MİLLİ İRADEYİ KİMSE TEK BAŞINA TEMSİL EDEMEZ

Demokrasilerde “Milli İrade” diye bir şey (oluşturucu) yoktur !…. Yekpare bir milli irade ancak bir varsayım, bir faraziye, bir ütopya olabilir. Belki de bir dipsiz avuntu !
Ama Başbakan Erdoğan Şile’de yaptığı konuşmada, Anayasa Mahkemesi’nin iki kararına gönderme yaparak “Milletin iradesine kimse ipotek koyamaz. İstiklal ruhuyla kurulan TBMM’nin iradesine kimse gölge düşüremez” (Radikal, 25.10.08) diyor. Boş bir teneke kutunun savrulan gürültüsü sanki !…
Bunu söylerken aynı TBMM’in Cumhuriyet’in temel niteliklerinin temelinde bulunan ve Anayasa’nın 174 maddesi tarafından korunan “Devrim Yasaları”nı aklına bile getirmiyor.
Bir gün önce de Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili gerekçeli kararına karşı öfkesini şöyle dile getiriyordu : “Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın üstünde değildir. Milli irade yorumu hoş değil. Milli iradenin üzerinde irade tanımıyoruz.” (Hürriyet, 24.10.08)
***
Demokrasiyi bir yana bırakıp sadece Milli İrade’nin peşinden gidelim :
Birinci Büyük Millet Meclisi döneminde tıpkı 1789 Fransız Devrimi’nde olduğu gibi “Milli İrade” kavramı kullanılıyordu. 23 Nisan 1920’de açılan ve Paris Komünü ruhuyla çalışan Büyük Millet Meclisi’nde siyasal partiler olmadığı için Meclis bütün ulusu çok büyük oranda temsil ediyordu. Hükümet, Meclis hükümeti niteliğine sahip olduğu için o da milli iradeyi temsil ettiğini söyleyebiliyordu.
Öte yandan ilk Meclis döneminde kuvvetler (erkler) ayrılığı değil de kuvvetler birliği söz konusu olduğu için, 1922 hükümeti ile 2008 AKP hükümeti “aynı” hükümetler değildir. Çünkü 1922’de kuvvetler birliği, 2008 yılında kuvvetler ayrılığı söz konusudur.
Bununla birlikte, bazılarına ters gelecek tuhaf bir şey söyleyeceğim : Yargı erki, ilke olarak, milletin tamamını temsil ettiği için bir milli iradeyi temsilden söz edebiliriz. Ama AKP hükümeti aldığı oy ile varsayımsal milli iradenin ancak yüzde 46,7’sini temsil etmektedir.
***
İktidar yetkisini Tanrı’dan aldığını iddia eden padişahlar, krallar ve imparatorlar da Tanrı’nın, Allah’ın ve milletin kutsal iradesinden söz ederler.
Bizdeki gibi ağızlara sakız olmasa da “milli irade”nin Fransızcası şöyle: “La Volonté nationale”. 1789 Büyük Fransız Devrimi’nden sonra kullanılmaya başlanmış ve devrimin gerekçesi olarak gösterilmiş. Daha sonra, iktidarı zorla ele geçirip Cumhuriyet’i yıkan Louis Napoléon kendisini “Tanrı’nın ve milletin iradesi ile Fransızların imparatoru” ilan etmiş. Görüldüğü gibi Fransızlar bu kavramı AKP’nin Başbakanı’nın kullandığı anlamında kullanmıyorlar.
***
Başka ülkelerin, gerçekten demokratik ülkelerin politikacıları, bakan ve başbakanları “Milli İrade”den söz ediyorlarsa, onlar da yanılıyor, demektir.
Milyonlarca yoksulun, Kürt’ün, Alevi’nin, ezilmişin, eli ve dili bağlı kitlenin yaşamaya çalıştığı, “özgürlük-eşitlik-kardeşlik”in bulunmadığı bir ülkede Milli İrade’den söz etmek demokrasiye hakaret anlamına gelir. “Milli İrade” derlerse, onu olur-olmaz yerlerde tekrarlarlarsa gerçekten demokrat olacaklarını sanıyorlar. “Milli irade”nin demokratik toplumlara yaraşır bir ölçüt olmadığını daha önce (01.12.02 ve 16.04.08) kaç kez yazdım !
“Yekpare milli irade bir safsatadır. Yekpare milli irade diye bir şey yoktur!” (Yarın devam edeceğim.)