MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIYLA HESAPLAŞMA

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIYLA HESAPLAŞMA

Değerli okurlar, geçenlerde evrak-ı metruke arasında 51 yıllık bir belge buldum. Hikaye uzun. 1966 sonunda, Fransa’dan lisesinde Fransızca öğretmenliği yaptığım Aydın’a döndüm. Döndüm ki İngilizce öğretmeni olan Ülker Yalvaç’a solcu olduğu için sürülmüş. Tan 3 yaşında. Paris’te Sorbonne’a bağlıYabancı Ülkelerde Fransızca Öğretmenleri Enstitüsü’nden sertifika almıştım. Doktora bursu almam olasılığı vardı. Yattı. Ülker Yalvaç’a gitti. Bir yıl sonra bizi Muğla’ya tayin ettiler. Ama atandığım lisede öğretmenlik yaptırmamak için yapmadıklarını bırakmadılar. Derken bir gün, hakkımda soruşturma açılmış, savunmam istendi. Bulduğum belge bu soruşturmayla ilgili. Savunmamı yaptım. Okuyacaksınız. Sorular ve verdiğim cevap tam anlamıyla bugünlerin habercisi.  Ertesi yıl beni, Sorbonne’dan sertifikalı Fransızca öğretmeni beni, Muğla’da bir ortaokula İngilizce öğretmeni olarak atadılar. Mesajı anladığım için istifa dilekçemi verdim. Sevinerek kabul ettiler.

Şimdi size bu belgeyi okumanızı öneriyorum. Biraz uzun. Uzun gelirse parça parça  okuyun.

Özdemir İnce

22 Kasım 2019

***

T.C. MÎLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

Orta Öğretim Genel Müdürlüğü

GİZLİ                                                            AN K A R A 

15 Haziran 1968

Şubesi : Değerlendirme

Sayı     : 410.0.(51}

Konu   : Turgutreis Lisesi Fransızca

Öğretmeni  Özdemir İnce’nin savunması h.

Muğla Valiliğine

İliniz  Turgutreis Lisesi Fransızca öğretmeni Özdemir İnce hakkında yaptırılan soruşturma sonucunda mukakkik tarafından düzenlenen tarihsiz tahkikat raporu  ve eki belgeleri kapasayan dosyanın incelenmesi sonucunda, adı geçenin aşağıda yazılı davranışı suçlu sayılmasını ve hakkında disiplin işlemi tâyinini gerektirir  nitelikte görüldüğünden bu cihetin Bakanlıkça verilen enirlerin tebliğine dair olup 467 sayılı Tebliğler Dergisi ile yayımlanan 19.12,1947 gün, 2070 sıra sayılı Bakanlığımız genelgesi esaslarının da  ilgililerce önemle göz önünde tutulması suretiyle Memurin Kanunu’nun 55. ve Anayasanın 118.maddesi uyarınca kendisine  tebellüğ ilmühaberi karşılısında tebliğini ve 7 gün içinde alınacak savunma yazısının tebliğ ve tebellüğ evrakı birlikte Bakanlığımıza gönderilmesini rica ederim.

Rahmi İder

Orta Öğ.Gnl.Md.Yardımcısı

      Milli Eğitim Bakanı a.

Lise 4 F sınıfından bir öğrencinin “Fransızca ortalamaya karışıyor mu?” diye sorması üzerine “Ortalamaqya güvenmeyin. Ben sizle3re 29’dan fazla not vermem, bunun yerine belge veririm. Sizler benim kölemsiniz, ayağıma kapanıp öpmedikçe bu sınıftan geçemezsiniz. Sizleri benim elimden kimse kurtaramaz, ben kimseden korkmam, ister müdüre,isterseniz Süleyman Demirel’e gidin”, ayrıca ders sırasında geçen <haş arabasına “Allah belasını versin” dediği; bir ders anında üzerine tebeşir tozu dökülmüş olan sandalyeyi kaldırıp duvara çarptığı, Paris’i anlatırken de , öğrenciler tarafından sorulan “İstanbul güzel midir?” sorusuna “o da geri kalmış Türkiye’nin İstanbul’u, Paris’in yanında bir pislik gibi kalır. Türkiye ise Fransa’nın yanında bir pislik gibi kalır” diye cevaplandırdığı iddia edilmektedir.

