NAH İMZALARIM !

Geçen yılın Kasım ayı başlarından bu yana, yayınlanacak kitaplarımı gözden geçirmekle, düzeltilerini yapmakla uğraşıyorum. Çoğu eski kitaplar. Baskıları tükenmiş ama yayınevlerinin yeni baskılarını yapmak istemedikleri kitaplar. Kimileri de kapanmış. Kapanmışları anlamak mümkün (aslında iyi yönetilen hiçbir yayınevi iflas edip kapanmaz) ama ötekilere ne demeli? Neden yayınladın, neden yeni baskılarını yapmak istemiyorsun? İktidarın olası baskılarından çekiniyorlar belki… İktidar baskılarının yayınevlerine kadar uzandığını düşünmek istemiyorum ama, anlaşılan, “Ne olur ne olmaz!” diye  sakınıyor olmalılar…

Söz konusu kitapları gözden geçirirken, ülkemizin son 30 yıllık edebi, siyasal dönemini bir kez daha yaşadım. Örneğin “Hasan Cemal’in Taksitle Hidayete Ermesine Dair” diye evlere şenlik bir yazı yayınlamışım Hürriyet’te (30 Ocak 2007). Bugün değil ama yakın zamanda siteye koyacağım.

Bugünkü yazım “Aydınlar Deklarasyonu” ve bu deklarasyonu imzalayan (birkaçı hariç) aydıncılarla ilgili. Metnin  altında, herkese, “Sen de imzala!” diye çağrıda bulunuyorlar. Ben de kendilerine “Nah imzalarım!” diyorum.

İmzacılardan tanıdıklarımın neredeyse tamamı vicdan ve şaibeli, sabıkalı… Çürük yumurta! Bu sıfatları son 30 yıllık yazılarıyla, siyasal ve sivil eylemleriyle sabit, kanıtlanmış… Önce şu bildiri dedikleri karalamayı (metin belki iyi olabilir ama imzacıların adları metni birden değersizleştiriyor) okuyalım ve sonra işimize bakalım:

***

“Türkiye demokrasisi için çok geç olmadan, AKP hükümetini bu girdiği tehlikeli yoldan dönmeye davet ediyoruz.

Geçmişte askeri darbelerle kesintiye uğrayan Türkiye demokrasisi, bugün sivil bir yönetimin idaresi altında büyük bir hızla kan kaybediyor.

Kuvvetler ayrılığını, yargının bağımsızlığını, parlamento denetimini, barışçıl toplanma ve gösteri hürriyetinin kullanılmasını ve basın özgürlüğünü kendisine bir tehdit/darbe olarak algılayan, demokrasinin klasik denge ve denetim sistemlerini “milli iradenin” önünde engel olarak sunan bir iktidar Türkiye’de  işbaşındadır.

Son bir kaç yılda pek çok yasa değiştirilerek, hukuk sistemi evrensel hukuk normlarından uzaklaştırılmış ve temel kişi hak ve özgürlükleri aleyhine bir baskı aracına dönüştürülmüştür.

Her geçen gün daha da otoriterleşen AKP hükümeti yüzlerce gazeteci ve köşe yazarını uyguladığı baskılarla işlerinden attırmış, kamu gücünü kullanarak  birçok gazete ve televizyonların, kendisine taraftar sermaye sahiplerine devredilmesini sağlamıştır.

Son olarak 14 Aralık 2014’te Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV yöneticileri başta olmak üzere gazeteciler, televizyon yapımcıları ve dizi oyuncuları ‘terör örgütü’ üyesi oldukları ve devletin egemenliğini ele geçirmeye çalıştıkları gerekçesiyle gözaltına alınmış ve bir kısmı da tutuklanmıştır.

İktidar tarafından yeniden kurgulanan ceza yasaları ve yargı organları devreye sokularak eleştirel medya tamamen susturulmak istenmekte, gazetecilik bir meslek olarak bitirilmeye çalışılmaktadır.

Aşağıda isimleri zikredilen biz imzacılar, kamuoyunu Türkiye’de demokrasiden sapma yönündeki kaygı verici bir sürece dikkat kesilmeye çağırıyor, AKP hükümetini bu girdiği tehlikeli yoldan dönmeye davet ediyoruz.

