LAİKLİĞE KİM ZARAR VERİYOR ?

Bugün 10 Nisan! 10 Nisan 1928’de yapılan değişiklikle Anayasanın 2.maddesinden “Devletin dini İslamdır” ilkesi çıkartılmıştı. 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle aynı maddeye laiklik ilkesi girdi. Bugün 10 nisan ! Bir hatırlama, hatırlatma yazısı:
***
Vereceği yanıt beni hiç mi hiç ilgilendirmediği için, “Laikliğe kim zarar veriyor ?” başlıklı yazının failinin adını anmayacağım.
“Laikliğin özü yasama sisteminin, anayasa ve kanunlar ve türev çıktılarının yönetmelik, yönerge vs. meşruiyetlerini dinsel bir çerçeveden almamaları” diyor.
Haklıdır yazıcı ! Ancak ilkokul bilgi düzeyini aşmamak koşuluyla. Yazıcının söylediği, laikliğin ilkokul tanımı olan “din işleriyle devlet işlerinin ayrılması” formülünün biraz cafcaflanmışı.
“Ölmeden on beş dakika önce yaşıyordu” , “Ölmeseydi hâlâ yaşıyor olacaktı” dediği için hakkında şarkı düzülen Monsieur de La Palice tarzı bir gerçek ! Yazarın dediği laikliğin alfabesi !
***
Laiklik o kadar basit değil ! Laiklik, sanıldığı gibi ifade özgürlüğünün teminatı değil ! Düşünceyi açıklama özgürlüğünün biçimlerinin (bedensel ya da sembolik) de teminatı değil ! Tam tersine, düşünceyi açıklama özgürlüğü laikliğin teminatıdır. Düşünceyi açıklama özgürlüğünün bulunmadığı yerde laikliğin dirhemi bulunmaz.
“Ancak çağımızda ve özellikle de Türkiye’de laikliği artık demokrasi ve hukuk devleti kavramlarından ayrı düşünmek imkansız !” diyen yazıcı çok haklı.
Bir ülkede demokrasi ve hukuk devleti yoksa sivilleşme ve laiklik de yoktur ! Laiklik yoksa demokrasi ve hukuk devleti de yoktur !
***
Ancak bu arkadaşların kesinlikle anlamadıkları bir şey var : Kamusal alan steril değilse yani dezenfekte olmuş değilse gene laikliğin işi çok zordur.
Kamusal alanın steril olması için orada hiçbir din ve inancın herhangi bir şekilde simge, imge, ses ve işaret ile bulunmaması gerekir.
Burada arkadaşlar kurnazlık edip, “Bütün inançlar ve dinler kamusal alanda simge, imge, ses ve işaret ile var olsalar, boy gösterseler daha demokratik olmaz mı mirim ?” diye sorarlar. Olmaz mirim ! Olmaz, çünkü demokrasinin belki özgürlük ilkesine biraz uygundur ama eşitlik ilkesine kesinlikle aykırıdır.
“Türkiye’nin yüzde 99’u müslümandır!” türünden teokratik-faşist bir cümleyi kamusal alana uygulayalım. Kamusal alan yüzde doksan dokuz Müslümanın istilasına uğrar, daha doğrusu Sünni-Hanefi Müslümanların istilasına uğrar. Bu, Alevi ve gayrı Müslim vatandaşların kendilerini baskı altında hissetmelerine yol açar, özgürlükleri özgürce kullanamazlar. Bu da (olmayan) kardeşliğin sonu olur.