KÜRTÇÜLÜK SORUNUNUN TERSİ VE YÜZÜ (15)

GÖRDÜĞÜNDEN GÖZ KİRASI İSTEMEK

DTP ve Kürtçüler ne istiyorlarsa açık-seçik söyleyecekler. Dünkü yazımda belirttiğim gibi özerkliğe, federasyona, ayrı devlete giden yolun gerçekleriyle yüzleşecekler.

Bir kez daha yazıyorum : “Biz anadilde eğitim-öğretim isteriz” demek, “Kürtçenin ilk, orta ve yüksek öğrenimin bütün aşamalarında öğretim dili olması”nı istemek anlamına gelir, ki bu da federasyonu ve ayrı devleti işaret eder. Uzlaşma sürecinde doğru sözcük, doğru sıfat ve doğru deyimlerle (terminoloji ile) konuşmak ve yazmak gerekir. Tersi kaos yaratır !

Türkiye’nin “Kürdistan” olarak ilan edilmesi istenen bölgesinin geri kalmışlığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ırkçı, ayrılıkçı, ötekileştirici siyasetinden kaynaklamamaktadır. Cumhuriyet 1923-1950 yılları arasında bir süre bir asimilasyon programı uygulasa bile söz konusu bölgeye ciddi yatırımlar yapmış; sanayinin, hayvancılığın gelişmesi için ciddi girişimlerde bulunmuştur. Doğruyu bulmak için, dönemi suçlamaktan vazgeçip gerçekleri görmek, AKP iktidarı tarafından haraçmezat satılan, özelleştirilen KİT’leri anımsamak gerekir. AKP hükümeti ve liberalizm, devletçiliği mahkum ettiği için, devlet o bölgeye yatırım yap(a)mıyor. Peki özel teşebbüs ve Kürt kökenli işadamları neden yatırım yapmıyor ?

DTP ve Kürtçüler kapağını açmak istemiyorlar ama bölgenin geri kalmasının nedeni sanıldığı gibi CHP’nin tek parti rejimi değildir. CHP’nin toprak reformu, tarım reformu yapmasına, Köy Enstitüleri marifetiyle köylüyü eğitme programına engel olan tutucular, muhafazakarlar, İslamcılar, Kürt âyan ve feodallerdir. Bunların Avrupa ve Amerika’da okumuş çocuklarıdır!

DTP ile Kürtçüler demokratikleşmeden, kültürel haklardan, çok kültürlülükten, çiçek bahçelerinden söz ediyorlar, ama bölgede egemen olan  feodal yapıdan, aşiret düzeninin terör ve baskılarından neden söz etmiyorlar ?  Toprak köleliğine, ağalık düzenine bağımlı kronik işsizlikten neden söz etmiyorlar ? Tarikatların ve şeyhlerinin neden adını bile anmıyorlar ?

Yaşar Kemal bile nihayet “Demokrasiyi istiyorsak, halkımızı seviyorsak, ağalardan, beylerden, şeyhlerden kurtulmalıyız” diyor. (Vatan Kitap, 16.09.09)

Türkiye’nin “Kürdistan” sayılmayan bölgelerinde demokrasiye engel başka şeyler var ama, ağalık, beylik, şeyhlik düzeni yok. Bu düzen nerede ise açık adresini vermek gerek.

Dün adını verdiğim kitabın yanı sıra Hakan Özoğlu’nun “Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği” (Kitap Yayınevi) ve Bilâl N.Şimşir’in “Kürtçülük I-II” (Bilgi Yayınevi) kitapları incelendiği zaman, Kürt ayaklanmalarına, başta Nakşibendi Şemdinan, Bedirhan, Cemilpaşazâde ve Arvasî aileleri gibi âyan ve şeyh ailelerinin öncülük ettikleri; ayrılıkçı ve bağımsızlıkçı Kürt Teali Cemiyeti’nin (17.12.1918) kuruluşuna bu ailelerin dışında Babanzâlerin katıldığı görülecektir.

