KÜRT’Ü ELMA ŞEKERİYLE KANDIRMAK

Baskın Oran, 12.08.2012 tarihli Rakidal İki’de “Türkiyeli’yi çoook ararsın Türk Kardeşim” başlıklı bir yazı yayınladı. Aralarında kendisi de olmak üzere dört-beş yıl kadar önce “Ayrılıkçı Kürt”ü kızdırıp azdırmamak için artık ”Türk vatandaş” yerine “Türkiyeli” isim ve sıfatının kullanılmasını öneriyorlardı. Onlara göre “Türk” isim ve sıfatını kullanmak faşistlikti, “Türk diktatoryası”ndan yana olmaktı. Bu “talimat” (!) öncesinde, Türkçeyi yazınsal yaratı dili olarak kullanan Kürt kökenli yazar ve şairler, kendilerini etnik Türklerden ayırmak için “Türkçe Edebiyat”, “Türkçe Şiir” formülünü bulmuşlardı. “Siz bizim Türkçe yazdığımıza bakmayın ben (biz) kesinlikle Türk değiliz!” demeye getiriyorlardı.
“Türkiyeli” neyse ama “Türkçe Edebiyat, Türkçe Şiir” tam anlamıyla zırvalamaydı. Çünkü bir dili yazma dili olarak kullanan ve o dilin ülkesinin vatandaşı olan herkes, etnik kökenine bakılmaksızın, o dilin parantezi içinde yer alır: İngiliz edebiyatı, Fransız romanı, İtalyan yazar, İspanyol şair…
Bir ülke ile köken ve vatandaşlık ilişkisi olmayan ama ülkenin (kendi anadili olmayan) dilini yazı dili olarak kullanan yazar için kullanılan başka bir sıfat vardır: Frankofon (Fransız dilli, Fransızca konuşan)…
Türkçe yazan Kürt kökenli şairler de, Baskın Oran da sözcük ve sıfatlarla Kürtleri kandırmaya çalışıyorlardı. 2009 yılında, Hürriyet gazetesinde, 2 Eylül – 27 Eylül 2009 tarihleri arasında “Kürtçülük Sorununun Tersi ve Yüzü” başlıklı 15 yazı yayınladım. Baskın Oran adı bu yazılarda birkaç kez yer aldı.(Bu yazılardan sekizincisi Baskın Oran’a özel ders gibidir.) Bu dizi yazının ardından, Baskın Oran’ın Kürtçülük bağlamında hal ve gidişini ele alan dört yazı yayınladım: “Baskın Oran Okurlarını Kandırıyor” (29.09.12), “Baskın Oran, Atma Şampiyonu” (30.09.12), “Baskın Oran’ın Marazlı Fanatimzi” (02.10.12), “Baskın Oran İçin Ezber Ödevi” (03.10.12).
Bu andığım, yazıların hepsi “Direnen Cumhuriyet” (Destek Yayınları) adlı kitabımda yer almaktadır.
BASKIN ORAN’IN KAFASI VE ELİ
Baskın Oran’ın yazısını okuyunca, adımı anmasa da, bana cevap verdiğini, beni sarakaya almaya çalıştığını fark ettim. Yazısını, Türkiye’nin en iyi top kaldırıcı röportajcısı Neşe Düzel’in Devrimci Demokrat Kürt Derneği (DDKD) Başkanı İmam Taşçıer ile yaptığı söyleşi (Taraf, 06.08.12) üzerine kuruyor.
İmam Taşçıer şöyle demiş: “Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeyi tatmaları gerekiyor. Kürtler bunu tatmadıkça hiçbir çözüm gerçekçi olmaz. Kürtler kendi kendini yönetmeyi bir kez tattıktan sonra masaya oturulur ve gerçekçi çözüm bulunur.”
