LAFLA YÜRÜYEN (YÜRÜYEMEYEN) PEYNİR GEMİSİ

 

 PEYNİR GEMİSİ 2

Atalarımız, “Lafla peynir gemisi yürümez!” demişler ama ünlü açılım programı lafla yürüyor. Belki de laf batağına batmasına karşın “Yürüyor”muş algısı satılıyor. Bu böyle yürümez yürümesine ama, korkarım, peynir gemisi kayaya çarpıp batacak.

 

Bu peynir gemisi hakkında yaratılan hayaller üzerine, 2000 yılından bu yana yayınladığım yazıları üç öbekte topladım, neredeyse 100 bilgisayar sayfasını buluyor. Kitap olarak 250 sayfayı bulur da geçer. Kıyıda-köşede kalanlar eklendiği zaman kallavi bir kitap olur, olacak.

“Kürtçülüğün Sırat Köprüsü” olacak adı. Dört bölümden oluşuyor:

–        İLK YAZILAR

–        KÜRT SORUNUNDA KENDAL NEZAN’IN KANTARI

–        KÜRT SORUNUNDA HAYALLER VE GERÇEKLER

–        KÜRT SORUNUNUN TERSİ VE YÜZÜ

Bir yığın şeyden bıktığım gibi kitap yayınlamaktan da bıktım. O da lafla peynir gemisi yürütmek. İyi de, yürümüyor babam! Durumum, Kral Davud’un oğlu Vaiz’in halinden farksız.

 

[YERUŞALİMDE kıral olan Davudun oğlu Vaizin sözleri. Boşların boşu, Vaiz diyor, boşların hoşu, her şey boş. Güneş altında çektiği bütün emeğinden insanın kazancı nedir? Bir nesil gidiyor, ve bir nesil geliyor; fa­kat dünya ebediyen duruyor. Güneş do­ğuyor, ve güneş batıyor, ve yerine, doğduğu yere, koşuyor. Yel cenuba gidiyor, ve yel şimale dönüyor; döne döne gidiyor, ve yel dönüşlerini tekrar ediyor. Bütün ır­maklar denizin içine akıyor, fakat deniz dolmuyor; ırmaklar aktıkları yere, yine oraya akmaktalar. Bütün şeyler yorgun­lukla dolu; insan onu söyliyemiyor; göz görmekle doymıyor, ve kulak işitmekle dolmıyor. Ne var idi ise, olacak odur; ve ne yapıldı ise, yapılacak odur, ve güneş altında yeni bir şey yok. ‘Bak, bu yenidir, diyecek bir şey var mı? Çoktan, bizden evel olan asırlarda olmuştur. “Evelkiler anılmıyorlar; gelecek olan sonrakiler  kendilerinden sonra gelecek olanlar arasında anılmıyacaklar.

RÜZGAR 2

Ben, Vaiz, Yeruşalimde İsrail üzerine kraldım. Ve göklerin altında yapılmakta olan her şey hakkında hikmetle araştırmağa ve soruşturmağa yüreğimi verdim; bu kötü bir zahmettir, Allah onu adam oğullarına onunla uğraşsınlar diye vermiştir. “Güneş altında yapılan bütün işleri gördüm; ve işte, hepsi boş, ve yeli kavramağa çalışmaktır. İğri olan doğrultamaz; ve eksik olan sayıya gelemez. Yüreğimle söyleşip dedim: İşte, benden önce Yeruşalimde olanların hepsinden ziyade hikmet artırdım, ve yüreğim çok hikmet ve bilgi gördü. Ve hikmeti öğ­renmeğe, ve deliliği ve akılsızlığı öğren­meğe yüreğimi verdim; anladım ki, bu da yeli kavramağa çalışmaktır. Çünkü çok hikmette çok keder var; ve bilgi artıran dert artırır.] (Tevrat, Vaiz, Bap 1)

***

Ama ben ömrüm boyunca o yeli kavramaya çalıştım, deliliği ve akılsızlığı öğrenmeye çalıştım.  Vaiz’in söylediklerinin tersini yaptım. İğriyi doğrultmaya, eksiği tamamlamaya çabaladım. Bu yüzden kendi kendime “Tamirci!” dedim. Okurlar ve eleştirmenler bilmez ama şiirimin temel teması budur. Avucumun içinde her zaman bir parça rüzgar vardır!

RÜZGAR 1

Şimdi, 28 Aralık 2007, Cuma günü Hürriyet gazetesinde bu günleri tasvir eden yazımı birlikte okuyalım.

[PKK’YI MAAŞA BAĞLAMALI !

Adamın geçinmeye gönlü yoksa yedi dereden su getirsen de nafile ! Demokratik Kitle Partisi KADEP’in Genel Başkanı Şerafettin Elçi de şu fersudesi çıkmış mantıkla “Mutlu olmak için Türk olmak şart mı ?” diye  soruyor. Elbette şart değil, mutlu olmak için adam olmak ve mutluluğu hak etmek yeter !

Kürtçülüğün politik önderlerini, eşraf politikacılarını okudukça, dinledikçe insanın PKK’yı tercih edesi geliyor. Hiç olmazsa elde silah dağa çıkmışlar ve ayrılıkçı programlarını ilan etmişler. Kürtçü mütegalibe ile, gazetecilere tercüman tavsiye edenlerle,  beşinci kol gibi çalışan  demokrasi mütteahhitleriyle  uğraşmak çok daha zor.