ASLI GİBİDİR

      Mühür

                   İmza

MUĞLA 21 HAZİRAN 1968

Milli Eğitim Bakanlığı

Orta Öğretim Genel Müdürlüğüne

ANKARA

Genel Müdürlüğünüzden, Muğla Valiliği’ne  gelen, 15 Haziran 1968 tarihlî Değerlendirme Şubesi’nin 410.0.(51) sayılı yazısıyla savunmam isteniyor.  “…tahkikat raporu ve eki belgeleri kapsayan dosyanın incelenmesi sonucunda,adı geçenin aşağıda yazılı davranışı suçlu sayılmasını ve hakkında disiplin işlemi tâyinini gerektirir nitelikte görüldüğünden…” deniliyor. Adı geçen dosyada,biri el yazımla,biri de daktilo ile olmak üzere iki savunmam vardır. Bu savunmalarımda.olayı iyice aydınlattığım halde,suçlu sayılmam gerektiği yanılgısına düşülmüştür.  Çünkü, çoğu zaman örnekleri görüldüğü üzere,bir kısım dişli velileri ve birtakım tembel öğrencileri tatmin etmek gayesiyle suçsuz bir öğretmen “kıyma” makinesinin ağzına kadar getirilmiştir.

Soruşturmayı yapan Muhakkik’ten,öğrencilerin temel gayesinin,çalışmadan  sınıf geçmelerinin ne türlü olursa olsun (torpil,gözdağı vb,.) mümkün olmadığını anladıkları için Fransızca öğretmeni Özdemir İnce’den kurtulmak psikozuna dayandığı açıkça görüldüğünden olayı tahrif etmeleri ve dışardan aldıkları direktiflere göre hareket etmelerinin mümkün olduğu göz önünde bulundurularak, şikayetçiler hakkında adı geçen sınıfın sınıf öğretmeni ve öğretmenlerinden bilgi alınmasını istemiştim. Sanırım,gerçeğe ışık tutacak bu işlem yapılmadı; okul müdüründen öğrencilerin ders durumlarının öğrenilmesiyle yetinildi.

Genel Müdürlüğünüz,suçlu olduğum inancına kapıldığına göre,olayı tarafsız bir gözle incelememiştir; çünkü,tek kusuru iyi öğretmenin vasıflarına sahip  bulunduğu çalışmalarıyla sabit mensubunun savunmasını dikkate almayarak,tek meziyetleri,ne yazık ki, sınıf geçmek için ahlâk dışı kombinezonlar düzenlemek olan bir kısım öğrencilere inanmak yolunu seçmiştir.

Bu aslında, Milli Eğitim Bakanlığı’nda çoktandır hüküm süren ve kaynağını pedagojik endişeler yerine bir takım politik yatırımlar lehine hesaplardan alan olaylar dizisine eklenecek yeni bir talihsiz halkadır. Bu bakımdan,hakkımda yapılan gerçek dışı suçlamaların, halledilmesi gereken Milli Eğitimle ilgili sayısız hizmetler dururken ciddiye alınması gerçekten esef vericidir. Öte yandan temel gayesinin ne kadar dışına düştüğünün de bir belgesidir.

Hakkımdaki kararın şimdiden alındığı ve bu yeni savunmamın bir formalite olduğu apaçık ortada olduğu halde, disipline uymak ve gerçeği ortaya çıkarma gayretinin son bir umuduyla kendimi tekrar savunuyorum.

