“MHP İÇİN İNTERMEZZO”YA EK

ZZZZZZZZZZKİNİMİZ DİNİMİZDİR

 

Dünkü yazıda yaptığımın iki kaynağını bulmayı size bırakmıştım. Ancak, her zaman olduğu gibi, aradığım kitabı bulmak konusunda yaver giden şansım sayesinde, bu kitaplardan birini buldum.

Alpaslan Türkeş ve Necip Fazıl Kısakürek’in bildirileri Fatih Yaşlı’nın “Kinimiz Dinimizdir: Türkçü Faşizm Üzerine Bir Deneme” (Tan Yayınevi, Ankara,2009) adlı kitabında (s.193-195) da yer alıyor.

Daha sonra, cümleleri çizilmiş ve elyazımla notlar alınmış kitabı şöyle bir karıştırdım. İz sürerek, MHP’nin İslamcılaşmasını serüveniyle ilgili sayfaları buldum. 

MHP’nin, üçlü koalisyon öncesi tarihi şimdi unutuldu ve genç kuşaklar bu tarihi hemen hemen bilmiyor. MHP tek boyutlu bir partidir. Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve Soğuk Savaş’ın sonuna kadar anti-komünist bir partiydi. Bir başka programı neredeyse yoktu. Mücadele ettiği Türkiye komünizmi, toplamı 500-600 kişiyi aşmayan bir topluluktu. Ama komünizm parantezine Türkiye İşçi Partisi ile CHP’yi de alıyordu.

Soğuk Savaş’ın bitiminde, Türkiye komünizminin üretilmiş bir hayalet ve bir serap olduğu ortaya çıktı. Ama iş işten geçmiş Türkiye’deki her türlü sol düşüncenin, MHP’nin paramiliter kıtalarının da yardımıyla, kökü kazınmıştı.

Soğuk Savaş’ın bitiminde, komünizm kozunu yitiren MHP malzemesiz kalmadı ve bu kez PKK sorunundan beslenmeye başladı. Bu kozu da yitirirse malzemesiz kalacak, malzemesiz kalında da patlak lastik gibi sönecektir.  Bu nedenle MHP bir anakronik partidir.

Şiimdi “KİNİMİZ DİNİMİZ”den  yaptığım alıntıyı okuyalım (s.183-189):

[Ayrıca bu kamplar (komando kampları Ö.İ)  aracılığıyla komünizme karşı verdiği müca­delede CKMP/MHP, 1980 öncesi Türkiyesi’ndeki “tarihsel blok” tarafından varlığının teyit edilmesi şansını yakalayabilmiştir. Yine bu kamplar, hareketin militan tabanının toplumsal karakterinin anlaşılması yönünde yöneticilere yardımcı olmuş, bu ise başta İslami motiflerin artırılması olmak üzere, hareketin ideolojik tah­kiminde büyük rol oynamıştır.

Adana Kongresi: “TanrI Dağı Kadar Türk Hira DağI Kadar Müslüman”

CKMP’nin 8-9 Şubat 1969 tarihinde Adana’da düzenlediği ku­rultay bir dönüm noktası niteliğindedir. Kurultay’ın birinci günü, Ülkü Ocakları Adana caddelerinde büyük bir yürüyüş düzenler. Yürüyüşçülerin önünde “9 Işık”ı simgeleyen dokuz motosikletli genç bulunmakta, üç hilalli büyük bir bayrağın ardında mehter ta­kımının çaldığı marşlarla, hepsi mavi gömlek giymiş gençler yürü­mekte, 16 genç, 16 Türk devletini simgeleyen flamalar taşımakta ve yürüyüşçülerin elinde “Tanrı Türk’ü Korusun” yazılı bir pankart bulunmaktadır.

