KURAN VE BALE KONUSUNDA KÜSTAHLIK

Çocuklara tay tay durur-durmaz Arapça Kuran ezberletilmesini isteyen bir İslamcı gazete,
“Küstahlığa bakın !” diye üst manşet atmış. Bu üst manşetin nedeni de bir gazete yazarının ilkokul beşinci sınıftan önce Arapça Kuran ezberletilmesinin pedagojik olmadığını ileri sürme si. “Memleketin çocuklarına bale öğrenmek serbest, Kuran öğrenmek yasak !” diye de aklı sıra bir kanıt ileri sürüyor. Böyledir bunlar, sıkıya gelince pedagojiye medagojiye boş verip Kuran kursu ile bale eğitimini karşılaştırırlar. Ve günaha girerler !
Pedagoji bilimine göre her bilgi disiplinini öğrenmenin bir yaşı vardır. Aritmetik, aritmetik-geometri, cebir, uzay geometrisi, fizik, kimya, felsefe, mantık, sosyoloji ve öteki disiplinler belli bir yaşta öğretilmeye başlanır.
Sadece bale değil, jimnastik, ritmik jimnastik, futbol, voleybol, yüzme de çok erken yaşlarda öğreniliyor. Daha doğrusu bu alanlarda eğitim çok erken yaşlarda başlıyor. Çocuk dahi olsun olmasın piyano, keman eğitimi de öyle.
Bu alanlarda yetenek, algılama ve duyarlılık önemli ve bunlar çocuklarda çok erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Aritmetikte dört işlemi öğrenmeden, Türkçe okuyup-yazmayı tamamen sökmeden, bir çocuğa Arapça Kuran ezberletmek pedagojik açıdan çok ağır bir işkencedir.
***
Ayrıca, din görevlisi yetiştirmek üzere özel olarak açılmış olan İmam-Hatip Liselerine dokuzuncu sınıftan sonra öğrenci alındığına göre, Kuran eğitimine daha küçük yaşlarda başlanmasını istemenin de hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.
Amaç kuşkusuz Kuran öğretmek değil, çocukları tarikat disiplinine, biat ve itaat kültürüne çok küçük yaşlarda yem yapmak ve siyasal İslam’a 6-7 yaşından itibaren nefer yetiştirmek.
Hükümet yaz aylarında Kuran kurslarına gitme yaşını dördüncü hatta üçüncü sınıfa indirmek için girişim başlatmışken, Anayasa Mahkemesi daha önce açılmış bir davayı sonuçlandırarak, ilköğretim beşinci sınıfı bitirenler için yaz aylarında Kuran kursu açılabileceğine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı da pedagojik açıdan tartışılabilir ama hiç değilse yaş düzeyini yükselterek yasal bir sınır getirdi.
***
Diyanet İşleri eski başkanı Tayyar Altıkulaç “Azınlıklar küçük yaşta dinlerini öğrenebilirken Türk vatandaşlarına bu yönde yasaklamalar getirilmesi doğru değildir, ayıptır” diyor (Star, 10.10.09).
Tayyar Altıkulaç’ın azınlıkları vatandaş saymaması ayıbını bir yana bırakalım, onların durumunun Lozan Antlaşması ile belirlendiğini bilmiyor mu acaba ? Yasalar, Müslüman cemaatlere özel okul açma hakkı vermezken, azınlıklara bu hakkı verdiğini de bilmiyor anlaşılan. Bilseydi, azınlıklar kendi ilk ve ortaöğretim okulları açma hakkına sahipken, tarikatların kendi okullarını açamamasını da kınayabilirdi.
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ise bilimsel (!) düşüncesini şu veciz cümle ile dile getiriyor : “Okumanın yasaklanması diye bir şey olur mu ? Kim ne okumak istiyorsa, okusun. İsteyen Teksas, isteyen Tommiks, isteyen Kuran, isteyen İncil okusun!” diyor.
İyi de Rum çocukları İncil’i Helence, Ermeniler Ermenice okuyor. Türk çocukları Tommiks ve Teksas’i Türkçe okuyup anlıyorlar. Peki, Türkçe dururken küçücük çocuklara Arapça Kuran ve dua ezberletmek zulüm değil mi ? Bu zulmü yaşamış biri olarak ilkin kendisinin bu düzene karşı çıkması gerekirdi !