İster hayâli,ister düzmece ve isterse gerçek olsun, bir olay varsa,bunu çevresinden tecrit etmek,yâni başlangıçsız ve sebeplerden yoksun olarak ele almak, Hukuk Felsefesine uymadığı oranda saf aklın mantığına da uymaz. Çünkü o kendinden önceki olaylara ve sebeplere sıkı sıkıya bağlıdır. Durum böyle incelenirse,şimdi savunmasını yapan Ûzdemir İnce’nin yeninde Milli Eğitim Bakanlığı  ve bu Bakanlığın Muğla’daki temsilcilerinin bulunması gerekir. Çünkü, kendimi savunma zorunda kaldığım olayın temelinde Milli Eğitim Bakanlığının bilim dışı  hatalar yığını vardır; bu olayı, adına uygun şekilde Milli bir eğitim politikası  gütmeyen ve bir takım politik hesaplarla,sık sık karar ve plân değiştireren Bakanlık bizzat hazırlamıştır: Bu ders yılı başında,bünyemize uyup uymayacağı daha önce denenmemiş bulunan  yeni Yönetmelik, öğrenciler ve velileri tarafından şiddetli bir tepkiyle karşılanınca, aksaklığın nedeni bilimsel metotlarla aranacak yerde, tek suçlu, uygulayıcı öğretmenmiş gibi demeçler verilmiş; öğretmen^Bakanlığı tarafından suçlanmıştır. Bu durumda meydana gelen anarşik hava içinde şımaran öğrenciler ve veliler, bu yönetmeliği hazırlayan öğretmenlermiş gibi bütün kinini onların üzerine yağdırmış ve bu Yönetmelikten kurtulmak için ne lâzımsa yapmıştır. Bakanlık aradan sıyrıldığı için öğrencinin ve velinin hışmına uğramış öğretmenlerden biri olarak benim yaşadığım olayın işte bu plâtform üzerinde değerl«dirilmesi ve eğer  bir haksızlık yapmamak, gerçeğe varmak isteniyorsa,olayın kesin olarak tecrit edilmemesi gerekir.

Olayı hazırlayan genel oltamı tasvir ettikten sonra,mahallî ortamı da açıkmamamda fayda olduğu kanısındayım:

1.Bu ders yılı başında,Nakil Yönetmeliğinin 9.uncu maddesine göre,eşim İngilizce öğretmeni Ülker İnce ile birlikte Muğla Turgutreis Lisesi’ne atandık. Öğretmen tayin ve nakillerinde esasın açık ders sayısı ve ihtiyaç olması gerektiği halde,adı geçen Lisede mevcut 42 saat fransızca dersi için 3’cü öğretmen olarak atandım.

2. Bu durumda 42       saat dersin, uygun nisbette üçe bölünmesi gerekirken okul idaresi programı bozmamak gibi inandırıcılıktan uzak sebepler göstererek, bana 4 F sınıfını verdi. Yani Fransızca öğretmeni olarak 5 saat ders okutmağa mahkûm edildim.Programı bozmamak endişesinin doğru olmadığı,bir çok defa, 15 günlük boşluklarda bile yeni program düzenlemelerine gidilerek tekzip edildi. Benim fransızca öğretmeni olarak 5 saat ders okutmamın öğrenciler üzerinde menfi etkisi bir pedagojik gerçek olarak bu olayda meydana çıktı. Çünkü başka sınıflara da girseydim 4 F öğrencileri kendilerini yalnız hissetmeyecekler ve dolayısıyla beni öteki sınıflardaki tutumumla da değerlendirme yoluna gideceklerdi. Ama bu fırsat olmadığı için, beni , zamanla baştan savılması gereken “bir belâ” olarak görmeğe başladılar. Benim yerimde hangi öğretmen olsaydı, öğlenciler aynı şeyi hissedeceklerdi.

