LAİKLEŞME SÜRECİ DİNDARLAŞMA SÜRECİ

Bugün, 4 Mart, “Dünya Laiklik Günü”! 2000 yılından bu yana dört-beş kez yazdım, bugün, bu konuda. 2012 yılında yeni bir yazıya gereksinim duymak çok acı. Her yazıda yaptığım gibi, bu yazıda da laik devlet ve toplumu tasvir edeceğim: Laik bir ülkede, devlet kurumları, hukuk, eğitim ve toplumsal kültür laikleşmiştir. Bu ancak devlet ve din işlerinin ayrıldığı ülkelerde mümkündür. Güncel bir saptama yapmak gerekirse, günümüz Türkiye’sinde eğitim ve öğretimin laikleşmesi konusunda AKP iktidarının muhalif ve yıkıcı tutumu giderek koyulaşmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki “okul” laikleşmeden ne devlet, ne hukuk, ne de toplumsal kültür laikleşebilir. Sırası gelmişken Necip Fazıl Kısakürek’in “Halka değil Hakk’a inanın!. Egemenlik milletin değil, Hakk’ındır!” talimatını da unutmayalım. Kısakürek’in toplum anlayışı tam anlamıyla faşist ideolojiyi temsil eder.
Televizyonda tartışmaya çıkan, gazete köşelerinde yazan laiklik karşıtları, batıda kilise okullarının, Katolik okulların varlığından söz ediyorlar. Bu iddialar kocaman bir yalandır. Din adamı yetiştirmek için kilise okulları belki vardır, ama imam-hatip benzeri okullar kesinlikle yoktur. Katolik okulları, Türkiye’deki Fransız okullarından farksızdır. “Katolik” sıfatı okulun mülkiyetiyle ilgilidir, müfredat programını kapsamaz.
***
Laiklik, ulus devletin, sanayi toplumunun ürünüdür. Laik devlette egemenlik kayıtsız şartsız halkındır. Devletin en çağdaş, en ideal biçimi laik ve demokratik cumhuriyettir, sosyal hukuk devletidir. Çağının çağdaşı bir devlet ve toplumda laikliği tartışmak,ona karşı çıkmak, cumhuriyet ve demokrasiyi, halkın egemenliğini, insan hak ve özgürlüklerini (olumsuz anlamda) tartışmak anlamına gelir.
“Devlet laik olabilir ama bireyler laik olamaz” iddiası da tam anlamıyla bir safsatadır, demagojidir. Laik düzende bireyler de kuşkusuz laik olacak, olmazsa olmaz! Laiklik bir din olmadığı için bireylerin laikleşmesi dinlerinden dönmek anlamına gelmez, dindarlıkları lekelenmez, cehenneme gitmezler. Laik birey, devletin, okulun, kışlanın, yargının, din kurallarından arınmış olması gerektiğini kabul eder. Bu da devlet ve dininin alanlarının ayrılması anlamına gelir.
Modern insan inanç ve din sahibi olmak ya da olmamak konusunda özgürdür, kesinlikle “dindar ve kindar” değildir. “Dindar” (Dîn-dâr) sözcüğü “Allah’a inanmış ve bağlanmış kimse” anlamına geliyor, ama günümüz Türkiye’sinde, “Egemenlik Allah’ındır!” diye haykıranlara dindar diyorlar. “Egemenlik halkın değil, Allah’ındır!” diye bağıran siyasal partileri hatırlayınız! Modern derken teknoloji sahibi ve kullanıcısı insanlardan söz etmiyorum, o teknolojiyi bulup yaratan insanlardan söz ediyorum. Öyle olsaydı Körfez emirliklerinin vatandaşları dünyanın en modern insanları olurdu. Ben çağının çağdaşı laik bireylerden söz ediyorum.
***
Başbakan, Kahire’de “Laiklik dinsizlik değildir. Ben dindar bir Müslüman olduğum halde laik bir devletin başbakanıyım!” demişti. Ama marifet Cumhuriyette mi yoksa başbakanda mı? Doğrudur, dindar bir vatandaş bir laik cumhuriyette başbakan olabilir, ama aynı başbakan “Bizim amacımız (görevimiz) dindar gençlik yetiştirmektir!” diyemez. Kendisi dindar olsa bile böyle bir cümle kur(a)maz! Derse, “dindar” sözcüğüne “kindar” sözcüğü eklenir, ancak bu ekleme kafiye olsun diye yapılmaz.
Bir kez daha “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir!” deyişine dönelim: Kuşkusuz, millet (halk) dilediğini yapar anlamına gelmez. Bu özlü sözün anlamı şudur: Devlet iktidarının ve siyasal egemenliğin kaynağı Tanrı, din ya da herhangi bir kutsallık değildir, egemenlik halktan kaynaklanır.
Böyle bir düzen kimsenin dinine, mezhebine, imanına, cemaatine karışmaz. Ancak dinin, mezhebin, imanın, cemaatin topluma ve devlet kurumlarına egemen olmasına kesinlikle izin vermez. Din ve inanç bireyseldir, toplumsal değildir.
Laik okula tahammülsüzlük, 4+4+4 formülleri, imam-hatipleri genel lise haline getirme inadı, bunların hepsi, laik ve demokratik cumhuriyet rejimine muhalefetten kaynaklanıyor. Bu muhalefetin öteki adı karşı devrimdir. Karşı devrim artık Türkiye’de iktidardadır.