Türkeş, yaptığı açılış konuşmasında kurultayın bir dönüm nok­tası niteliği taşıması üzerinde ısrarla durur ve bunu Ergenekon’dan yeni bir çıkış olarak açıklar:

“Olağanüstü Kurultayımız, milli tarihimizin yeni safhasında ve millet hayatında müstesna bir mevki taşıyacak, Türkiye’nin şanlı geleceği için yeni bir başlangıç olacaktır. Toroslar’ın eteğinde, bu kutsal

topraklar üzerinde tekeyyün eden irade yeni bir Ergenekon müjdeliyor.”

Partinin adı bu kongrede Milliyetçi Hareket Partisi olarak de­ğiştirilmiş ve “Tanrı Dağı Kadar Türk Hira Dağı Kadar Müslüman” sloganıyla, İslamiyet partinin ideolojik terkibine zamanla daha da güçlenecek bir şekilde eklenmiştir. Partinin ismine ve sem­bolüne ilişkin, hareket içerisinde yaşanan tartışma ve çekişme aslında ideolojik bir nitelik taşımaktadır. Kongerede üç farklı akım yarışmış, Türkçü faşist akımla, yani “bozkurtçular”la, ya da “Atsızcılarla”, daha az güçlü olduğu için Atsızcılar’a destek veren Muzaffer Özdağ ile Rıfat Baykal’ın önderliğindeki, partinin isminin Köylü İşçi Partisi olmasını isteyen “milliyetçi-toplumcu” akım ya­rışı kaybederken, “üç hilalciler” kongreden zaferle çıkmışlardır.

Kongre’de Kürşat Özkan, Abdülhaluk Çay, Mustafa Ok ve Ufuk Şehri gibi isimler tarafından temsil edilen “Atsızcılar”, partinin ambleminin “bozkurt” ve isminin de Ulusal Birlik Partisi olmasını istemişlerdir. Buna mukabil, Türkeş’in de destek verdiği ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin önderliğini yaptığı “üç hilalciler” Osmanlı İmparatorluğu’nun da bayrağı olan ve hem Türklüğü hem de İslamiyet’i simgelediği düşünülen “üç hilal”in amblem olarak be­nimsenmesi taraftarıdırlar.

Neticede, kongrede “Biz Osmanlı’nın torunlarıyız, amblem Üç Hilal olacak. Bu partide Üç Hilal düşmanlarına yer yok” şeklinde bir konuşma yapan Osman Yüksel Serdengeçti’nin başını çek­tiği akımın istediği olur ve partinin amblemi kırmızı zemin üzeri­ne beyaz üç hilal olarak benimsenir. Bozkurt ise partinin gençlik örgütünü oluşturan Ülkü Ocakları’mn amblemi olarak kabul edi­lir. Ancak, burada da “temkinli” davranılarak bozkurt figürü hilalin içerisine yerleştirilir.

Bulunan Yeni Kan: İslam

Türk “radikal” sağının 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren yükselen anti-komünist söyleminde, İslamiyet’in savunulması için komünizmle mücadele edilmesi gerektiği ve bunun “cihat” anla­mına geldiğine ilişkin iddia merkezi bir konuma sahip olmuştur.

Necip Fazıl Kısakürek’in, Osman Turan’ın, Osman Yüksel Serdengeçti’nin, Mehmet Şevket Eygi’nin ve Nurettin Topçu’nun komünizmi dinsizlik olarak niteleyen ve komünizmle mücadele­nin ancak İslam aracılığıyla mümkün olabileceğini söyleyen yazı­ları, “Türk Sağının Üç Hali” üzerinde büyük etki yaratmış ve İslam, radikal sağ için cihatla kurulan rabıta vesilesiyle iç savaşın en önemli ideolojik motivasyon kaynağı olmuştur.