Kürtçü eşrafla uğraşmanın ne ölçüde zor olduğunu anlamak için, Nagehan Alçı’nın Şerafettin Elçi ile yaptığı söyleşiyi okumak yeter (Akşam, 3.12.2007) Alçı top kaldırıyor, Elçi de yaradana sığınıp sallıyor.

 

[Nagehan Alçı : “Sizce ‘Ne Mutlu Türküm diyene’ şovenist milliyetçiliğinin ürünü mü ?”

ŞERAFETTİN ELÇİ

Şerafettin Elçi : Müthiş ! Sen niye mutlu olmak için Türk olmak zorundasın ? İnsanın mutlu olması için illa Türk olması şart değil. Vatandaş olması yeterlidir.]

İyi de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ‘Türk’ denmez de ‘Eskimo’ mu denir ? Mantığa bak ! Aslına bakarsanız “Türküm diyen” mutlu olabilir, ama “Türk”ün mutlu olması olanaksız. Sorun Kürtçü mütegalibe tarafından “demek” ile “olmak” mastarları arasına  sıkıştırılırsa PKK ne silah bırakır ne de teslim olur.

[Nagehan Alçı : Yani ‘Ne mutlu Türkiyeliyim diyene’ desek problem kalkar mı ?

Şerafettin Elçi : Tabii kalkar. Mesela Suriye’ye bakalım. Bir Kürt Suriyeliyim demekten gocunmaz. Çünkü Suriyelilik Kürtlüğü inkar etmiyor, bir coğrafya ismi.]

Saçma sapan sorular sorup saçmalamaya hazır Şerafettin Elçi’yi şahlandıran  Negahan Alçı sorması gereken en saçma soruyu sormuyor:

“Kürtler Türkiyelidir desek PKK dağdan inip teslim olur mu ?” 

Demokrasi müteahhitleri de “Silahlar bırakılmalı !” diyorlar. Peki kim silah bırakacak, PKK ile TSK birlikte mi silah bırakacak ? PKK’nın silahsızlanmasına ‘silah bırakmak’ denmez; “silahlarını teslim etmek” denir. Eyleme katılanlar ve katılmayanlar sınıflandırmasını bir yana bırakalım. Anlaşılan bu ayrım fala bakarak, remil atarak yapılacak.

Gelelim alınması gereken sosyal ve ekonomik önlemlere : Bu da kolay !  AKP, Osmanlı Sultanı usulü bir af çıkartır; PKK elde silah düzlüğe iner, onları temizleyip yağlar ve bir zulaya kaldırır; AKP hükümeti Vekiller Divanı’ndan PKK’lılar için yeterli kadro ile beraber bir intibak kanunu çıkartır. Buna göre,  dağda kaldıkları süre göz önünde tutularak teröristlerin kadro intibakları yapılır ve maaşa bağlanır. Tabii, ayrımcılık yapmamak için AKP belediyeleri, bu PKK’lılara da aynî yardım yapar; onları da horantadan sayıp erzak çuvalları dağıtır. “Sosyal ve ekonomik haklar” dedikleri zaman bu türden işler geliyor aklıma !

Hükümetin eşkiyayı dağdan indirme projesine gelince : PKK yönetimiyle anlaşmadan bu iş nasıl olacak ? Yönetim yerinde durursa bir nefer kadrosu  gider yerine başkası gelir. Önemli olan lider kadronun dağdan inmesi. Nasıl indirilecek ?

Ne olacak şimdi?]

***

Okuduğunuz yazı yayınlanalı 6 yıl 8 ay 27 gün olmuş. Açılım Süreci, her şeyi karman çorman etmiş. Artık lider tayfasının dağdan inmesi bir çare değil. Asıl bela şu: PKK ordusu nasıl silah bırakıp düze çıkacak? İndikleri zaman ne yapacak bu insanlar?

İlk soru bunların askerlik yapmayanları silah bırakıp yurda döndükten sonra ne iş yapacaklar, TSK’da askerlik yapmak zorunda değiller mi? Yapmak zorundalar! Peki nasıl yapacaklar? Yapacaklar mı? Bunu hem AKP hükümetinin ve hemi de PKK hükümetinin (AKP, PKK’ya hükümet muamelesi yapıyor da)  cevap vermesi gerekmez mi?

Buna şimdiden cevap vermeleri gerekir.

***

Buna ben fakir cevap vereceğim:

  1. PKK ordusu ülkeye dönmeyip peşmerge ordusuna katılacak. Bu mümkün mü?
  2. PKK askerlerinin Türkiye’de herhangi bir görev almaları mümkün değil. Bu insanların görev almaları ancak Bölge’nin üzerinde  özerk ya da federatif bir devlet ya da bağımsız bir devlet kurmalarıyla mümkündür.
  3. Bu özel durumu iki tarafın açıklaması gerekmektedir.
  4. Böyle bir durumda önce Bölge’de sonra da bütün Türkiye’de referandum ya da pelepisit yapılması gerekmektedir.
  5. Başka türlü peynir gemisi yürümez. Batar! Batarsa masada sadece iç savaş kalır.
  6. Diyarbakır’da Şeyh Said adlı park açılmasını ve Kürtçü İlk Kurşun Heykeli’ni söz konusu bile etmiyorum.
  7. Anlaşıldı mı?

***

NOTA BENE: Bu saçma siyasal durumu dengelemek ve  karşı denge kurmak için bir Ayrılıkçı Türk Partisi kurulmasından başka çare yok. Belki o zaman ayrılıkçı Kürtçülerin akılları başlarına gelir.

 

ÖZDEMİR İNCE

25 AĞUSTOS 2014