LÜBNAN’DA BİRKAÇ GÜN

Gerçek Mersinlinin ruhu biraz da Lübnanlıdır, Berutludur. Biz “Beyrut” demeyiz “Berut” deriz. Elbette, Mersinli aynı zamanda Lazkiyelidir (Lattakyalıdır). Lazkiye, Suriyededir. 1850’lerde Mersin’i kuranların önemli bir bölümü Berutlu ve Lazkiyelidir. Müslüman ve Hıristiyan. Ötekiler, Çavuşlu’dan, Yalnayak’tan, öteki Toros eteği köylerinden geldiler, indiler. Lazkiyeliler “Fellah” idi. Türkmenler, Yörükler köylü idi. Mersin’le birlikte kentli oldular. Be(y)rutlular anadan doğma tüccar idi.
Ermeniler ve Rumlar da vardı. Şimdi Mersin Asrî Mezarlığı’nda yan yana yatmaktalar.
İskenderun, Antakya, Laskiye, Beyrut, Hayfa, bu kentlerin hepsi Mersin’in devamıdır. Ya da tersi. Tersine zincir Mersin’de durur. Öteye geçmez.
Ayrıca, Mersin Yumuktepe’nin Finike ile, Finikeliler ile ilişkisini de bilen çok azdır.
***
Birkaç arkadaş epeydir Beyrut’ta buluşmayı düşünüyorduk. Bu nedenle, Ülker ile birlikte, yılbaşından birkaç gün önce Beyrut’a gittik. Ülker Beyrut’u ve Lübnan’ı ilk kez görecekti.
Kimler buluştu Beyrut’ta? Kimlerdi? Şimdilik sadece mesleklerini yazacağım. Çoğunluk üniversite hocasıydı: Sanat tarihçisi, tarihçi, ekonomist, siyaset bilimci. İki şair. İki çevirmen ve çevirilimci. Bunlardan biri Ülker. Bir de ailesi Kayseri’den gitme Ermeni, ressam Tanya da var. Tanya bizim için sürpriz oldu. Ben böyle Kayserli görmedim. Müthiş duyarlı ve görkemli bir kadın. Resimlerini henüz görmedim. Ama Mersin Uluslar arası Müzik Festivali’nden bile haberi var.
Evet dediğim gibi: Aralık ayının son haftasında Beyrut’te buluştuk. Bu şenlikli seminer, semirenli şenlik 4 ocağa kadar sürdü.
***
Konuşma konularından biri Kuran’ın yabancı dillere yapılan çevirilerinde görülen sadakatsizlikler idi. Örneğin, D.Masson Tahrim suresinin 12.ayetinde geçen “farj” (ferç, kadın cinsel organı) sözcüğünü Fransızcaya “bekâret” olarak çevirmişti. Ayetin Arapça aslı şöyle. Yani Allah’ın vahiy olarak indirdiği ayetin aslı şöyle:
“Wa Mariam ibnat İmran allati ahsanat farjaha, fanufakna fihi min ruhina.”
XV. yüzyıl başlarında Muhammed Bin Hamza’nın yaptığı doğru çeviri ise şöyle:
“Dakı Meryem İmran kızı, ol kim sakladı fercini. Pes ürdük anun içine, canumuzdan.” (Hazırlayan Dr.Ahmet Topaloğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976)
Yani günümüz Türkçesi ile ayetin şöyle çevrilmesi gerekiyor:
“Ve İmran kızı Meryem, sakladı (korudu) fercini (cinsel organını) ve biz onun içine (fercine) ruhumuzu üfürdük.”
***
Bendeki “meal” denen çevirilerin hiçbirinde ferç (kadın cinsel organı) sözcüğü yer almıyor. Ferç yerine türlü çeşitli dolambaçlı ifadeler kullanıyorlar, sonra da “biz onun içine ruhumuzdan üfledik” diyorlar. Hangi içine? Bu ayet Allah’ın ağzından İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu iddiasını doğrulamıyor mu? Peki Allah’ın oğlunun dinine inananlar neden “gavur” olsun? İktidarlara borazancılık yapan Diyanet ne fetva buyurur acep?