MÜNEKKİD BAŞYÜCE’Yİ TENKİD

 Artık anlaşıldı: Başyüce edebiyat ve sanatı da kendisine bağlamak istiyor. Bu hususta kararlı görünüyor. Haydi bakalım! Ama önce Erdinç Çelikkan’ın Ankara’dan verdiği ilginç haberi (Hürriyet Gazetesi, 29 Aralık 2016) okuyalım. Ama ben haberin arasına girip kendi görüş ve eleştirimi yazacağım.

Başyüce R.T.Erdoğan bu kez benim özel alanım olan “Sanat ve Edebiyat”a el atıyor. Ömrümün 65 yılını verdiğim bu alana destursuz giren kişi her kim olursa olsun benden lâyık olduğu cevabı alır; ona ancak “Bir kimse” muamelesi yaparım. Çöplüğümüzde ötmeye kalkışarak bize meydan okuyan bizzat kendisi ve kim olursa olsun.

(ÖDÜL VE ELEŞTİRİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yaptığı konuşmada kültür sanat alanına dair eleştirilerini dile getirerek “Saplantılı aydınlara değil, hür düşünceli münevverlere ihtiyacımız var” dedi.

HER yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri dün Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Kültür ve sanat alanında gelişemeyen bir ülkenin bağımsızlığını sürdürebilmesinin mümkün olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan törende özetle şunları söyledi:)

***

[BAĞIMSIZ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL

BAŞYÜCE: “Esasen kültür sanat alanında gelişemeyen bir ülkenin gerçek manada bağımsız olabilmesi en azından bağımsızlığını sürdürebilmesi mümkün değildir.

Ülke olarak maalesef bu gerçeği yeteri kadar idrak edemediğimizi kabul etmek mecburiyetindeyiz. Sadece yeni değerler yetiştirmek noktasında değil, sahip olduğumuz kıymetleri küresel düzeyde anlatma ve büyük kitlelerin onları tanımalarını, etkilenmelerini temin konusunda kat etmemiz gereken çok mesafe var”.]

***

Aldı Özdemir İnce: Bunun en veciz ifadesini Atatürk dile getirmiş:[ “Sanattan mahrum kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.

Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür. .. Güzel sanatlara da alakanızı yeniden canlandırmak isterim. Ankara’da bir Konservatuvar ve Temsil Akademisi kurulmakta olmasını zikretmek, benim için bir hazdır. Güzel sanatların her şubesi için Kamutay’ın (TBMM) göstereceği alaka ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir. Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır. Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.”

 Bir toplantı sırasında; “Efendim, sanatçı misafirlerimiz müsaadelerinizle elinizi öpüp ayrılmak istiyorlar” diyen yaverine:

Ne münasebet! Olur mu öyle şey?! Sanatçı el öpmez! Bilakis, sanatçının eli öpülür! Sanatkâr, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır. Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihî bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”]

“UCUBE” YANİ MUHTEŞEM “BARIŞ” ADLI HEYKEL

Şimdi, bir kez daha R.T.Erdoğan’ın sözlerini okuyun. İnandınız mı?  Mehmet  Aksoy’un Kars’taki  “Barış” heykeli için “Ucube” sıfatını kullanan sanki kendisi değil de Fransa cumhurbaşkanı. Sanki bu görkemli heykeli o değil de ben dilim dilim kestirip parçalattım. R.T.Erdoğan’ı herhangi bir resim ve heykel sergisinde, operada, bale gösterisinde falan gören var mı? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Kafamızda R.T.Erdoğan’ın  bir sanatsever aydın imgesi ve algısı yok. Bu nedenle söyledikleri içten ve inandırıcı değil.

