LAİKLİK GÜNÜ VE 10 NİSAN 1928

RECEP TAYYİP ERDOĞAN : “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu ! Sen bunun önüne geçemezsin ki. Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına ? Bir tarif edin diyorsun, tarif edemiyor. Bu nemenem şey yahu!” (RP İstanbul İl Başkanı olduğu 1994 yılında Refah Partisi’nin Ümraniye İlçe Örgütü’nün yeni hizmet binasının açılış töreninde yaptığı konuşmadan).
BÜLENT ARINÇ : “60 milyon insanı kardeş yapan laiklik değildir. 1923’te Mars’tan düşmüş bir devlet kurduk… Sapık ilkelerini tabu haline getirdiler… Arkasına saklanıyorlar… Ama hiçbir şey kar etmez… Ne tank, ne top… Takdiri Hüda’nın karşısında hiçbir beşeri sistem durmaz.” (Konya)
ÖMER DİNÇER : “…Türkiye Cumhuriyeti’nin, başlangıçta ortaya koyduğu temel ilkeleri, laiklik, cumhuriyetçilik ve milliyetçilik gibi bir çok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha ademi merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesindeyim.”
***
Yukarıdaki cümleleri şehvetle söyleyen insanlar 10 Nisan 1928 tarihinden nefret ederler. 10 Nisan 1928 Cumhuriyet tarihinin en önemli dönemeçlerinden, dönüm noktalarından biridir.
9 Nisan 1928’de, İsmet Paşa ve 120 arkadaşının verdiği kanun teklifi ile 1924 Anayasası’nın 2.maddesi (“Türkiye Devleti’nin dini İslamdır, Resmi Dili Türkçedir, Makarrı Ankara şehridir”) değiştirilerek cümleden “İslam dini” çıkartılıyordu.
Yine 16.maddedeki, milletvekillerinin ve 38.maddedeki cumhurbaşkanının yemininden “Vallahi” kelimesi çıkartılıyordu. Aynı şekilde 26. madde (din işlerinin düzenlenmesinin BMM’nin görevleri arasında sayılması) da kanun metninden çıkartılıyordu.
9 Nisan 1928’de 1924 Anayasası’nın bu dört maddesinde yapılan değişiklik 264 üyenin oy birliği ile (1220 sayılı yasa) kabul edildi ve bu değişiklikler 10 Nisan 1928 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
***
5 Şubat 1937’de bir adım daha atılarak Laiklik ilkesi Anayasa’ya girdi. Laiklik ilkesi ile başı hoş olmayanlar, Avrupa ve ABD laikliklerinde Diyanet İşleri Başkanlığı türünden, dini devletin denetlemesine aracılık eden kurumlar bulunmadığını ileri sürerler. Bunlara göre Türkiye’nin gerçekten laik olması için Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı ve din işleri ile camilerin yönetimi cemaatlere (tarikatlara) bırakılmalıdır.
Bunu söyledikten sonra “Nasıl oturttum ?!” havası içinde şöyle bir kasılırlar. Kasılsınlar ! Laikliğin tepki, etki ve yöntemleri toplumların dinlerine, gelenek ve törelerine göre değişmek zorundadır. Hıristiyanlıkta bir Papalık kurumu olduğu ve 1789’dan itibaren Hıristiyanlık yavaş yavaş siyaset alanından çekildiği için, sorun, Devlet ile Kilise arasındaki uzlaşma ile çözümlenmiştir.
İslam dini yapısal olarak derebeyliklerden oluşmuştur. İslam’ın bu derebeylikleri denetleyecek, disiplin altına alacak bir üst kuruluşu bulunamamaktadır. Halifelik bile bunu yapmayı başaramamıştır.Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı devam etmek zorundadır. Alevi vatandaşlarımızın ve cemaatçi (tarikatçı) sunî vatandaşların bilgisine sunulur !