Baskın Oran bu cümleyi dil içi tercüme ederek, ne anlama geldiğini açıklıyor: “Bize siz Türkler böyle öğrettiniz, bizi siz bu hale getirdiniz. Nasıl şimdi Türk efendi ise, biz de Kürt’ün efendi olmasını istiyoruz. Bizim iyice tatmin olmamız gerekiyor.”
Yazının başlığı ile, bu cümle ve yorumunu birlikte okuyalım: “Bazı hıyar Türkler ‘Türkiyeli’ sözcüğüne karşı çıktıkları için Kürtler gücendi, bu yüzden artık kendi kendilerini yönetmek istiyorlar.”
Baskın Oran’ın kafası ile yazan eli arasında herhangi bir iletişim yoktur. Eli, kafasının düşündüğünü değil, kendi bildiğini yazar. Onun, kafası değil eli düşünür.
En azından 15 yıldır Kürt sorunu bağlamında yazı yazıyorum. Kürt önderleri, 1985’ten bu yana sözcükleri gevelediler, ama DDKD Başkanı İmam Taşçıer’in söylediği şu üç satırlık cümleyi söyleyemediler, hep sözcüklerle oynaştılar, ayrılma düşüncelerini Anadilde eğitim talebiyle örttüler. Ben hep bu sözcük oyunlarının üzerini açmaya çalıştım.
Baskın Oran’ın eline bakılırsa, “İdraksiz Türkler” eğer “Türkiyeli” isim ve sıfatını kabul etmiş olsalardı, PKK çoktan dağdan iner, silah bırakırdı.
SORU, CEVAP VE YORUM
Neşe Düzel soruyor: “Mesela, AB hukukunu uygulayan bir Türkiye’de Türk ve Kürt eşit olamaz mı?”
İmam Taçıer cevap veriyor: “Bu eşitlik ancak çok ileri demokrasilerde olabilir. Çünkü yasaları ne kadar değiştirirseniz değiştirin bu ülkede mantalitenin de değişmesi lazım. Yüzyıldır inkar ve asimilasyon politikasının uygulandığı bir yerde sorun, eşit vatandaşlıkla birdenbire çözülmez. Bu yüzden, Kürtlere, kendilerini yönetebileceği bir bölge lazım.”
Baskın Oran yorumluyor: “Dinlendin di mi ‘Türk’ kardeşim, canım benim, hadi şimdi söyle bana ‘Türkiyeli’ tu kakaydı değil mi? Vatana ihanetti di mi? Yabancı dillere bile tercüme edilemeyecek kadar yapay terimdi ha? Al sana doğalını şimdi, daş gibi, ne yaparsın sen karar ver. Türkiye Tabipler Birliği değil de Türk Tabipleri Birliği öyle miydi canım. Al sana Kürt Tabipleri Birliği’ni de anla şimdi.”
İmam Taşçıer’in sözleri bir politik düşünceyi dile getiriyor. Özetle, “Kürtlere, kendilerini yönetebileceği bir bölge lazım”, diyor. Öteki sözlerinin fazla önemi yok.
Baskın Oran’ın yorumuna gelince: Düşünceden yoksun, çıvık sözler. Üniter devlet içinde “Kürt Tabipler Birliği”ni kurmak epeyce kışkırtıcı bir tavır olur, ama, neden olmasın, kendi yönettikleri bir bölgeye (toprağa) kavuştukları zaman kendi adlarını taşıyan birliklerini kurarlar. O zaman bize “Hayırlı olsun!” demek düşer.
Bak hele, “Türkiyeli” sözcüğünü kabul etsem, İmam Taşçıer, kendi yöneteceği bir toprak parçası istemeyecekmiş. Buna, düpedüz, “Kürt’ü elma şekeriyle kandırmak” denir, kendini herkesten akıllı sanan Baskın Oran hoca… İmam Taşçıer’e bir sor bakalım!
O, elma şekeri değil kendi “Kızıl Elma”sını istiyor. Kızıl Elma, sözcük değil, bir toprak parçasıdır. Bu nedenle sapla samanı karıştırmamak gerek…