“Sahip olduğumuz kıymetleri küresel düzeyde anlatma ve büyük kitlelerin onları tanımalarını, etkilenmelerini temin konusunda kat etmemiz gereken çok mesafe var” diyor. “Sahip olduğumuz değerler”den neyi işaret ettiği belli değil. Ama Yunus Emre’yi, Mimar Sinan’ı, Nâzım Hikmet’i A.A.Saygun’u, Leyla Gençer’i, Suna Kan’ı, İdil Biret’i, Fazıl Say’ı, Fikret Mualla’yı, Mehmet Aksoy’u ve daha nicelerini bütün dünya tanıyor. Lâkin bunlar onun değerleri ve değerlileri değil.  Onunkiler ise kalp para. Her şey ellerinde, Necip Fazıl’ı dünya çapında şair, oyun yazarı, romancı, filozof ve fikir adamı yapsınlar   bakalım!

***

[KOPYA ÇEKTİK, TAKLİT ETTİK

BAŞYÜCE: “Karşılıklı etkileşim mutlaka  olacaktır, ama biz bu etkileşimi tek taraflı yaptık. Diğer alanlarla birlikte kültür sanatta da sadece üzülerek söylüyorum kopya çektik, taklit ettik. Üstelik onları da kötü bir şekilde yaptık. Kendimize ait olanları geliştirmek etkileşimi sağlamak şöyle dursun mevcuda dahi sahip çıkamadık. Bu sürecin sonunda ne özü ne şekli itibariyle dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke, toplum haline dönüşme tehlikesiyle karşı karışa kaldık.”]

***

Aldı Özdemir İnce: R.T.Erdoğan Her konuda konuşup kendini alkışlatabilir. Ama güzel sanatlar, edebiyat, felsefe alanlarında aynı kolaylığı tanımayız kendisine. Bizim köy köpeksiz değil.

Taklit ve Kopya deyişleriyle, Tanzimat’tan itibaren başlayan ve cumhuriyetle birlikte kök salan modernleşmeyi işaret ediyor. Osmanlı’nın Divan Şiiri, biçim ve yapısıyla Arap’tan, zevk ve zihinsel yapısıyla Acem’den (Fars) el almıştır. Bu şiirde Türk olan bazı Türkçe sözcüklerdir. Osmanlı müziğine gelince: Bizans kilise müziğinden mülhemdir. Üzerinde Arap-Endülüs etkileri de eksik değildir. Klasik dönem Arap ve Fars şairlerinin yanında Osmanlı şairlerinin esamisi bile okunmaz. Mevlana, Farsça yazdığı için Türk şairi değil, Acem şairidir. Cami mimarisindeki kubbe de Ayasofya’dan alınmadır.

Nâzım Hikmet, Arap şiirinin çağdaşlaşma kaynaklarından biridir. Söylemesi ayıp bendenizin şiir ve yazıları 20 kadar dile tercüme edildi ve beş dilde 14 kitabı var. Fransa ve Bulgaristan’da iki ödülü var.  Ben fakir gibi daha niceleri var. Şimdiye kadar kimse Nâzım Hikmet, F.H.Dağlarca, Orhan Veli, Melih Cevdet, Behçet Necatigil vb. şairlere, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Nezihe Meriç gibi roman ve öykü yazarlarına hiç bir ecnebi “kopyacı” ve “taklitçi” sıfatlarını yakıştırmaya kalkışmadı.. Bu iki sıfatı, çağının çağdaşı yazar, şair ve sanatçılarımız için sadece mürteci, yobaz  ve softa İslamcılar ve de cumhuriyet düşmanları kullanır. Bir de Necip Fazıl ve müridi R.T.Erdoğan!

***

[FEVKALADE ÜZGÜNÜM

BAŞYÜCE: “Bunları konuştuğumuz görüştüğümüz kişilerin bize karşı tezleri inanın bizi öyle yoruyor ki artık illallah der noktasına geliyoruz. Çünkü tek şey para, para, para. Sadece iki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olmaktan dolayı fevkalade üzgünüm. Bunlardan biri eğitim, diğeri kültür ve sanattır.”]