Öte yandan,ek branşım İngilizce olduğu için, 15 saat İngilizce verildi; kmna bunun gerçekleşmesi için de eşim Sağlık Kollejinden ders almak zorunda kaldı. Ve ben ayrıca Kız Enstitüsünden de 9 saat ders aldım. Okulda İngilizce dersi varsa dışarıya gitmeyelim,diye ne zaman konuştaysak, Okul Müdürü;”Başka ders yok” şeklinde cevap verdi. Ama gerçeğin böyle olmadığını, 6 saat İngilizce dersin  bir İlkokul öğretmeni tarafından kapatıldığını öğrendik. Müdürün, bu dersleri ısrarla gizleme çabasının  ne olduğunu öğrenmek bize düşmediği için,yeni geldiğimiz bir okulda tatsızlık çıkarmamak yolunu seçtik.Çünkü,fransızca ve inglize derslerinin dağıtımındaki anormalliğin Bakanlığın dikkatini çekeceğini umuyorduk Bu inancın boşa çıktığını eklememe bilmem ihtiyaç var mı?

3. 4 F sınıfının genel durumu şöyle idi:

a) Genel olarak 2 yıllık öğrencilerin toplandığı bir sınıf,

b) Fransızca’nm ve Türkçe’nin en ilkel temel bilgilerinden yoksun bir sınıf,                c) Tembelliği alışkanlık haline getirmiş; bütün öğrencilik ve vatandaşlık sorumluluklarını umursamayan, toplu olarak tek somut gayeleri ve başarı ölçüleri “not” olan bir sınıf.

(Böyle oldukları için öğrencileri % I00 suçlu tutmak mümkün değildir; öğrenciler bu duruma düştülerse,eğitim sisteminin de suçudur.)

d) Genel olarak,bütün öğretmenlerin dikkatini,disiplin ve ders çalışmamakta ısrar yönünden çeken problem bir sınıf.

Böyle bir sınıfa nasıl faydalı olurum diye düşündüm.Orta Öğretim Programının direktiflerine uygun şekilde derslerimi yürütürken, bir yandan da öğrencilerin öteki eksiklerini tamamlamak yoluna gittim.

İmlâ Kuralı, bitişik el yazısı,Türkçe dilbilgisi, yabancı dil öğrenimine temel ve destek olmak bakımından üzerinde  önemle durduğum konular oldu. Derslerde öğretim metodunun emrettiği gibi,sınıf seviyesinin üzerine çakmadan, fransızca konuşuyordum. Öğrenciler  Türkçe konuşmamı istiyorlardı, çünkü eski öğretmenleri Türçe konuşurmuş derste. Başlangıçta,gerçekten gayret gösterdiler; ama sonradan, nedense birkaç öğrencide pasif bir direnme başladı, sonra bu gelişti. Yazılılardan sonra bu daha da arttı. Dışardan tahrik edildiklerini hissediyordum, ama bunu sağlam bir nedene bağlayamadığım için de önemsemiyordum.  Öğrenciler fransızca öğrenmek istemiyor gibiydiler;  istedikleri, bilseler-bilmeseler  sadece sınıf geçimekti.  “Çok iyi öğretiyorsunuz,ama notunuz kıt. Fransızca modası geçmiş bir dil. Modası geçmiş bir dilden zayıf almamız doğru mu? Öteki sınıflarlar da bizim gibi olduğu halde öğretmenleri not veriyor; bizim suçumuz sizin öğrenciniz mi olmak?” diyorlardı bazan. Bu düşüncelerinin sakat olduğunu her  seferinde usanmadan anlatıyordum kendilerine. Ama onlar, Nuh diyor Peygamber demiyor işi not bezirgânlığına döküyorlardı. Bu sırada, Türkiye’nin birçok Orta Öğretim öğrencileri boykota gidiyor, gösteri yapıyor ve Bakanlığın bu durum karşısında takındığı tavizli ve kararsız tutum öğretmeni sınıfta aklın alamayacağı  zor durumlarda bırakıyordu. Bakanlığın tutumu öğretmeni öğrencinin nişan tahtası durumuna getirdi.

Başından bu yana çizmeğe çalıştığım manzara bu olayın değerlendirilmesinde dikkate alınmazsa, tecrit edilmiş bir olayla yanlış karara varmak çok mümkündür.

