MUHASEBE YA DA KAZI KOZ ANLAMAK

Bu yazı Lübnan’la ilgili son yazım. Çünkü yazmam gereken başka şeyler var. Gerekirse gene yazarım,yazacağım.
***
Bu yazılara aldığım olumsuz tepkilerin bir bölümü tüylerimi diken diken etti. Bir kesim insanımız öylesine İslami yobaz haline gelmiş ki ne tarihsel gerçekler ne de Türkiye’nin güvenlik ve çıkarları umurlarında. Bu türden insanlarımız Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi haşhaşi fedailerine benziyorlar. Ama Hizbullah’ın günümüz haşhaşi tedhişçileri oldukları kesin. Bizim Hizbullah hayranları da tehlikeli bir biçimde haşşaşi fedailerine dönüşüyor.
***
13 Ağustos tarihinde yayınlanan “Mal sahibi mülk sahibi hani onun ilk sahibi” başlıklı yazımın başında şöyle bir cümle vardı : “Kimi okumadan alim, yazmadan katip tayfası emperyalizmin dünyanın dört bir yanından topladığı Yahudileri Filistin topraklarına getirerek İsrail devletini kurduğunu düşünüyor. İslamcılara göre Filistin toprakları Filistin halkının tapulu malı, Yahudiler dağdan gelip bağdakini kovmuşlar. Acaba öyle mi ?”
Sonra Yahudilerin ve İsraillilerin ataları olan İbranilerin Filistin topraklarıyla olan binlerce yıllık ilişkisini anlattım. Anlattıklarımdan, “Bir toprak oraya ilk gelene aittir” gibi bir saçma sonuç çıkardılar. Gerçek okurlarım elbette yazımı “doğru” algıladılar. İsrailli, o topraklar için bir Eskimo ya da Japon değildir, o topraklarda tarihsel bakımdan var olmuş bir halktır. İsrail, Lübnan eylemleri için kınanabilir ama bu gerçeği de kabul etmek zorundayız!
***
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin oy birliğiyle kabul edilen 11 Ağustos 2006 tarih ve 1701 sayılı kararı 19 maddeden oluşmaktadır. Bu 19. maddenin bir bölümü İsrail’in yerine getirmediği yükümlülükleri hatırlatmaktadır. Ancak İsrail kınanmamaktadır ve en önemli cümleler kararın giriş bölümünde yer almaktadır:
Güvenlik Konseyi, Lübnan hükümetinin 7 Ağustos 2006 tarihinde oy birliği ile aldığı kararı onaylamaktadır. Buna göre : Güney Lübnan’ı işgal eden İsrail ordusu mavi hattın gerisine çekilirken Lübnan buraya 15 bin kişilik bir ordu birliği gönderecektir.
Dikkat edelim: Bu kararı BM Güvenlik Konseyi alıp Lübnan’a zorla kabul ettirmiyor. Kararı Lübnan’ın meşru hükümeti almış. Lübnan hükümeti bölgede bulunan Birleşmiş Milletler güçlerinin de takviyesini istiyor. Bunun anlamı şudur: Hizbullah Lübnan’da gayrı meşrudur, işgal ettiği ve askeri üs haline getirdiği Güney Lübnan’ı boşaltacaktır.
***
Türkiye ve halkı Orta-Doğu fesadında soğuk kanlılığını yitirmemeli, “din kardeşi”, “emzikli çocuk” efsunlarının etkisinde hiçbir yükümlülük altına girmemelidir. Kaç kez yazdım, bir kez daha yazacağım : Bütün Arap devletleri ve nüfusu Müslümanlardan oluşan devletler, İsrail devletini resmen tanımadan ve İsrail devleti de 1967 sınırlarına geri çekilmeden Orta-Doğu’da barış olmaz.
Bunu ilkin, kendi kendini arabulucu ilan eden ve adaylığı pek iltifat görmeyen AKP hükümeti öğrenmelidir. Ülkemizde Yahudilere, İsrail’e, azınlıklara ve Hıristiyanlara yönelik, giderek artan ve tehlikeli bir tehdide dönüşen İslamcı ve ırkçı tepkilerin baş sorumlusu iktidardaki AKP hükümetidir. Ama medyanın, siyasal partilerin ve sivil toplum örgütlerinin sorumlulukları daha az değildir. Bu çılgınlık tufanı patlarsa önünde zor durulur !