NAFİLE MÜNAZARA

Bu yılın başlarında, bir televizyon için tartışma programı da yapan çok tanınmış bir hanım gazeteci telefon ederek beni programına davet etti. Çok nazik konuştu. Ben de kendisine önerisini kabul edemeyeceğimi nazik bir şekilde bildirdim.
Hanım gazeteci çok şaşırdı. Nasıl olur, dedi, çoğunluğun düşünceleriyle çatışan ilginç yazılar yazıyorsunuz, bundan dolayı size saldırıyorlar. Televizyonlara çıksanız, tartışmalara katılsanız, muarızlarınızı susturabilirsiniz.
Hanım gazeteciye, yazar olarak, kendimi televizyonda kanıtlamak ihtiyacı hissetmediğimi söyledim. Belki bana inandı, belki de televizyondan korktuğumu düşündü.
***
İslamcı cenahın acar konuşmacı yazarlarından birinin bir yığın ecnebi deyim ve kavramı rasgele kullandığını yazdım. Gerçekten de özellikle İslamcı yazar ve konuşmacılar İslami, liberal, maddeci, marksist, idealist kavram ve deyimleri çorba halinde kullanıyorlar. AKP politikacıları da öyle. AKP’nin bir başkan yardımcısı, kendi iktidarlarını “halk iktidarı” olarak tanımlıyordu. “Halk iktidarı”, Marksist-Leninist bir kavramdır.
Yargı erkinin, hükümetin işlerini denetlemesi kuşkusuz oligarşi olarak tanımlanamaz.
Sol malumatfuruşlara şimdi İslamcı malumatfuruşlar eklendi.
Neyse, bu acar konuşmacı-yazar beni televizyonda tartışmaya davet etti. Er meydanına davet eder gibi, bana meydan okudu. Dinleyiciler, seyirciler hakem olacakmış.
***
Bir şiirimde vardır. Bir dize. Şiirlerimi ezbere bilmediğim için dizeyi tam olarak anımsamıyorum. Ama özetle: Hiçbir terazide tartılmak istemediğimi söylüyorum. “Tartılmazım ben!” diyorum. Kendini beğenmişlik mi ? Olabilir ! Tartılacaksam, kendi adil terazimde tartılırım, başkalarının hileli terazisinde tartılmam.
Ayrıca, televizyon benim için büyülü kutu değildir. O kutunun içini çok iyi bilirim. Yemeğin hazırlandığı mutfağını da çok iyi bilirim. Program formatlarını, program türlerini, yazımlarını, yapımlarını da gayet iyi bilirim.
1968-1982 yılları arasında, Türkiye Televizyonlarının kurucu ekibi içinde yer aldım. Metin yazarlığı, Redaksiyon müdürlüğü, Program ve Yayın Planlama müdürlüğü yaptım. Kurslarda yapımcı ve yönetmen adaylarına öğretmenlik yaptım. Bu nedenle beni programlarına davet edenlerin niyetini lep demeden anlarım. Beni kullanacaklar mı, benden yararlanacaklar mı, beni mandepsiye mi bastırmak istiyorlar…
***
Bunları şundan dolayı yazdım: İki gün önce, adı gerekmeyen bir televizyonda, adı gerekmeyen gazeteci hanımlar, bir İslamcı hanımın karşısına geçmişler. Tartışıyorlar. İslamcı hanım da maaşallah cerbezeli, ağzı laf yapıyor: Dinsel inanç, din ve inanç özgürlüğü, düşünceyi ifade özgürlüğü, kendini ifade ve gerçekleştirme iradesi…. falan ve filan.
Baktım: İslamcı hanıma soru soracaklarına, karşısına geçmişler onunla tartışıyorlar, kadın olarak kendi tercihlerini öne sürüyorlar. Programı sonuna kadar izlemedim, ama İslamcı hanımın tartışmadan muzaffer çıktığından eminim. Bu türden programlara katılacaklara tavsiyem: Karşınızdaki kişiye kendisiyle ilgili sorular sorun, onunla kesinlikle tartışmaya girmeyin. “Karşı taraf”ı temsil ediyormuş durumuna düşmeyin. Onun kendi inanç ve tercihlerindeki (varsa) çelişkileri ortaya çıkartacak sorular sorun. Bir İslamcı ile bir Cumhuriyetçi’nin televizyonda tartışması gerekli olmadığı gibi, yararsızdır, zararlıdır!