KÜRTÇÜLÜK SORUNUNUN TERSİ VE YÜZÜ (1)

Türkiye’de sorunlar mesele, meseleler problem, problemler sorun, sorunlar mesele oluyor. Üç sözcük de aynı anlama geliyor diye karşı çıkmayın sakın. Sözcük, kavram ve tanım bilmemenin, hepsini birbirine karıştırmanın traji-komik boyutlarını abartmak ve gözlere sokmak için yazdım o cümleyi.
***
Türkiye’nin bir Kürt sorunu yok, Kürtçülük sorunu var ! Çünkü “Kürt sorunu” olarak öne ve ileri sürülenlerin hangilerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt kökenli vatandaşları tarafından istendiğini bilmiyoruz. Bu istekler toplamı bir referandum sonucu ortaya çıkmadı. Türkiye Kürtleri adına konuşmak hakkına sahip herhangi bir inandırıcı örgüt yok.
PKK da, DTP de Türkiye Kürtlerini temsil etmiyor. Politik ve sosyolojik olarak tanımlar ve betimlersek bu iki örgüt de kendilerine özgü bir tür Kürtçülüğü temsil etmekteler. PKK ve DTP kendi Kürtçülük sorunlarını bir “Kürt Sorunu” adı altında ileri sürmekteler. Ki sürebilirler. Ama siyasal partilerin, hükümetin, devlet kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin onlar gibi “Kürt Sorunu” jargonu kullanmaları çok yanlış.
Benim de zaman zaman, kalabalığa uyup, “Kürt Sorunu” dediğim olmuştur. Bundan dolayı okurlarımdan özür diliyorum. Bu yanlışlığın farkına vardığım için “Demokrasisiz Demokrasi” (Cumhuriyet Kitapları, Haziran 2009) adlı kitabımda, konuyla ilgili olarak yazdığım yazıları topladığım bölüme “Kürtçülüklere Dair” adını verdim.
Türkiye’nin çok büyük bir sorunu var kuşkusuz : Bu sorunun adı “Kürt Sorunu” değil, Türkiye’nin bir coğrafi bölgesinin ve o bölgede yaşayan vatandaşların toprak, iş, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel maddi sorunları ve genel olarak çağdaş uygarlıktan yoksun kalma sorunları.
Bu bir milli ve etnik kökenli sorun değil. PKK ve DTP ve genel olarak Kürtçüler bu maddi temel sorunları soyutlaştırarak ona politik bir libas giydiriyorlar.
***
Garip bir anlayış tarzı var. Örneğin İmam-hatip liseleri konusunda bir dizi yazı yazıyorum, imam ve müezzinlerin ezan okuma konusundaki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genelgelerine aykırı davrandıklarını yazıyorum. Din düşmanlığı yaptığımı ileri sürüyorlar.
Doğu ve Güney-Doğu bölgesinin sorunlarını Kürtçülüğe indirgeyenleri eleştiriyorum. Kürt düşmanlığı yaptığımı söylüyorlar.
On yıldır, “Anadilde eğitim” ile “Anadilin özgürce öğrenilmesi”ni birbirine karıştırmayın diye yazdım, sonunda insanları mutsuz edersiniz diye yazdım. Artık yalanların saltanatının bittiği, biteceği yer ve dönem geldi.
Üniter bir devlette anadilde eğitim-öğretim hakkı olmaz, üniter devlette resmi dil dışında bir dil eğitim-öğretim dili olamaz diye yazdım. Ama yalana devam ettiler. İşte yalanların sona erdiği, ereceği bir dönem geldi.
Anadilde eğitim-öğretim hakkı istemek, özerklik istemek, federasyon istemek anlamına gelir, ama anadili öğrenme özgürlüğü başka bir şey diye yazdım. Yüzüme trene bakarmış gibi baktılar.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Kürtlerin elbette bütün vatandaşlar gibi her türlü temel hakları var. Ama bu haklar Kürtçülerin öne sürdüğü gerçekdışı, dayanaktan yoksun haklar değil. Bu yazı dizisinde Kürtçülerin iddialarını tartışacağım. Eleştiriler Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt asıllı vatandaşlarıyla ilgili değildir. Bunu “Ne günlere kaldık!” diyerek özellikle açıklamak istiyorum. (Devam edecek.)