MISIR TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR

Havaalanında rastladığım Faik Bulut ile Arap dünyasını ve zihniyetini konuştuk. Faik Bulut bana yıllardır düşündüğüm bir gerçeği ve doğruyu söyledi: “Mısır, Türkiye’den otuz yıl geridedir ama ne yazık ki Türkiye’nin geleceğidir”Bu cümlenin bir benzerini bana 2009 yılında bir Harvard’lı Türk söylemişti: “Mısır’ı sevmiyorum  çünkü Mısır’da Türkiye’nin geleceğini görüyorum” demişti.

Bu ne demek? Bu soruyu başka bir soru ile karşılayacağım: 1923 yılında laik bir cumhuriyet kurulmayıp, devlet günümüz İslamcılarının ataları tarafından kurulsaydı ne olurdu? Bu soruyu yalnızca laik cumhuriyetçiler değil, katı İslamcılar, ılımlı ve mülayim İslamcılar, laik Müslümanlar da yanıtlamalıdır. Ortadan yanıtlayalım:

  • Laik ve demokratik cumhuriyet kurul(a)mazdı. Bir cumhuriyet kurulsa bile adı “İslam Cumhuriyeti” olurdu.
  • “Başkan” seçimleri göstermelik olurdu: Başkanlık, babadan oğula geçerdi. “ömür boyu”, ya da Suriye, Kuzey Kore ve Azerbaycan’da olduğu, Mısır’da olacağı gibi. Türkiye’de de cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği zaman aynı şey tekrarlanacaktır. Zaten oğlunu kendi yerine hazırlayan Erbakan Hoca da işlemin faziletini (!) anlatmaktadır.
  • Kadınların tamamı türbanlı, peçeli, çarşaflı, burkalı olurdu.
  • Anaokulundan itibaren eğitim ve öğretim din çerçevesine oturur, din adamları medreselerde yetişir; üniversiteler günümüzdekinin bin beteri olurdu.
  • 2010 yılında, AKP hükümetinin böbürlendiği her türlü sınai ve ekonomik başarı, siyasal saygınlık Laik ve Demokratik Cumhuriyet’in eseridir. 1923’te ülke AKP zihniyetinin elinde olsaydı, düzeyi, Afganistan, Yemen, Sudan ya da öteki Müslüman Afrika ülkelerinin düzeyi olurdu. Orada kalırdı.
  • Şu anda içinde bulunduğumuz ve hiç de hoşnut olmadığımız ortam ve düzey, cumhuriyetçiler dayandığı sürece belki korunabilir. O direnç bitince, cumhuriyetçi inanç bastırılınca her şey sona erer. AKP dünyası bütün hikmet ve marifetin kendilerinden kaynaklandığını sanıyor ama sözünü ettiğim cumhuriyetçi deha yok olduğu zaman kendisinin (kendilerinin) çölde otomobili bozulan bedevi gibi ortada kaldığını (kaldıklarını) görecektir.

Bir yakınım anlatmıştı: Biri Türk kökenli iki ABD vatandaşı Mısır’a gitmişler. Eski Amerikalı geziden son derece mutlu, her gördüğüne ilgiyle bakıyor; pisliğe, vurdumduymazlığa, sakarlıklara, dalaverelere, bahşişe anlayışla yaklaşıyor. Ama öteki, Türk-Amerikalı son derece sinirli. Eski Amerikalı arkadaşının bu halini anlamıyor ve nedenini soruyor. Türk-Amerikalı şöyle cevap veriyor: “Sen bir turist olarak burada her şeyi ilginç bulabilirsin ama ben burada Türkiye’nin 15-20 yıl sonraki geleceğini görüyorum”, diyor.

1950’lerde Mısır ile Türkiye toplumsal ve ekonomik olarak hemen hemen aynı düzeydeydi. Mısır’da kadınlar sadece geleneksel örtüyle örtünüyordu. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. 1950’lerin ortalarından itibaren Müslüman Kardeşler’in gizli denetimine giren Mısır ile Türkiye arasında şimdi ekonomik bakımdan 25-30 yıllık bir fark var. Ancak Türk kadını İslamcıların denetimine girdikçe Türkiye, Mısır’a doğru gerileyecektir.

 (Hürriyet, 29 Aralık  2010)

 ***

Mısır’ı ilk gördüğüm günden bu yana ve özellikle de Refah ve Fazilet partilerinin iktidar olmasından beri ve AKP’nin iktidar gasbıyla birlikte, bu ülkeyi hep Türkiye’nin geleceği olarak gördüm.

Mısır’ı ve bütün İslam âlemini, dini yozlaştıran ve onu bir diktatorya iktidarı için kullanan din adamları, ulema takımı, hocalar, imamlar, şeyhler, tarikatlar dünyanın gerisinde bıraktırdı ve sefalete mahkum etti. Onların yüzünden din bir tür mafya ve suç örgütü haline geldi. Toplumlar yozlaştı ve ahlaksızlıkları kanıksar oldu.

 Türkiye’de artık ahlaksızlıkları, hırsızlığı, rüşveti, dolandırıcılığı, erkek ve kız çocuklarının ırzına geçilmesini, eşitsizlikleri hoşgören, askeriyenin, adliyenin, emniyetin, mülkiyenin cumhuriyetçi niteliklerini yitirmesini görmekten tedirgin olmayan bir kitle var. Dindarlık; sahtekarlığın, sonradan görmekliğin, utanmazlığın, aç gözlülüğün ve her türlü suçun eşanlamlısı haline getirildi.

 Altı yıl önce Hürriyet gazetesinde yayımlanan, yukarıdaki yazıda “olurdu” diye öne sürdüğüm bütün olasılıklar gerçekleşti. Türkiye arayı hızla kapatıp Mısır’ı geçti, Suudiistan’a adım attı.

Cumhuriyetçi ve demokratik idealin yarattığı “Onurlu Türk Ulusu”nun onurunu nasıl ve kimler yüzünden yitirdiğine tanık olduk. Şimdi sıra Ulus’un Türklüğünü, Türklüğün de ulusluğunu unutturulmasına geldi. Zaten, AKP yandaşları bu erdemleri çoktan unuttu, unutmuştu.

 Ey Türk Ulusu, bu kafayla gidersen, birkaç yıl içinde kutlayacak bir 19 Mayıs’ın falan kalmayacak!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

 ÖZDEMİR İNCE

19 MAYIS 2016