Öğrencinin psikolojik durumunu ve içinde yaşadığı atmosferi göz önünde bulundurduğum için öğrencilerimin davranışlarını toleransla karşıladım.

Şimdi gelelim olaya;

Aklımda kaldığına göre ya 13 ya da 17 Ocak 1968 günü oldu. Ayrı ayrı günlerde değil de bir günde ve iki ders içinde olması dikkate değer.

  1. Tahtaya yazı yazılması,
  2. Sandalyeye tebeşir tozu dökülmesi,
  3. Beni tahrik için sorular, öğrencilerin önceden hazırlık yaptıklarının bir delilidir, ve hele arabaların gürültüsü , tesadüfen de olsa işlerine yaramıştır.

l) Yukarıda belirttiğim tarihte 4 F sınıfına girdim.Olağanüstü bir sessizlik vardi sınıfta. Karatahta silinmemişti,silgi aradılar bulamadılar.Özellikle sakladıklarını sanıyorum,çünkü bu benim üzerinae titizlikle durduğum . husustur. Bir kısım öğrenci kitap, defter getirmemişti. Derse başlamadan bu davranışla ilgili bir konuşma yapmayı faydalı buldum. Bu sırada 2 yıllık Cihat Severcan; “Efendim,Fransızca ortalamaya giriyor mu?” diye sordu. Bu kendilerine okul idaresi ve sınıf öğretmenleri tarafından çoktan anlatılmış bir  konu olmalıydı,ama cevap verdim:

– Böyle ince hesaplarla vakit öldüreceğinize ortalamadan kurtulmak için ders çalışın. Gelip 29’a dayanırsınız, ne bir fazla ne bir eksik veririm. Bu bir değerlendirmedir,ortalamaya girsin ya da girmesin, ikisi arasında bir fark yok bence, çünkü benim prensiplerimde bir değişiklik meydana getirmezler… diye konuşmaya başladım,ama ; “Efendim,yazık değil mi bize? Hepimiz iki seneliğiz?” diye söze karıştı.  Ben de “Size niçin yazık olacakmış, asıl yazık vize verilen emeklere, harcanan paralara.  Memleketin gerçekten çalışkan,yaratıcı mezunlara

ihtiyacı var, okula gelmek mutlaka sınıf geçmeyi, iki senelik olmak mutlaka sınıf geçmeyi gerektirmez. Çalışan, öğrenen sınıf geçer. Çalışmayan pek tabii belge de alır. Bunun tersinin olacağını sakın sanmayın. Oturun, çalışın iki senelik falan diye not dilenmeyin, haysiyet sahibi olun. Ya bu deveci  güdersin ya bu diyardan gidersin,diye bir lâf var. Ama doğru değil, bu deve mutlaka güdülecek ve ben de size isteseniz,istemeseniz bu dili öğreteceğim.  Sizin dediğiniz değil,ben öğretmensem,benim dediğim olacak. Son sözüm bu,bunu böyle bilesiniz “ dedim.  Bu sözler, öğretmenlerin ortak hazinesidir. Benim öğretmenlerim, hepimizin öğretmenleri zaman zaman böyle konuşma yaptılar.Bizden sonra yetişecekler  de aşağı yukarı aynı sözleri söyleyecekler.

