MİLLİ İRADE DEMOKRASİYE KARŞI

11 Ocak 2010. Enver Aysever’in Sky-Türk televizyonundaki tartışma programı : Prof.Dr.Korkut Boratav, Yılmaz Karakoyunlu, Prof.Dr.Nevzat Yalçıntaş ve Altan Öymen.
Şimdiye kadar televizyonlarda tanık olduğum en uygar tartışma.
İlk kez Milli İrade doğru tanımlandı : Milli iradeyi dayatarak demokratikleşmek mümkün değildir. On yıldır bağıra bağıra yazdığım acı gerçek !
***
Ama demokrasiyi oy sandığına indirgeyen sağ politika, anayasal ve yasal herhangi bir dayanak ve geçerliliği olmayan “milli irade” ile demokrasiyi özdeşleştirir: Seçimi kazandığına ve dolayısı ile milli iradeyi temsil ettiğine göre “ali kıran baş kesen”lik yapabilir !
Yapamazsın arkadaş ! Milli irade diye bir şey varsa milletin tamamını temsil eder. Demek ki milli iradeyi temsil etmek için oyların tamamını almak gerekir. Oysa TBMM’ne girsin girmesin seçime katılan bütün partiler varsayımsal bir milli iradeyi temsil ederler.
Türk’ün memleketinde mebzul miktarda siyaset bilimcisi var ama biri çıkıp, demokrasilerde “milli irade”den söz edilemeyeceğini yazıp söylemez.
Onlar yazıp söylemedikleri için de Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı, “Devlette gerçek kuvvet tektir, o da milli iradedir. Bu irade kuvvetler ayrılığı yoluyla uygulanır. Günümüzdeki kuvvetler ayrılığı ilkesi sert ve kesin ayrılıkları değil, işbirliği ve dengeyi önerir” (Vatan, 12.01.2010) diye konuşabilir. Ve bu düşüncenin başta Anayasa hukuku olmak üzere hukukun tamamına aykırı olduğunun farkına bile varamaz.
AKP ve Adalet Bakanı bana bu konuda inanmayabilir ama onur sahibi siyaset bilimciler arasında bu konuda enine, boyuna ve derinlemesine bir araştırma yap(tır)malıdır.
***
Kendilerine yardımcı olmak için Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Milli İrade Safsatası” (01.12.02), “Jakoben Milli İrade” (16.04.08), “Milli İradeyi Kimse Tek Başına Temsil Edemez” (14.11.08) ve “Milli İrade Mavalı” (15.11.08) başlıklı yazılarımı okumalarını öneririm.
Adlarını ve yayın tarihlerini verdiğim yazıları okudukları ve verdiğim referansları araştırdıkları zaman benim gibi onlar da şu gerçeği göreceklerdir: Milli İrade ihtilal ve istibdat rejimlerine özgü bir kavramdır. Milli iradenin demokratik rejimler ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Kuvvetler ayrılığını değil birliğini işaret eder.
Fransızca kaynaklara baş vuranlar milli iradenin eşanlamlısı olarak “La volonté nationale”i bulurlar. Kavramı biraz daha deşince de 1789 Büyük Fransız Devrimi’nde ortaya çıktığını ve devrimin bütün zorbalıklarının gerekçe ve dayanağı olarak gösterildiğini öğrenirler.
Bir adım sonra, iktidarı zorla ele geçirip Cumhuriyet’i yıkan Louis Napoléon’un kendisini “Tanrı’nın ve milletin iradesi ile imparator” ilan ettiğini görürler.
***
Bu bakımdan demokratik rejimlerle başı dertte olan, bu rejimi içine sindiremeyen (“Darbukatör Baryam”dan mülhem) demokratörler hemen büyülü Milli İrade safsatasına sarılırlar. Anayasa Hukukuna göre : Kuvvetler Birliği rejimleri yasama ya da yürütme organlarından birinin devlet yetkilerine sahip olmasını ifade eder. Kuvvetlerin yürütmede (hükümette) birleşmesi diktatörlük rejimlerine, yasamada (TBMM) birleşmesi “konvansiyonel” ya da “meclis hükümeti” rejimine yol açar.
Ey çok bir sayın siyaset bilimcileri ! Yasamayı egemenliği altında almış, yargıyı sultası altına almaya çalışan AKP hükümeti, nasıl bir hükümettir acaba ?