LAİKLİK DERSİNE DEVAM

Birey olarak laik devlet düzeni ya kabul edilir ya edilmez. Bireyin “Laik düzeni kabul ediyorum ama şu koşulla” tarzında mantık yürütmesi ne yazık ki mümkün değil. Çünkü laik düzen Tanrı’nın hakkı ile Sezar’ın hakkını birbirinden ayırmıştır. Bu ayrımnı laiklikten önce İncil yapmıştır zaten: “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin !” (Markos 12:13-17, Matta 22,15-22, Luka 20:20-26)
Bununla birlikte laiklik düşüncesi İncil’den değil, Kilise’nin yeryüzü egemenliğine karşı verilen mücadeleden çıkmıştır.
***
En ilkel dinlerden İslam dinine kadar evren iki dünyaya ayrılmıştır: Bu dünya ve öteki dünya, yeryüzü ve gökler (öteki dünya), ebedi dünya ve fani dünya.
İnsan (toplum), bu ayrıma belli bir zihinsel düzeyden sonra sahip çıkmış, kendi yorum ve seçimini yapmıştır.
Bu değişim, toplumsal değişimden bağımsız değil. Toplumsal değişime paralel olarak “Sezar” (Hükümdar) kavramı da değişmiş, Sezar’ın yerini halk ve ulus almıştır. 1789’dan sonra bu dünyanın hükümranlığı, yeryüzü krallığı artık halka, ulusa aittir.
Yeryüzü krallığı ve fani dünya hükümranlığı, laikliğin en temel yorumlarından biridir.
Laiklik mi çağdaş demokrasiden çıktı yoksa tersi mi oldu? Sorun bu değil!
***
Ama bir İslamcı, bir Milli örüşçüG GGörüşcü “Bre zındık, Allah her şeyin sahibidir, bu dünyanın da öteki dünyanın da!” diyerek üzerimize yürüyebilir.
Bütün İslam ülkelerinde yürüyorlar. Yürüsünler. Biz Türkiye’yi konuşuyoruz şimdi!
Laik düzen varsa, devlet laik ise Sezar’ın hükmü geçerlidir. Bu hüküm Tanrı’ya karşı değildir. Tanrı’yı ortadan kaldırmaz. Bu son derece karmaşık ve o oranda da basit bir iş bölümüdür. Bu iş bölümünü unutup bizim uyanıklar “Laiklik dinsizlik değildir!” derler.
Sezar nasıl öteki dünyanın cennet ülkesinde tapu dağıtamaz ise Tanrı da bu dünyayı Sezar’a bırakmıştır. Yoksa işler karışır ya da günümüz Türkiyesinde olduğu gibi karıştırılır.
Türban, Sezar’ın yetkisindedir!
***
“Laik düzeni kabul ederim ama şöyle olursa!”
Bu mantığın en güzel örneğini, laiklik karşıtı dünyanın kalemşorlarından Prof.Dr.Ali Fuat Başgil’de görürüz:
“Din hürriyetini korumak için alınacak tedbir bir kelime ile laikliktir. Din hürriyeti ancak laik bir devlette gün görüp yaşayabilir. Dinler, bilhassa İslamiyet, sırf ferdi ve manevi hayatı tanzim etmekle kalmaz, aynı zamanda devlet hayatını ve ictimai münasebetleri de nizamlar… Din yalnız ibadet ve duadan ibaret değil, hem hukuk hem de ahlaktır. Müslüman her ikisine de riayet ile mükelleftir. O halde bununla ladinilik (dindışılık) nasıl birlikte yürür ?” (Din ve Laiklik)
***
Yürür mü muhterem Teşkilatı Esasiye Müderrisi Başgil Hoca, yürümez, yürümez ! Sezar’ın Hakkı’na bu ne biçim tecavüz? Türkiye İslamcılarının temel felsefesi budur işte!
Ama unutulmasın, laiklik düşmanlığı Cumhuriyet düşmanlığıdır. Laikliği sulandırmak Cumhuriyet’i sulandırmaktır. Gelecek yazıda bu düşmanlığın, bu sulandırmanın tarihiyle ilgileneceğim.