MAHALLE KAHVESİ MANTIĞI İLE

Mahalle kahvesi mantığı cinnet geçiriyor. Mahalle kahvesi mantığı ırkçı, şoven ve Yahudi düşmanı. Yahudi düşmanlığı da çok tuhaf… Öyle insanlar duyuyorum, öyle yazılar okuyorum, öyle yorumlarla karşılaşıyorum ki açıkça ya da dolaylı olarak “Hitler haklıydı galiba” demeye getiriyorlar.
***
Galiba 1966 yılıydı. Paris’te Rue Calvin’deki üniversite rektörlüğüne ait bir binada, dönemin en önemli ekonomistlerinden biri olan Pierre Jalee Türkiye hakkında bir konferans veriyordu. Türk Öğrencileri Derneği Paris’te bulunan bütün öğrenci derneklerine davetiye göndermişti ama konferansa İstanbul kökenli bir Yunan’dan başka hiçbir yabancı katılmamıştı.
O sıralar Güney Amerikalılar ve Afrikalılarla yakın ilişkilerim vardı. Rastladığım zaman yöneticilerine neden Türkiye ile ilgili konferansa katılmadıklarını sordum. İki taraf da sorumu şöyle yanıtladı:
“Türklere şimdiye kadar ırkçılık, ABD emperyalizmi, sömürü, Vietnam savaşı, Sovyetlerde hapishaneler konusunda yaptığımız toplantı ve gösteri yürüyüşleri için davetiyeler gönderdik, hiçbirine katılmadılar. Türklerin tuhaf bir huyu var, kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar, sanki herkes Türklerle ilgilenmek zorunda…”
Kerameti kendinden menkul tuhaf bir megalomaniden şikayet ediyorlardı…
***
PKK fesadını sona erdirmek için, ABD Lübnan’ı şart koşuyormuş Türkiye’ye. Neden böyle bir şart koşmasın, bizim kara gözümüze, kara kaşımıza mı aşık ABD ? Almadan vermek kimseye özgü bir erdem değil. Bir verip bir alırsak, kendimizi kazançlı sayalım.
Orta Doğu’da oturacaksın, PKK ve Kürtçü fesatlarıyla başın belada olacak, müzmin Kıbrıs fesadı ayağına dolanacak, Avrupa Birliği’nin kapılarında gezineceksin, borç almaya dayalı ekonomin delik deşik olacak, adım başı İslamcı mayınlarıyla karşılaşacaksın ve Hizbullah amigoluğuna, ABD, İsrail ve Yahudi düşmanlığına heves edeceksin !
Buna mahalle kahvesi mantığı denir !
***
Ben Lübnan’a mutlaka Türk askeri gönderilsin, demiyorum. Gönderilmesin de demiyorum. Durumun tasvirini yapıp, kaçınılmaz olanı işaret ediyorum.
Türkiye, Lübnan ve Orta Doğu’da adam yerine konulmak istiyorsa Lübnan’a asker göndermek zorunda. Ama şöyle bir açmaz söz konusu:
Türkiye, Lübnan’a asker göndermezse, bu davranışı İran-Suriye-Hizbullah ekseninde yer aldığı anlamına gelecek, böyle yorumlanacak.
Lübnan’a asker gönderirse, ABD-İsrail ekseninde yer almış olarak yorumlanmayacak, Lübnan’ın yardımına koşmuş olacak.
Büyük Orta Doğu Projesi ile, çizilmesi tasarlanan sınırlarla ancak böyle mücadele edebilir.
1970’lerde solu psikiyatri kliniği haline getiren ruhsal ve zihinsel yapı, şimdi Lübnan konusunda ortalığı velveleye veriyor.
***
Lübnan’a asker gönderilmesine karşı olanlar, ağızlarını “barış” ile açıp “barış” ile kapatıyorlar. Ama Lübnan’da Hizbullah silahsızlandırılmadan, bütün Arap devletleri İsrail’i devlet olarak resmen tanımadan, İsrail 1967 sınırlarına çekilmeden Orta Doğu’da barış olmaz.
Mahalle kahvesi politikacılarına biraz da bu konuda düşünmelerini salık veririm.