Örneğin Osman Turan, “Türk milleti”ne  “Sen artık manevi bü­tün silahları ile devam eden Türkiye meydan muharebesine gir­miş bulunuyorsun. Yeni taarruzlar ve şiddetli çarpışmalar da bek­lenmelidir. Fakat Allah’ın nihai zaferi senin hesabına yazdığına inanıyoruz” diye seslenmektedir.  Nurettin Topçu ise, din ile ko­münizm arasında mutlak bir karşıtlık kurmakta ve dini “hürriyet sistemlerinin en muhteşemi”, komünizmi ise “esaret zincirlerinin en ağırı” olarak nitelendirmektedir. Topçu’ya göre din ile komü­nizm arasındaki mücadele insanlık tarihi boyunca sürmüş bir mü­cadelenin günümüzdeki veçhesinden başka bir şey değildir:

“Din bizdeki ruh âleminin en yüksek hâkimiyeti, komünizm ise bu âlemin yıkılıp viran edilmesidir, din ruh aşkıdır, komünizm ise ruh karşısında kindarlık ve suikastçiliğidir. Dinler kalbe bağlanır; komünizm ise midenin esiridir. Kaynağını midede bulan ihtiyaç­larımızın sistemleşmesidir. Felsefe tarihinde dinler spiritüalizmin kaynağı, komünist temayüller ise materyalizmin desteği olmuştur. Bu karakteriyle din ahlakla beraber ilerlemiş, komünist ve madde­ci hareketler ekonomi ile bağdaşmışlardır. Tezle antitez arasındaki bütün çarpışmalar, ahlakla iktisadın iki zıt kutup arasındaki bü­tün boğuşmaları, ferdin olduğu kadar insanlığın da tarihini teşkil etmektedir.”

Milli Türk Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele Dernekleri, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütler de kitleselleşme esnasında İslami niteliklerini ön plana çıkarmışlardır. Örneğin, 1967 yılında bir basın toplantısı düzenleyen Milli Türk Talebe Birliği yönetimi şöyle bir açıklamada bulunmuştur:

“… Toplumumuz manevi ve milli değerlerinden koparılmak is­tenmektedir. Sistematik yıkıcı faaliyetler toplumumuza musal­lat olmuş, derin yaralar açılmıştır. Maraşlı Sütçü İmamların Nine Hatunların torunları yarının yöneticileri olarak Türk gençleri, Batı’nın asi, baş belası olarak tavsif ettiği uzun saçlı erkekler, çıp­lak kızların taklitçiliğine özendirilerek uçuruma itilmektedirler. İlgililerin bu durumu görmesi, uyarması ve tedbir alması elzemdir. Yüksek öğrenim gençliğinin gerçek temsilcisi olan teşkilatımız asli vazifesini yerine getirmek için bütün gücü ile çalışacak ve gençli­ğin Türklük gurur ve şuuru ile İslamiyet’in ahlak ve faziletini meczeden bir fikriyatla hazırlanması yolunda elinden gelen gayreti gösterecektir.”

Yukarıdaki satırlar, Türk sağının anti-komünist söyleminde önemli bir yeri bulunan, batılılaşmış, kendi öz değerlerine ve kültürüne yabancılaşmış, kozmopolit ve dinsiz komünist tanımının halen geçerliliğini koruduğunu göstermektedir.

Bu noktada, Alparslan Türkeş’in komünizmle mücadele için İslam’ın ne denli önemli olduğunu anladığını söyleyebiliriz. İslamiyet, öncelikle kitleselleşebilmek açısından büyük önem ta­şımaktadır. Türkeş, partinin özellikle taşrada kitleselleşebilmesinin yolunun dini motiflerin ağır bastığı bir dil kullanmaktan ve “radikal” sağın diğer unsurlarını partiye çekmekten geçtiğini as­lında 1969’daki kongreden daha önce anlamıştır. 1967 yılında, Türkeş’in parti teşkilatına dağıtılan bir metinde söyledikleri bu farkındalığı açıkça ortaya koymaktadır:

“Partimiz her gün memleket sathında yayılmakta ve genişlemekte­dir. Türk milletinin kurtuluşunu milliyetçilikte gören ve milliyetçi­liği İslamiyet imanı ve Türklük şuuru olarak kabul eden partimizin bu gelişmesi beynelmilelci, yıkıcı teşekküller tarafından endişe ve üzüntü ile takip olunmaktadır.