Ama bu konuşmam aradan geçen kısa süre içinde,akıl hocalarının hocalarının gayretleriyle “Ortalamaya güvenmeyin. Ben sizlere 29’dan fazla not vermem,bunun yerine belge veririm. Sizler benim kölemsiniz, ayağıma kapanıp öpmedikçe bu sınıfı geçemezsiniz” biçiminde tahrif edilmiş. Yazılı yoklamalar meydandadır, kimsenin hakkını yemek mümkün değildir. Durum bu merkezde iken, ne Muhakkik,ne de okul müdürü tarafından adı geçer sınıfın yazılı yoklamaları incelenmeye tabi tutulmamıştır. Teklif ettiğim halde. O halde,29 ‘dan fazla alan öğrenciye hak ettiği notu vermemeğe maddi olarak imkân yoktur. Öte yandan,benim böyle bir konuşma yapmam içim ruh sağlığımın yerinde olmaması,kısacası sadizme müptela olmaklığım gerekir.  Allahacşükür,sağlığım yerindedir. Öğrencilerim tarafından daima sevil_ dim,csayıldım. 4F sınıfındaki istisnalar dışımda bu yıl da böyle oldu. Ayrıca, böyle bir konuşma gerçek dahi olsa, suç olarak kabul edilmesi için sık sik tekrarlanması ve öteki sınıflara da şamil olması gerekir. Gerçek benim anlattığım gibidir. İddia edilen sözler ağzımdan çıkmış değildir.

İkinci derse (ayni gün) Anatole France’ın Paris adlı parçasına başlamak üzere girdim.Tahtada,yarı Fransızca yarı Türkçe söyle bir yazı vardı: “Fransızca öğretmenini istemiyoruz. Fransızca öğretmeni hakkında şikâyetlerinizi M’ ye anlatın.” Belki bu yazıyı görmemiş gibi devransam çok daha iyi olurdu, diye dışünülebilir. Ama olay çıkarmak konuşandaki ısrar karşısında bu varsayım bir geçerlik kazanamaz.Bunun üzerine :

“4 F sınıfına girmeme kimse mâni olamaz. Çünkü beni bu sınıfa girdiren güç,herhangi bir itirazdan çok daha sağlamdır. Bu güç, bana maaşımı  veren  Devlet’in gücüdür. Bunu tanımamaya da,kanun dairesi içinde ne Müdürün, ne de Başbakan’ın gücü yeter.Bu bakımdan (M) rumuzuyla kimi kastediyorsanız, o kişiden kesinlikle çekinmediğini bilmeniz lâzımdır”, dedim.

Öğrencilerimi Disiplin Kurulu yoluyla değil de makul mantık içinde yola  getirmek, daha doğrusu kendimi kabul ettirmen gerekiyordu. Öğrenci, öğretmeninin  (M) rumuzlu kimseden çekindiğini sezerse, alfabedeki bütün harfler günü gelir birer birer rumuz olarak çıkar karşısına. Öğretmeni,öğrenci karşısında böyle alçaltan durumu hazırlayan keşmekeşten içim ezilerek, yaratılmak istenen anarşiye, Milli Eğitim Bakanlığının ve bütün Türk öğretmenlerinin otorite ve şahsiyetini savunmak zorundaydım. En ufak bir hata,bu körpe kafaları,bir “istemezük”cü ycniçeri topluluğuna dönüştürebilirdi.Aslında,öğrencilerdeki bu tutumu, Milli ağıtım Bakanlığı’nın eğitim ve öğretim konusunda izlediği kişiliksiz ve tavızkâr politikaya bağlamak gerekir. Ama,ne yazık ki, herşeye rağmen kendi manevi şahsiyet ve otoritesini savunan öğretmenini tam beş aydır işkenceye tâbi tutuyor ve taltif  edeceği yerde savunmasını alıyor.

