MARLENE DİETRİCH

Yerel seçim konusunda burada yazmak istemiyorum. Cumhuriyet gazetesinde  yeterince yazdım,  yazıyorum. Bu seçimin sonuçları, “Ayağına gitmeniz yeterli değildir, vakit erişince seçmen halk size gelir” düşüncemi bir kez daha doğruladı. Ama henüz yeterli değil. AKP rejiminde burnunun biraz daha sürtülmesi, din afyonunun aç mideyi doyurmadığının iyice anlaşılması ve muhalif belediyelerin çok başarılı olmaları gerekiyor. O zaman AKP heykeli un ufak olur ve R.T.Erdoğan’ın da sıradan bir insan olduğu anlaşılır.

Yitirmeye alışkın olmayan ve ummadığı bir sonucun altında ezilen AKP, kirli çamaşırları toparlamak, vukuat belgelerini imha etmek için itiraz çamuruna yatıyor.

Bir hafta kadar önce, kitaplığımın Alain Bosquet bölümünde ondan çevirdiğim iki şiir kitabını (Evren İçinde Evren ve Söyle Alain) arayıp bulamazken bir başka kitabını buldum: Marlène Dietrich, Un amour par téléphone (Marlène Dietric,Telefonla Aşk. Kitabın içinden Alain’in eşi Norma’nın 24 Mayıs 1993 tarihli bir mektubu çıktı. Kitabın Türkçe yayını için Marlène Dietrich’in bilinmeyen bir fotoğrafını da birlikte göndermiş. Hatırladım: Kitabın Fransızcasıyla birlikte Doğan Kitap’a vermiştim. Güya yayımlayacaklardı. Kaynadı gitti. Kimbilir ne oldu? Bu çok değerli kitabı Türkiye’de mutlaka yayımlatacağım.

Alain Bosquet (1919-1998) ile Marlène Dietrich (1901-1992) arasındaki telefonlu aşkı çok iyi biliyorum. Bir kez kurbanı olmuştum ve bu olayı anlatan bir yazı yayınlamıştım Hürriyet gazetesinde (6 Ocak 2002).

Yazıyı neşe içinde ilginize sunuyorum.

Özdemir İnce

3 Nisan 2019

***

MARLENE DİETRİCH’İN ŞARABI[i]

Berlin’de Adlon Hotel’in barında otururken,  arkadaşım “Intercontinantal’deki  Marlène Dietrich Bar’a  da gidelim seninle”, dedi. Birkaç gün sonra Marlène’in 100. doğum yıldönümüymüş… Anımsadım ve arkadaşıma anlattım:

Yıl 1986. Şair ve yazar Alain Bosquet’nin evine yemeğe davetliydim. Dış kapıya gelince, kapının şifresini yazıp iç avluya giriyorum. İkinci katın asansöründen çıktığım sırada saat tam 20. Rahmetli Alain Bosquet kapı zilini tam 20’de çaldığımı bilirdi. Bu kadar dakik olmama şaşar ama “bu kadar dakik olmak için” evin karşısındaki kahvede 10-15 dakika beklediğimi bilmezdi.

Kapının zilini çalıyorum. Açılmıyor. İçerden Alain’in sesi geliyor. Sanki tek başına konuşuyor. Zili bir kez daha çalıyorum. Gene açılmıyor. Kapının önünde bekliyorum. Derken karşı dairenin kapısı.  Komşu kadın,”Sakın Monsieur Bosquet’nin başına bir şey gelmiş olmasın, diyor, isterseniz polise telefon edeyim.” Kadını güçlükle caydırıyorum.

Kapının önünde bekliyorum. Yarım saat sonra, kapı açılıyor.

-Gitmeyeceğini biliyordum, diyor Alain. Marlène Dietrich’ti. Böyledir. Telefon konuşması saatlerce sürer. Her cümlesine ses vermem gerek. “Evet” ya da “Ya öyle mi?” falan demeliyim. Kapıda birinin beklediğini söyledim. “Beklesin!” dedi.

Ve 1986’da mobil telefon yoktu. Konuşa konuşa gelip kapıyı açamazdı Alain…

Alain Bosquet ile çalışmaya dalmıştık. Kapı çaldı. Kapıyı bu arada eve gelmiş olan Norma açtı. (Norma Bosquet, Marlène Dietrich’in yakın dostu ve özel sekreteri olduğunu sonradan öğrendim.)

-Marlène yarım düzine şarap göndermiş, dedi.

İçeri bir garson girdi. Sepeti Alain’e verdi. Alain, şarap şişeleri arasına sıkıştırılmış küçük bir zarfı açıp okudu. Sonra “Sana” diyerek zarfı bana uzattı. Marlène Dietrich üzerinde sadece “Marlène” yazan bir kağıda “Türk şairden özür dilemek için” yazmış ve “Marlène” diye imzalamıştı.Markalarını unuttum ama çok kaliteli şaraplardı. İki şişesini o gece içtik. İki şişesini de Ülker Paris’e gelince. Alain’in “Al evine götür” demesine karşın o iki şişeyi de almadım. Peki, Marlène’in gönderdiği pusula ne oldu? O da ortalıkta yok.

Marlène Dietrich 1986’da 84 yaşındaydı ve Avenue Montaigne’de bir otelde kalıyordu galiba. Paris’e kesinlikle yerleştiği 1977’den itibaren Norma ile arkadaştı. Bacağını kırdığı için evinden dışarı çıkamıyordu. Bu nedenle de pek az dostuyla telefonda sohbet ediyordu. Ben de bu sohbetlerden birinin kurbanı olup yarım saat kapı önünde beklemiştim.

Marlène 1992 yılının mart ayında ölünce, Alain Bosquet  8 mayıs 1992’de “Marlène Dietrich’e Ağıt” başlıklı bir şiir yazmıştı. Aynı yılın sonunda “Marlène Dietrich,  Bir Telefon  Aşkı” adlı bir kitapçık yayımladı. Şiirinde “Kaç yüzünüz var sizin Madam?” diye soruyor Marlène Dietrich’e. “Hangi ağzınız var ağzınızda, benim için bugün?”

***

Çocukluğumda “Marlène Dietrich” denen Maria Magdalena von Losch’tan korkardım ben. Belki de Josef von Sternberg’in “Mavi Melek” filmini gördükten sonra başlamış olabilir bu korku. Gerçekdışı, fatal ve “vamp” kadın mitosundan küçük bir erkeğin korkması mümkün mü? Demek ki mümkünmüş. Hele “Baba”nın lânetli imgesiyle birleşince.

Marlène Dietrich bana şarap gönderdiği günlerde Alain Bosquet’yle evinde konuşuyor.

-Alain, söyler misiniz bana, İtalya seferine komuta eden ve benim yattığım şu Amerikalı generalin adı neydi?

Alain bazı generallerin adını söylüyor.

Marlène, adları geçtikce generaller için, “Gençti, yakışıklıydı; iktidarsızdı; Allah göstermesin” gibi açıklamalar yapıyor. General Eisenhower’in adı geçince de “Devlet sırrıdır” diyor.

İlk fırsatta Marlène Dietrich Bar’a gideceğim ve elindeki kırbaca aldırmadan şerefine şarap içeceğim.

ÖZDEMİR İNCE


[i] Hürriyet Pazar,  6 Ocak 2002