…Bütün partili arkadaşlarım şunu bilmelidirler ki, Türkçülük Müslümanlıktan ayrı olamaz, Türk milleti bin yıldan fazla bir za­mandan beri İslamiyet ile müşerref olmuştur ve Müslümanlık ile Türklük iç içe birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması mümkün olmayan manalardır.

Düşmanlarımız ve hasımlarımızın şüphe ve tefrika yaratmak için uydurdukları ‘Bunlar Türkçü imişler, İslamiyete karşı imiş­ler, İslamiyet yerine Şaman dinini getirecekler!’; veya “Bunlar Müslümancıdırlar, Türklüğe karşıdırlar, milliyetçiliği kabul etme­mektedirler!’ gibi aslı ve esası olmayan söylentilere karşı bütün arkadaşlarımın uyanık olması gereklidir… Türklük ve İslamiyet ayrılmaz bir bütündür, İslam imanı ve fazileti ile Türklük şuuru, kurtuluş ve her türlü yükselişin kaynağını teşkil etmektedir…”

1968 yılı senato seçimleri öncesinde CKMP adına radyo­da konuşan Osman Yüksel Serdengeçti de, özellikle Adalet Parti iktidarına karşı, İslami dozu yüksek bir konuşma yapar ve mukaddesatçılığın gerçek adresi olarak CKMP’yi gösterir. Bu ko­nuşmada, sonradan Türk Sağının Üç Halinin de dillendireceği “mukaddesatçı” söylemin bütün unsurları bulunabilir. Sözlerine “bugün İstanbul’un fetih günüdür” diye başlayan Serdengeçti, “Türk milletine ve bütün İslam âlemine mübarek olsun” dedik­ten sonra “Ayasofya zulmeti”nden bahseder. Hamasi bir üslupla, “İslamın nuru, Türklüğün gururu, Ayasofya… Şerefelerinde Fethin, Fatihin şerefi ışıl ışıl yanan muhteşem mabet, neden böyle bom­boşsun?” diye soran Serdengeçti, Ayasofya’yı ibadete açmayan Adalet Partisi’ne yüklenir:

“Aziz kardeşlerim; sözde muhafazakâr ve milliyetçi olan AP iktida­rı, eline büyük fırsatlar ve imkânlar geçmesine rağmen, Ayasofya’yı cami yapmamış; bu hususta dahi Demirel, mason localarının di­rektiflerini bir emir eri gibi yerine getirmiştir.”

Serdengeçti’ye göre, “AP Müslüman Türk Milletinin oyları ile ik­tidara gelmiş”tir ve bu iktidar iki temel üzerine dayanmaktadır: “biri hak, diğeri halk.” Ancak, “Kırat, bu iki temeli de reddetmiş, milletin iktidarını temelsiz, emelsiz bir hale getirmiştir.”

Serdengeçti, konuşmasında yükselen sol dalgaya değinmeden geçmez. “Her gün çıkan ihtilal haberleri”nden, “sokaklara dökü­len gençler”den, “yürüyüşler, grevler, gösteriler ve bildirilerden bahseder. “Kimse yarınından emin değil”dir. “üniversitelerde or­tanın, kıyının solcuları, o yolun yolcuları-solcular, Demir Perde’yi bile, Çin Seddi’ni de aşarak Kızıl Çin’e ulaşmakta, Mao, Mao diye miyavlamaktadır”lar. Türkiye’nin “bu anarşiye, huzursuzluğa, serkeşliğe, Artık yeter, dur!’ diyecek, ‘Sağa bak, hizaya gel!’ diye­cek cesur, mert, sert, erkek bir sese ihtiyacı” vardır. Serdengeçti konuşmasını, bu “ses”i çıkarabilecek olan hareketi işaret ederek ve komünizme karşı cihat çağrısında bulunarak bitirir:

