LAİKLİK İLKESİNİN ANAYASAYA GİRMESİ

Laiklik ilkesi 10 Nisan 1937 yılında Anayasa’ya girmişti, girdi. Ama bu olay kadar önemli
başka işler de var. Bunları, özet olarak, Türkiye’yi laikleştiren yasalar olarak tanımlayabiliriz:
3 Mart 1924, Cumhuriyet tarihimizin 23 Nisan 1920 ve 29 Ekim 1923 kadar önemli bir günüdür. 3 Mart 1924 tarihinde çok önemli üç yasa çıkartıldı : (1) Şeriyye ve Evkaf ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Başkanlıklarının kaldırılmasına dair kanun, (2) Tevhid-i Tedrisat Kanunu, (3) Halifeliğin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Dışına Çıkartılmasına dair kanun. (Bk: Atatürk Araştırma Merkezi’nin yayınladığı “Türkiye’yi Laikleştiren Yasalar”).
29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin sonucu olarak ortaya çıkan haritayı çizen fesat 3 Mart 1924’ten sonra örgütlenmeye başladı.
***
29 mart seçimlerinden sonra kimi allâme takımı CHP’nin görece başarısını yorumlarken “Bak biz sana şu türban ve laiklik saçmalıklarını dillendirme, halkın değerlerine dil uzatma, başka konulara el at demiştik, bak dediğimizi yaptın ve oyun yüzde 23’e çıktı” diye buyuruyorlar.
CHP’nin görece başarısı ile laiklik ve türbanı gündeme getirmemesinin hiçbir ilişkisi yoktur. Bu iki devedikeni gündeme gelmemiştir, çünkü iktidar türban defterini açmamış ve laikliliği tekrar yorumlamak gerektiğini söylememiştir, söyleyemedi Çünkü, Anayasa Mahkemesi’nin laiklik karşıtı odak olduğuna dair aldığı cezalı karar, AKP’nin açıkca laiklik düşmanlığı yapmasına engel oldu. Bu durumda CHP’nin laikliği gündeme getirmesine gerek mi var?
Allâme takımının bu kadar açık bir gerçeği görememeleri çok şaşırtıcı.
***
Devrimci bir cumhuriyet partisi , gerektiğinde, bu iki konuyu neden dile getirmesin, imam-hatip okullarının yarattığı tehlikeyi ve laik okulların İslamileştirilmesi operasyonunu neden işlemesin ? Halkın hassas kalbini kırmamak, oy kaybetmemek, aksine oy kazanmak için mi ?
10 Nisan 1937 tarihinde Anayasa’ya konan laiklik ilkesiyle Müslümanlık devlet dini olmaktan çıktı, devlet ve dinin ayrılması kesinleşti. O kadar ! Bu gerçeği tarikat düzenleri, dinsel cemaatlar ve bütün vatandaşlar kabul etmek zorundadırlar. Kabul etmezlerse suç işlemiş olurlar. Ama suç işleyenlerin suç eylemleri es geçilmekte, Anayasal düzen ve yasal düzenlemeleri savunanlar kınanmakta ! Alçaklığın bu kadarına da pes doğrusu !
Allâme takımına bakacak olursak halkı gücendirmemek için bu önemli günün üstünü örtüp kutlamamalı. Olur mu öyle şey ? Tam tersine, kazandığı “uygarlık” eksiksiz anlatılmalı !
Şundan kesinlikle eminim ki CHP’ye oy veren seçmenin yüzde 23’ünü temsil eden kesim, bu partinin türban ve laiklik politikalarını onayladığı için oy vermiştir. Gerisi safsata !
***
Sivas Mebusu Necmeddin Sadık (Sadak), Aralık 1933 tarihli Ülkü dergisinde yayınlanan “Laiklik Ne Demektir?” başlıklı yazısında “Laik ahlak”tan söz ediyor : “Ahlakî kaideleri vücude getiren şey, filan veya filan dinin değişmez nasları (dogmaları) değil, cemiyetin mütemadiyen değişen, yani ahlakın dinler ile münasebeti kalmadığı artık münakaşaya bile değmiyen bir mevzudur. Eğer, dinin ahlak üzerinde tesiri kalsaydı, aynı dine mensup olan cemiyetlerde muhtelif ahlak telakkilerine tesadüf edilemezdi. Halbuki, iki Müslüman memleketinde büsbütün farklı ahlak kaideleri görüyoruz.”
Aradan 75 yıl geçmiş ! Uygarlık yolu, gerekirse, 75 yıl daha inatla, inançla anlatılacak.