MURAT BELGE’NİN İSVEÇ AVUKATLIĞI

Bu yazıda, Murat Belge’nin savını çürüterek, ırk arındırma’nın (yani Eugenics’in) soykırım kapsamına girdiğini kanıtlayacağım.
Murat Belge İsveç hükümetine sorarak, ayrıca (http://www.genethique.org/) adresine bakarak karşı savımı denetleyebilir. Adresini verdiğim sitede şu satırları okuyabilir:
“İsveç Kültür, Yükseköğrenim ve Araştırma Bakanlığı, İsveç’te kısırlaştırılan on binlerce insan hakkında bir araştırma yapılmasına emir verdi.
1935 ile 1975 arasında ‘bir İsveç ırkı’ yaratmak amacıyla kısırlaştırılan 63 bin kadın söz konusu. Engelli, saralı ya da toplumsal sorunları olan insanlar zorla kısırlaştırıldılar. Bu uygulama 1976 yılına kadar sürdü.
1999 yılında, hükümet, zorla kısırlaştırma kurbanlarına adam başı 19 bin öro tazminat ödemeyi kabul etti.”
***
Şimdi de Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında yaptığı Soykırım tanımını okuyalım:
“Soykırım, ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle: Grup üyelerinin öldürülmesi, Grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içinde alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur.”
***
Birleşmiş Milletler’in tanımında, “doğumları engelleyecek önlem alınması” diyor. Bu deyişi İsveç ve Norveç ile Nazi Almanyası’nın uygulamaları ilham etmiş olmalı.
“Irk arındırma” uygulamaları İsveç’te 1935 yılında başlamış ve 1976 yılına kadar sürmüş. Haydi diyelim ki 1948 öncesinde bir tanım olmadığı için kısırlaştırma soykırım bağlamına girmiyor. Ama 1948 ile 1975 arasında 27 yıl var. Soykırım uygulaması Birleşmiş Milletler’in tanımına karşın 27 yıl daha devam etmiş İsveç’te…
***
İsveç’in barbarca uygulamaları bu kadar değil. Daha Skanlara ve Laponlara uygulanan ayrımcılık baskıları var. Ben bu konularda yazdığım zaman dünyanın dört bir yanından yazdıklarımı doğrulayan destek yazıları ve belgeleri geldi.
Ben neden yazdım bunları ? Çünkü Ermeni, Süryani ve Kürtçü fesatlarının arkasında İsveç devleti, üniversiteleri, televizyonları, basını ve protestan kilisesi var. Hemen hemen her gazetede kadrolu bir Ermeni, Süryani ve Kürt yazar var.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin İsveç’in çevirdiği fesatlar karşısındaki aczi her zaman acı vermiştir bana. Yazarlar olarak tarih karşısında her konuda hesap vermek ve istemek zorunda olmamıza karşın İsveç’in kirli işlerini görmezden mi geleceğiz ? İsveç’in çirkin yüzünü ortaya çıkartan televizyon yapımcıları böyle bir durumda gönüllü avukatların şerrinden nasıl korunacak ? Bitmedi. İsveç dersine Cuma günü de devam edeceğiz.