KÜRTÇÜLÜK SORUNUNUN TERSİ VE YÜZÜ (9)

İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara :  31 Ağustos tarihli gazetelerin ekonomi sayfalarında belki görmüşsünüzdür : Sabancı Holding’in Toyota hisselerini 85 milyon dolara satın alan Ortadoğu merkezli ALJ Grup’un Avrupa Direktörü Ali Haydar Bozkurt, “Toyota’yı çok istiyorduk, fiyat pazarlığı bile yapmadık” demiş.

Bu da bir alışveriş tarzı. Bir şeyi çok isteyen pazarlık yapmaz. Dahası bu türden bir yöntemle, satışa çıkmamış bir malı bile satın almak mümkün.

Ama bu, alışverişte çok kullanılan bir genel kural değildir, çok özeldir.

Ev alacak kimse, satıcıya ilkin satış fiyatını sorar. Sonra pazarlık başlar. İki taraf da ciddi ise üç aşağı beş yukarı sonunda alışveriş tamamlanır.

Eskiden at pazarlarında “at cambazları” vardı. Bunlar atla ya da at üzerinde cambazlık yapmazlardı. Bu adamlar satış eyleminde aracılık yaparlardı. Satıcı ve alıcının ellerini birleştirir, üçlü el eşek kuyruğu gibi aşağıdan yukarıya sallanırdı. Satış tamamlanırsa, at cambazı iki taraftan bahşiş alır, bu sayede geçinip giderdi.

Kürtçülük sorunu ya da demokratik açılım dedikleri şey de o hesap. AKP iktidarı bu konuda da genel kuralın dışına çıkıyor ve kendine özgü karakuşî bir yöntem uyguluyor. Malın fiatını satıcı ile değil de ilgili-ilgisiz kimselerle tahmin üzerine bir konuşuyor. İlkin kendisine hayran gazete yazıcılarıyla görüşme yaptı. Onlardan alışveriş konusunda görüş aldı. Ancak tahmin üzerine değer ölçümü çalışması yapılamaz, yapılmamalı.

Sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri (!) ile görüşmeler yapacak. Sonra (teşbihte hata olmaz) mal sahibine bir fiyat önerecek. Bu yöntem kesinlikle yürümez !

Kürkçülük sorunu konusunda, AKP hükümetinin karşısında üç olası muhatap var : DTP,  Abdullah Öcalan ve  PKK. Bu konuda Abdullah Öcalan ve PKK ile açıktan ve resmen pazarlık yapmak yakışık almaz.

Ama nitelik ve niyeti ne olursa olsun, TBMM’de temsil edilen ve şu anda yasalara göre legal bir siyasal parti olan Demokratik Toplum Partisi (DTP) ile görüşmeler yapılabilir.

DTP, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt kökenli vatandaşlarını yüzde yüz temsil ediyor mu ? Elbette hayır ! Ben yapamam, DTP’nin temsil oranını matematikçiler hesap etsin. Başka çare yok.

DTP, PKK ile, Abdullah Öcalan ile, bölge insanlarıyla görüşüp ortak bir görüşe erişebilir. Bu görüşleri bir dosya halinde AKP hükümetine sunabilir. Ancak öyle yapılmalı ki DTP faturayı en yüksek fiyatlar üzerinden teklif etmeli ve sonradan eklentiler yapmamalı faturaya.

Kürtçülük sorunuyla ilgili sağlıklı pazarlıklar ancak o zaman başlayabilir. Anayasa değişikliği olarak neler istiyorlar; kimlik tanımını kendileri sözcüklere döksünler; Kürtçe hakkında neler istiyorlar, Kürtçenin özgürce öğrenilmesi hakkını mı yoksa Kürtçenin Türkçe gibi eğitim-öğretim öğretim dili olmasını mı ?

Statükonun devamını istemedikleri belli. Ama özerklik mi, federasyon mu, konfederasyon mu istiyorlar ? Önemli olan çuvalın içindekileri görmek için çuvalın boşaltılıp tersine çevrilmesi.

AKP’nin yöntemi yanlış. Yaptığı açılım bir çıkmaz sokağa çıkar !

(Hürriyet, 16 Eylül 2009)

(Direnen Cumhuriyet, Destek Yayınları, 2010)

***

EK AÇIKLAMA:

5 yıl önce bu yazılar yazılırken Kürtçü taraf Anadilde Öğretim koşununu açıkça dile getirmiyordu. Yeni dönemde HDP (Halkların Demokratik Partisi), PKK (Kandil) ve Öcalan artık Kürtçe Anadilde Öğretimi baş koşul olarak öne sürüyorlar.

Bu koşulun gerçekleşmesi,  Türk-Kürt Federal Devleti kurulmadan mümkün değil. Barış Süreci’nin bu “mümkün olmayış”ı mümkün hale getirmesi kesinlikte mümkün değil!

Böyle bir federatif  bölünmeye ancak TBMM karar verebilir. Bu karar da yeterli olmaz. O zaman bütün Türkiye nüfusunun katılacağı bir referandum zorunlu olur. Refrendumun sonucu ne olur, bunu kimse bilemez.

Silahlı isyancı ile barış masasına oturan AKP hükümeti örneği de dünyada ilk kez görülüyor. Barış  Süreci olumlu sonuç vermezse – ki olumlu sonuç vermesi pek zayıf!- bunun sorumlusu AKP Hükümeti ile HDP+PKK+Öcalan üçlüsü olacaktır.

28 Şubat 2015