***

Aldı Özdemir İnce: Havuz medyasının olduğu yerde, yolsuzluk kaynağı  müteahhit saltanatının sürdüğü yerde, elbette her şey para olacak. Televizyon ve gazetelerde “çaycılar”ın ve “yanaşmalar”ın parayla oynadıkları yerde, gecekondudan konak ve yalılara geçtikleri bir memlekette, bu yozlaşmanın koçlarının paranın ölçü olmasından şikayetçi olmaları çok garip.

Bir başka gariplik de “eğitim,kültür ve sanat”tın “ arzu edilen seviyeye ulaşamamış olmasından dolayı fevkalade üzgün” olmak.

Sağ ve muhafazakar düşüncenin, islamcı ideolojinin kültür ve sanat alanında yapacak hiçbir şeyleri yok. Çünkü, din ve imanı kullanarak masa ve kasaya erişmek mümkündür ama kültür ve sanat alanlarında hiçbir ciddi üretim yapılamaz. İnanç özgürlüğü başta olmak üzere ifade özürlüğünün, insan haklarına saygının, eleştirel düşüncenin bulunmadığı yerde kültür ve sanat iğdiş edilmiştir. AKP iktidarı R.T.Erdoğan’ın öncülüğünde bu operasyonu yapmıştır.

Eğitime gelince: Tevhid-i  Tedrisat Kanunu’nu berhava eden, İmam-Hatip medreseleri marifetiyle çağdaş eğitime son veren bizzat kendisi. Geçmişten ders ve ibret almayan da kendisi. Cumhuriyetçiler kendisinden şikayetçidir.

***

[“HÜR DÜŞÜNCELİ AYDINLARA İHTİYAÇ VAR

Kendi kültür, sanat, ilim eserlerimizle tüm dünyada konuşulacağımız, tüm dünyayı etkileyeceğimiz günlerin yakın olduğuna inanıyorum. Kalıcı, baki olana kültürü ve sanatı irfan ve hikmetle yoğurarak ulaşabiliriz. Bunun için milletine tepeden bakan, onu hor gören, saplantılı aydınlara değil, gerçekten hür düşünceli ama aynı zamanda kendi tarihi ve milletiyle barışık münevverlere ihtiyacımız var. ”]

***

Aldı Özdemir İnce: R.T.Erdoğan vallahi bizimle alay ediyor. Cumhuriyet ve onun aydınları millete tepeden bakmaz, onu hor görmez, özgür düşünceli olduğu için saplantılı değildir. “Tarihi ve milletiyle barışık aydın” olmaz. Ancak, “Sağcı, islamcı, milliyetçi ve muhafazakar münevver tayfası  tarihi ve milletiyle barışık”tır.

R.T.Erdoğan “Hikmet”e fevkalade önem veriyor. Bu sözcük ne anlama geliyormuş bir bakalım: [Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı:Bazı bilginler ‘hikmet’in Kur’an’da dört anlamda kullanıldığı görüşündedirler:

1- Kur’an’ın öğütleri anlamında. “….Ve Allah’ın size öğüt olsun diye indirdiği Kitabı ve hikmeti anın…” (2 Bakara/231)

2- İnce anlayış ve ilim anlamında. “Andolsun ki Biz Lukman’a hikmet verdik.” (31 Lukman/12)

3- Peygamberlik manasında. “Gerçek şu ki Biz Ibrahim soyuna kitap ve hikmet verdik.” (4 Nisa/54, ayrıca bak. 2 Bakara/251)

