil toplum ve cemaat”, “Laikçi/dinci”, “AB’ci/AB karşıtı”…
Bunların arasında sadece “Üniversite ile Medrese” düalizme örnek olabilir. “Devlet ve birey” her toplumun içerdiği iki olgu-değer. AB’den yana ya da karşı olmak düşünce özgürlüğü bağlamına girer. Kimse bir şeye karşı olmak ya da olmamak için zorlanamaz. Millet ve laiklik olguları Cumhuriyet’in unsur ve tercihleri. Din cemaatlerinin sivil toplum olduğunu ileri sürmek de demagoji.
Mehmet Barlas durumu betimliyor ve onu toplumsal hastalık olarak sunuyor. Ama o kadar. İşin aslına değinmiyor. Sanki taraf tutmadan rapor yazıyor izlenimi yaratmak istiyor.
***
Türkiye’de elbette bir düalizm söz konusu. Cumhuriyet öncesinin ve Cumhuriyet’in 83 yılının trajik öyküsü. 19. yüzyılda, Osmanlı modernleşmesinde yaşandı bu düalizm: Bilimde, sanayide, teknolojide, eğitimde, hukukta, adalet sisteminde. Meşrutiyette üniversite ve medrese var, üfürükçü ve doktor var, şeriat ve medrese var, islam hukuku ve evrensel hukuk var, mahalle mektebi ve modern okul (Galatasaray) var.
Osmanlı devletindeki bu düalizm kendi zihniyetine uygundu, ama toplumun çağdaşlaşmasının önündeki en büyük engeldi.
***
Cumhuriyet’in uygarlık projesi bu düalizmin ortadan kalkmasını öngörüyordu. Devrimler (Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medeni Kanun ve nikah, Kıyafet kanunu, harf ve sayı devrimi…) bu amaçla yapıldı. Ve Cumhuriyet 1923 ile 1950 arasında bu düalizmi her alanda ortadan kaldırmak için elinden geleni yaptı.
Ancak 1950’den sonra Cumhuriyet’in uygarlık yolunun karşısına tekrar düalizm çıkartıldı. Bunun en güzel örneği İmam-Hatip okullarıdır. Ancak, düalizmden şikayet eden Mehmet Barlas’ın İmam-Hatip okullarını gerçekten eleştirdiğine tanık olmadım. Her kim ki düalizmden şikayet eder, Cumhuriyet’in devrimlerine sahip çıkar. Örneğin laiklik ile dinciliği aynı terazide tartmaz. Bu konu ne vaizliğe ne de hakemliğe izin verir!
***
Bu ülke 1990’larda “Çok hukukluluk” zırvalarının tartışıldığına da tanık oldu. Siyaset Meydanlarında ve benzeri yerlerde demokrasi adına çok hukukluluk bile tartışıldı. İsterseniz çok hukukçuluğun silahşörü Ali Bulaç’a sorun.
Kronik düalizm ne yazık ki var. Cumhuriyet ve Cumhuriyet karşıtlığı. Sizin yeriniz nerede?