Feodal düzen, aşiret yapısı, ağa, bey, şeyh ve mir despotizmi yıkılmadan hedef bölgede demokrasi kurulamaz. Geçmişte Kürt milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının kaynağı toprak sahibi sınıf idi. Bu sınıf günümüzde Kürt solunu, Kürt işçi ve köylü sınıfı bilincini iğdiş etti.

Kürtçüler bölgenin geleneksel yapılarının yıkılması olasılığından korktukları için ayrılıkçı politika izliyorlar ve bu yapıyı federe ya da bağımsız devlete taşımak istiyorlar.

Bu açıdan bakınca Devlet, Kürtçülerden ve DTP’den çok daha demokrat !

(Hürriyet, 27 Eylül 2009)

(Direnen Cumhuriyet, Destek Yayınları, 2010)

***

EK AÇIKLAMA:

2009 yılında DTP (Demokratik Toplum Partisi) vardı, şimdi HDP (Halkların Demokratik Partisi) var. Ha Ali Veli, ha Veli Ali! Aynı hamam aynı tas!  Kafa ve diyalektik değişmedi. Hep “Ver ver!”, “Yap yap!” anlayışı.

Ufak tefek değişiklik yaptıktan sonra bu bölümü bir kez daha okuyalım:

HDP (Halkların Demokratik Partisi)  ve Kürtçüler kapağını açmak istemiyorlar ama bölgenin geri kalmasının nedeni sanıldığı gibi CHP’nin tek parti rejimi değildir. CHP’nin toprak reformu, tarım reformu yapmasına, Köy Enstitüleri marifetiyle köylüyü eğitme programına engel olan tutucular, muhafazakarlar, İslamcılar, Kürt âyan ve feodallerdir. Bunların Avrupa ve Amerika’da okumuş çocuklarıdır!

HDP ile Kürtçüler demokratikleşmeden, kültürel haklardan, çok kültürlülükten, çiçek bahçelerinden söz ediyorlar, ama bölgede egemen olan  feodal yapıdan, aşiret düzeninin terör ve baskılarından neden söz etmiyorlar ?  Toprak köleliğine, ağalık düzenine bağımlı kronik işsizlikten neden söz etmiyorlar ? Tarikatların ve şeyhlerinin neden adını bile anmıyorlar ?

Yaşar Kemal bile nihayet “Demokrasiyi istiyorsak, halkımızı seviyorsak, ağalardan, beylerden, şeyhlerden kurtulmalıyız” diyor. (Vatan Kitap, 16.09.09)

Türkiye’nin “Kürdistan” sayılmayan bölgelerinde demokrasiye engel başka şeyler var ama, ağalık, beylik, şeyhlik düzeni yok.

Bu düzen nerede ise açık adresini vermek gerek.

Dünkü  (10.03.2015) yazıda  adını verdiğim kitabın yanı sıra Hakan Özoğlu’nun “Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği” (Kitap Yayınevi) ve Bilâl N.Şimşir’in “Kürtçülük I-II” (Bilgi Yayınevi) kitapları incelendiği zaman, Kürt ayaklanmalarına, başta Nakşibendi Şemdinan, Bedirhan, Cemilpaşazâde ve Arvasî aileleri gibi âyan ve şeyh ailelerinin öncülük ettikleri; ayrılıkçı ve bağımsızlıkçı Kürt Teali Cemiyeti’nin (17.12.1918) kuruluşuna bu ailelerin dışında Babanzâlerin katıldığı görülecektir.

Feodal düzen, aşiret yapısı, ağa, bey, şeyh ve mir despotizmi yıkılmadan hedef bölgede demokrasi kurulamaz. Geçmişte Kürt milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının kaynağı toprak sahibi sınıf idi. Bu sınıf günümüzde Kürt solunu, Kürt işçi ve köylü sınıfı bilincini iğdiş etti.

Kürtçüler bölgenin geleneksel yapılarının yıkılması olasılığından korktukları için ayrılıkçı politika izliyorlar ve bu yapıyı federe ya da bağımsız devlete taşımak istiyorlar.

Kürtçüler, Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesini istiyorlar. Güzel! Bu yapılıyor zaten! Ama Kürtçülerin Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile olan ilişkileriyle, genel olarak da Türkiye soluyla yüzleştiklerine tanık olmadık!

12 Mart 2015