“Sevgili kardeşlerim; CKMP bir parti olmaktan ziyade, bir fikir ve iman ocağıdır. CKMP, oy partisi, suret-i haktan görünen, kuzu pos­tuna bürünen, koyun partisi, oyun partisi değildir. Er kişilerin par­tisidir. Burası, kavi imanların, temiz vicdanların, dik seciyelerin, eğilmez başların, mücahitlerin otağıdır, aslanlar yatağıdır. CKMP, Allah’tan başka kimseden korkmayanların partisidir. Korkusuzlar bize geliniz. İman ordusuna katılınız. Kardeşlerim, bizler iman edenler, yeni bir Malazgirt savaşına hazırlanıyoruz. Busavaş ruhların bir savaşı olacaktır; bu savaş, imanlılarla, imansız­ların savaşıdır. İnanmayanlar, münafıklar, riyakârlar, kar peşinde koşanlar, Moskova kıbleli, cepleri rubleli komünistler, Siyonistler, ne kadar ‘ist ve pist’ varsa, hepsi bu savaşla helak olacaktır.”

Serdengeçti, faşist hareketin Türkçü faşizmin elitist dilini terk edip sıradan insanı, Türk ve Müslüman olan Anadolu insanını yü­celten popülist bir dili benimsemesinde de büyük rol oynamıştır. Türkçü faşizmin ırkın saf halini bulduğu köyü, zamanla söylemi­nin dışına itmesinin ardından, Serdengeçti köylüyü, batı hayranı rejimin bütün çabalarına rağmen, hem ırksal hem de dini özellik­lerini yitirmemiş bir erdem timsali olarak yüceltmiş ve bu faşist hareketin toplumsal tabanını esas olarak taşrada bulmasında bü­yük ölçüde etkili olmuştur:

“Orta Anadolu insanı, bozkırın insanı, gürültüsüz, yaygarasız, gös­terişsizdir. Dışı fakir, içi zengin, engin ruhlu yoksul insan. Cenup yaygaracı, mübalağacı. Şark müptela, garp kaypak ve oynaktır. Hareket kalabalığı, dünya hırsı ve zeka oyunları içinde bu mıntıka adamları ruhunu kaybetti. Dışa ait bütün faaliyetler bozkır insa­nında içe döner, iman ve irade haline gelir. (…) Allahına, toprağına, ailesine bağlı, bu sessiz kanaatkar insan bütün dünyaya örnek ola­cak bir tiptir.”

İslam, sağ içerisindeki ideolojik hegemonya açısından öyle bü­yük önem taşımaktadır ki, Nurcular Türkeş’in 27 Mayıs darbesi içerisinde yer alışını ve “din düşmanlığını” ön plana çıkaran bro­şürler hazırlamışlar, Adalet Partisi teşkilatlarının bildirilerinde, Türkeş’in Türkçe ezan okunması gerektiğini söylediği yönündeki iddialara yer verilmiş, MHP de bu broşür ve bildirilere aynı yön­temlerle ve Türkeş’in Müslümanlığını ön plana çıkararak karşılık vermiştir.

CKMP/MHP ideolojisine İslam’ın bir mütemmim cüz olarak ek­lenmesi, 70’lerin ortalarına kadar yayılacak ve bu yaşanacak ay­rışmanın en önemli nedenlerinden biri olacaktır.]

***

Değerli arkadaşlar, MHP artık yukarda okuduğunuz metinde betimlenen bir parti değil hemen hemen.  Artık çatışması parti, paramiliter güçlere dayalı bir parti gibi görünmüyor. Ama şu anda da tek boyutlu, tek siyasetli bir parti. Partinin içinde laik olması gereken Turancı-Türkçü damar ağır aksak da olsa atmaya devam etmekte ve AKP’nin tek yumurta ikizi İslamcı kanat baskınlığını sürdürmektedir. MHP genel merkezini dinlemeyip AKP’ye oy veren ya da sandığa gitmeyen kitle bu iki kanal ya da kanadın sadık elemanlarıdır.

Türkçü-Turancı kanat 1944 tevkifatının intikamını almak için, “Tekbirci” kanat da gizli AKP’li olduğu için MHP merkezini dinlemedi. MHP sanıldığı gibi “tek yumruk” değil!…

ÖZDEMİR İNCE

14 Ağustos 2014