Haç arabası konusuna gelince: İlkin,izin verirseniz,HAÇ ARABASI  diye bir varlığın olunmadığını belirteceğim. Haç mevsiminden önce,bazı seyehat acentaları ile otobüs işletmecileri Haç Seyahati düzenlerler. Gaye dinî değil ticarî olduğu için çeşitli yollardan müşteri kazanmağa çalışırlar.Olay, söz konusu ikinci dersin sonuna doğru olmuştur.Olay günü, ocak ayının ortalarında olduğuna göre, hacıların dönmesine daha 2 aya yakın zaman vardır.Çünkü Kurban Bayramı 10 Mart’ta başladı. Ders anlatıyordum.Caddeden “Ya ya ya şa şa şa”^ temposu tutan korna sesleri gelmeğe başladı.Kürsünün yanındaydım. 4 E sınıfı cadde üzerinde olduğundan sesler yaklaştıkça sesimi duyurmak imkânı da azalmağa başladı. Sinirlerim de iyice gerilmişti,”Allah kahretsin şu gürültüleri” dedim.Biraz sonra 4-5 otobüslük konvoy sökün etti. Otobüslerin üzerinde, sayın hacı namzetlerinin kendi “yatarlı koltuklu jetleri” ile seyahat yapmalarının menfaatleri icabı olduğu yazılı idi. Okulun önünde bir süre durdular. Onlar gidinceye kadar dersi kentim. Biran iddianın doğru olduğunu düşünelim; dinî duyguları bu kadar kuvvetli öğrenciler bu hakaretimi protesto etmezler miydi? Ederlerdi.Ama onlar da gürültüden canları sıkılmış olduğundan bir süre pencereden dışarı baktılar. Bu duruna göne, henüz içinde Hacı namzedi bile bulunmayan,Mekke ve Medine’yi ziyaretine daha, en az iki ay bulunan arabalara, görmediğim için “Allah kahretsin! ” dıyerek alaylı yoldan bile olsa “Dinî hisleri rencide “etmeme, dinî bakımdan kutsal bir  nesneye hakaret etmeme imkân yoktur. Bunun tersini iddia edebilmek için, insanın  mantık,vicdan sahibi olmaması gerekir.En az 100 metre uzakta oldukları için  göremediğim,ve gürültülerine sinirlendiğim,hacı namzetlerini hacca  götürmeye namzet otobüsler yüzünden suçlu tutulmam ciddi bir değerlendirme olmasa gerekir. Böyle bir suçun varlığının hukuki bakımdan  iddiasının bile mümkün olmadığını bir tarafa bırakılım; sözü geçen gürültü,bir düğün alayı,maça giden bir  sporcu kafilesi,bir tiyatro trupu tarafından da yapılabilir ve tahrik unsuru gürültü olduğuna göre,o tarihte Hacı Arabası’nı düşünebilmek için kâhin olmak gerekir.

Öğretmen sandalyesinin üzerine, özellikle, avuç dolusu tebeşir tozu dökülmüş olduğunu gördüm.Aldım,masanın üzerinden pencerenin yanma bırakmak istedim, yere düştü ve maalesef devrildiği için üzerine itinayla konulmuş olan tebeşir tozları da yere döküldü. Tebeşir tozlarının özel olarak konulduğu meydanda iken benim daha başka davranmamı isteyen kişi, o teşebir tozlarının üstüne oturmamı ve bir sirk soytarısana benzememi istiyor demektir,  özür dilerim, bu zor şartlar altında öğretmenliğe devamda direncim,insan haysiyetinden yoksun olduğum anlamına. Buna cür’et edecek hiçbir gücü tanımadığımın bilinmesini isterim.

Daha yukarda da belirttim. Dersimizin konusu “Paris” idi. Bana,”Paris mi, yoksa İstanbul mu güzel?  diye sordular. Benim o zamanki cevabım şimdiki gibi, “Paris daha güzel,daha bakımlı,daha temiz” oldu. Tarafsız herkes bunun böyle olduğunu zaten teslim eder.”Geri kalmış Türkiye,vb,.” politik bir terimdir. sınıfta politik terimlerden vebadan kaçar gibi kaçarım. Anladığıma göre; verdiğim cevapla,”Ulusal duyguları rencide ettiğim,Türkiye’yi küçük düşürdüğüm” gibi iddialar gizli. Buna sadece gülerim. îzin verirseniz, aynı mantıkla bir genelleme yapacağım. Hergün,binlerce kişi,”Biz adam olmayız..” la başlar onuşmağa, “Batılılarm çalışkanlıklarından utanmamız gerektiğini,onîarı örmek almamız gerektiğjni” söyler. Bunu Başbakan da söyler, Bakanlar da söyler ,Orta Öğretim Genel Müdürü de söyler, bu savnnmamı değerlendirecek kişi ya da kuruldakiler de söyler. Bu mantık içinde haklarında ne düşünülmesi gerektiğini yazmıyorum.