4- İnce sırlarıyla Kur’an anlamında. “Rabbinin yoluna hikmetle davet et…” (16 Nahl/125, ayrıca bak. 2 Bakara/269) Hikmet kelimesinin ‘derin anlayış sahibi olma, dinin inceliklerini bilme’ anlamı yönünden ‘fıkh’ kelimesiyle, her şeyi yerli yerine koyma anlamı yönünden ‘adalet’ kavramıyla, anlamak ve bilmek manası yönüyle ‘ilm’ kavramıyla yakın ilgisi bulunmaktadır. Hikmetin bu kadar anlamını üç maddelik bir tefsirde toplamak mümkündür. Hikmet; Faydalı amele götüren bilgi, Bilgiye dayalı olarak ortaya konulan faydalı amel, İlim ve amelde sağlamlık demektir. Hikmet, yalnız başına ne ilim’dir, ne de felsefe. Hikmet, bunların da ötesinde, kişinin her şeyi yerli yerinde yapması, sözde ve amelde isabetli olması, ya da bilgi ve anlayış sahibi olmasıdır. Hikmet, bir açıdan da faydalı olanı işaret etmektedir. Öyle sağlam bir bilgiyle, maksada uygun olarak yerine getirilen bir amel elbette faydalı olacaktır.](www.ihya org)

Bir islamcı siteden aktardığım metinde geçen ilim bütün dünyanın anladığı anlamda bilim (science) değil; dünya bilgisi değil Kur’an bilgisi. Uygar dünyanın anladığı anlamda “bilim”in (dünya bilgisinin, müsbet bilimin) uygar dünyayı getirdiği düzey meydanda, R.T.Erdoğan’ın medet umduğu “hikmet”in İslam dünyasını mahkum ettiği düzey ortada. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı yeni müfredat taslağı da ortada. Bu müfredatla “gerçekten hür düşünceli” insan değil, özgürlük ve düşünceden habersiz, biat kültürü ile yetişmiş yobaz üretilir. Bu yobaz da özgür düşünceden nefret eder, nefret !…

Yazımızı, özgürlüğü “Ruh” ve “Nefs”e indirgeyen, özgür düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğünden habersiz Necip Fazıl Kısakürek’in İdeolocya Örgüsü’nden iki (s.286 ve 424) eğlenceli alıntı yaparak bitirelim:

[•İnsan hür değildir; hür olan, eşek veya köpek…

  • Tam frensizlik ve alıkoyucu melekelerden yoksunluk mânasına hayvanî hürriyet, hayvanda bile sınırlıdır ve pisliğini toprakla örttürecek kadar olsun, bir hicap zabıtası telkin edicidir!
  • İnsanda, aynı insan tarafından biri istiklâline kavuşturacak ve başına taç konulacak, öbürü de zindana tıkılacak ve ayağına pranga vurulacak iki zıt hüviyet vardır; Ruh ve nefs… Ruh, hürriyeti hakikate esir olmakla bulur. Nefs ise onu her istediğini yapmak mânasına alır. Nefsin, tanrılık idiasına kadar isteklerine pâyan yoktur.][1]

 [•“Yüceler Kurultayı”nın bir ân bile tahammül edemeyeceği biricik telâkki “milletin keyfi ve canı böyle istiyor tesellisi altındaki nebatî serbestlik ve hayvanı başıboşluk! Sadece kemmiyet plânına bağlı rey ve temayül tecellisinin  serbestlik maskesi altında keyfiyeti mahkûm eden istibdadı “Yüceler Kurultayı”na tam aykırıdır. “Yüceler Kurultayı”nın anladığı hürriyet, bir kere ve bin kere daha tekrarlayalım; hakikate esarettir.][2]

Ve R.T.Erdoğan’ın mürşidi Necip Fazıl “millet”e nasıl da yedi kat göklerden bakıyor.

Ve hakikatin ne olduğunu halk değil , Başyüce biliyor!

Bunlar böyledir işte, kendi zaaf ve kusurlarını hep başkalarına yüklerler: Aynaya bakarlar ama kendilerini görmezler!

 ÖZDEMİR İNCE

29 OCAK 2017

——————————————————-

[1] N.F.Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları,Eylül 2010. s.424

[2] age.s.286