MONŞERLER VE HACIFIŞFIŞLAR

Bu yazı 11 Haziran 2006 Pazar günü yayınlanmıştı. Başbakan’la başlayan “Monşer” hakaret edebiyatı AKP sokağına kadar düşünce,“Görülen lüzum üzerine” bir kez daha yayınlıyorum:
***
[“Hacıfışfışlar” Dışişleri Bakanlığı mensuplarına yani “Hariciyeciler”e “Monşer” derler hakaret olsun diye, ama Hariciyeciler kimseye “Hacıfışfış” demezler.
Bu benim tarzım: Gündemden düştüğü ve unutulur gibi olduğu zaman bir konu hakkında yazmak hoşuma gidiyor. Hacıfışfışlar, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Dışişleri Bakanlığı’nı ele geçirmek isterler. TSK, Hacıfışfışların fesadengiz amaçlarını çok iyi bildiği için yönetmelik ve özel yöntemlerle kendini korumayı başarmaktadır. Dışişleri Bakanlığı, TSK kadar koruyucu donanımlı olmasa da Bakanlığın cumhuriyetçi meslek gelenekleri ciddi sızmalara engel olmaktadır. Monşerlik fitnesinin gerçek nedeni budur. Yoksa, hariciyecilik ya aile geleneğidir ya da mensuplarının çoğunun ailesi öğretmen, memur ve orta sınıf gruplarındandır. Çoğunun soylulukla, yüksek burjuvalıkla hiçbir ilişkisi yoktur.
Tanıdıklarım arasında Başkonsolosluktan yukarıya çıkartılmamış çok değerli, çok donanımlı hariciyeciler de vardır, ama onlar da monşerliği kabul etmezler. Monşerlik halktan kopukluğu, snopluk, züppelik ve alafrangalığı temsil eder hahıfışfışların gözünde. Ama hariciyecilik evrensel bir meslektir. Kasaba erkanıharpliği ile bu mesleğe giril(e)mez.
Ama ah Nakşibendileri ve Fethullahçıları hariciye masalarına, konsolosluklara, sefaretlere bir doldurabilseler, türbanlı eşleri, meslek memurlarını dünya başkentlerine bir salabilseler…
Başbakan Erdoğan bereket versin Mehmet Ali İrtemcelik gibi soğukkanlı ve politikacı mizacını yakından tanıyan bir Büyükelçi buldu karşısında.
Ya soğukkanlı olmayan ve politikacıyı yeterince tanımayan birine çatsaydı. Ya o Büyükelçi, “Sizin gibi Cumhuriyet ilkeleriyle sorunu olan bir Başbakan’la aynı yerde bulunamam, Cumhuriyet’in bir Büyükelçisine hakaret edilmesine izin veremem!” deseydi.
Daha önce, “AKP, Çankaya’da Cumhuriyet’i savunan bir Cumhurbaşkanı’nın bulunmasına beş vakit şükretmelidir” diye yazmıştım. Berlin Büyükelçiliği’nde Mehmet Ali İrtemçelik bulunduğu için Başbakan’ın kurban kesmesi gerekir.
Başbakan’ın eşi Bayan Erdoğan ABD’ye resmi heyetle birlikte gittiği için ülkeye girebilmiştir. Vize fotoğrafında başı açık olmayan, kulakları tam olarak görünmeyen kimseye pasaport vermezler. Eşim Ülker’in kulakları tam olarak görünmediği için konsolosluk görevlilerinin istediği gibi fotoğraf çektirmek zorunda kalmıştı.
2001 yılında Belçika’nın Liege kentindeydim. Türk göçmenlerle görüşmeler yapmaktaydım. Dertlerini dinledim Hürriyet Avrupa için. Bu arada, Büyükelçiliğe ulaştırmamı istedikleri, yazmamı istedikleri herhangi bir konu var mı, bunu da öğrenmek istedim.
İlkin, Liege’de bir Müslüman mezarlığı istediklerini söylediler. Liege Belediyesi kendilerine genel mezarlıkta bir yer göstermiş, ama bu “dinen” caiz değilmiş. Aynı istekle Berlin’de de karşılaşmıştım.
İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Liege’de bir konsolosluk açmasını istiyorlardı. Bir saat ötedeki Brüksel’e gitmek zor geliyormuş. Aynı takınak Berlin’de de vardı.
Bunları bana söylerken bir yandan da kağıt oynamayı sürdürüyorlardı. Konsolosluk açmanın bakkal dükkanı açmak gibi bir şey olduğunu sanıyorlardı. Büyükelçi İrtemçelik’i yuhalayanlar bu gibilerin arasından seçilmiş olmalı. Bu konuda epeyce doluyum. Ama “hal ve gidiş”ten söz ederek yuhalayıcı “vatandaş”ı fazla üzmek istemiyorum.]