Milli Eğitimin gayesi boş kafalı,asalak şovenler yetiştirmek değil; rasyonel kafalı, şüpheci,gerçek hayranı gerçek milliyetçiler yetiştirmektir.

Sonuç:

Uzun süre bu sınıfa yararlı olmağa çalıştım. Üç Fransızca öğremeni ndava yetiştirici kurslar açtık bir tek 4?F öğrencisi gelmedi. Ortamın hazırlığı ve öğrencilerin devamlı tembellikleri yüzünden adı geçen sınıfta, her okulda, her gün meydana gelen bir olay,tahrif edildi,büyütüldü,başıma sarıldı. Okul üdürü isteseydi,çoğu zaman olduğu gibi bunu da okulun içinde hallederdi. Halletmedi çünkü geçinemediği Başyardımcısı iyi arkadaşımdı ve öte yandan P.T.T. müdürü gibi kişileri ve daha başkalarını okulun yönetiminde  söz sahibi etmişti. Durumu kendisine yazılı ve sözlü olarak baş vurduğun halde, okul müdürü,bu olayla sis_ tematik olarak ilgilenmeme yolunu seçti. Gayesinin, gerçeğin ve tahrikçilein  meydana çıkmasını  önlemek olduğunu tahmin ediyorum. Normal olarak Disiplin  Kurulu’nda ifadeleri alınacak üğrencilerdan birinin dönen dolabı açıklamasın çekinmiş olacak. Durumla ilgilenmesini defalarca istediğim halde,her defasında, “Büyütme bundan bir şey çıkmaz, herkes şikâyet edilir, beni de ederler. N’olacak alt tarafı bir formalite”  diyerek,beni oyalama yolumu seçti. Bir takım velilerrin hoşuna gitmek ve dolayısıyle sallantıda olduğunu sandığı koltuğuna sağlam oturabilmek için, haksız yere beni harcamak yolunu tercih etti.

Bir süre sonra,4 F sınıfı benden alındı yerine 6 Ed/A sınıfı verildi. Bu değişiklik başta P.T.T Müdürü olmak üzere (oğlu 4 F’de öğrencidir) biıkaç forslu velinin başkısıyla yapıldı. Sonradan,P.T.T Müdürünün bana söylediğine göre; şikâyet edildiğim için kızıp çocuklarını sınıfta bırakırım diye çekinmişler. Tertip, tahrif ve tahrik unsurları o kadar belirlidir ki,bu büyük başarıdan güc alan P.T.T. Müdürü,kendisine bilet satmağa giden öğrencilere; “Fransızca öğretmeniniz kim bakiyim sizin? Özdemir mi? Sınıfta ileri geri konuşar, bir halt ederse doğru bana gelin, 4  F’deki gibi icabına bakalım.” demek cüretini gösterebilmiştir.

 Bu, sekiz sayfalık,uzun savunmamda kendimi temize çıkarmak gibi bir gayem olmadı; suçlamaların tümü gerçek dışı olduğu için, tarafsız bir inceleyicinin farkedeceği ilk şey, şüphesiz benim suçsuzluğum olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın köklü hataları; Okul Müdürü’nün görevini ihmali öğrencilerin tembellikte ısrarı yüzünden meydana gelen ve birçak çıkarcı velinin istismar vasıtası yaptığı olaydan dolayı suçlu aranıyorsa, bu kişinin fransızca öğretmeni Özdemir İnoe olmaması gerekir. Genel Müdürlüğünüz,her ne kadar suçlu sayılmam gerektiği düşüncesinde ise de, ben bu düşüncenin son tahlilde değişeceği inancı içindeyim.

Saygılarımla,

,Özdemir İnce

Turgutreis Lisesi Fransızca Öğretmeni

Muğla