***

İlk İmza Verenler (Alfabetik)

Ahmet Altan, Ahmet İnsel, Ahmet İsvan, Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç, Altan Tan, Asaf Savaş Akat, Aslı Tunç, Ataol Behramoğlu, Aydın Engin, Ayhan Aktar, Baskın Oran, Cafer Solgun, Cemal Uşak, Cengiz Aktar, Cengiz Çandar, Ceren Sözeri, Ceyda Karan, Cihangir İslam, Cüneyt Ülsever, Daron Acemoğlu, Dengir Mir Mehmet Fırat, Doğan Akın, Doğan Satmış, Doğu Ergil, Ergun Babahan, Erkam Tufan Saka, Ertuğrul Günay, Ferhat Kentel, Gencay Gürsoy, Hadi Uluengin, Hasan Cemal, Hayko Bağdat, Herkül Milas, Hilmi Yavuz, İbrahim Betil, İştar Gözaydın, Kazım Güleçyüz, Koray Çalışkan, Kürşat Bumin, Levent Köker, Mario Levi, Maya Arakon, Mehmet Altan, Mehmet Bekaroğlu, Mehmet Betil, Mehmet Kamış, Mehveş Evin, Melis Behlil, Murat Aksoy, Murat Belge, Mustafa Erdoğan, Mustafa Yeşil, Müge Göcek, Mümtaz’erTürköne, Namık Çınar, Nazlı Ilıcak, Neşe Düzel, Nil Mutluer, Nilüfer Göle, Niyazi Öktem, Nuray Mert, Orhan Kemal Cengiz, Osman Kavala, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Ömer Madra, Pelin Batu, Reha Çamuroğlu, Sait Çetinoğlu, Samim Akgönül, Selahattin Özel, Seyfettin Gürsel, Suat Kınıklıoğlu, Suna Vidinli, Şahin Alpay, Tahir Özyurtseven, Taner Akçam, Tayfun Atay, Temel İskit, Tuğba Tekerek, Ufuk Uras, Ümit Kardaş, Ünal Ünsal, Yasemin Çongar, Yasemin İnceoğlu, Yavuz Baydar, Yavuz Oğhan, Yüksel Taşkın.

***

AYDINLAR DEKLARASYONU’na sen de imza at! Türkiye demokrasisi için çok geç olmadan, sen de aydınlara katıl…change.org/demokratik

***

Bu ne utanmazlık! Nah imzalarım!

****

İmzacılardan tanıdıklarımın tamamı AKP’nin kurulmasından bu yana, “Biz değiştik, ‘Milli Görüş’ gömleğimizi çıkardık!” demeçlerini lokma gibi yutukları için bu partiyi desteklemiş kişiler. Ya da başka nedenlerle…

Başka nedenlerin arasında, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde bozguna uğrayan 68 ve 78 kuşağı solcularının uğradıkları bozgunlar var elbette… Bunlar kendi teorik ve pratik hatalarını gözden geçirerek sağlam ve sağlıklı bir özeleştiri yapmadıkları için bütün suçu Kemalizm’e ve dolayısıyla  Cumhuriyet’e yüklemek suretiyle tersine bir günah çıkardılar. Bununla da yetinmeyip “Tarihle yüzleşmek” babında, kendileriyle yüzleşmeden, Cumhuriyet’in devrimlerine ve erdemlerine saldırdılar. Bununla da yetinmeyip, yanılsamalarının peşinden giderek AKP’ye kapılandılar ve işbirlikçi oldular. Elbette aralarında mümtaz İslamcılar ve kaşarlanmış sağcılar da var…

Ben de bu insanları dergilerde, Hürriyet ve Aydınlık gazetelerinde eleştirdim. Yayınlandıkları dergileri bulamazsınız ama yeni basımları 2015 ve 2016 yıllarında yapılacak olan kitaplarımda (bu kitapların eski baskıları elinizde olabilir) okuyabileceksiniz. Bakın ben kimlerden söz ediyorum (adları olmayanlar üstlerine alınmasın sakın) :

Ahmet Altan, Ahmet İnsel,  Altan Tan,  Aydın Engin, Baskın Oran, Cengiz Çandar, Ergun Babahan, Hadi Uluengin, Hasan Cemal, Kürşat Bumin, Levent Köker, Mehmet Altan, Murat Belge, Mustafa Erdoğan, Mümtaz’erTürköne,  Nazlı Ilıcak, Neşe Düzel, Nilüfer Göle, Nuray Mert,  Osman Kavala, Oya Baydar, Ömer Laçiner,  Şahin Alpay,  Taner Akçam,  Ufuk Uras,  Yasemin Çongar

Öteki imzacıların çoğunu 12 yıl boyunca televizyonlarda izlemiş, radyolarda dinlemişsinizdir. Şimdi bir bildiri yayınlayarak, işbirlikçi günahlarından arınacaklarını sanıyorlar.

İmzacılardan Prof.Dr.Mehmet Altan’la ilgili 2001 yılında yayınlanmış bir yazım. Okuyalım:

***

KEMALİZM ÖLDÜ, CENAZESİ KALDIRILMADI

Gazete yazan kimliğimle her gün on beş gazete okuyorum. 10 Nisan 2001 tarihli Akit gazetesinde, İstihbarat Servisi’nin “www.haberturkcom”u kaynak göstererek verdiği bir haber dikkatimi çekti. Habere göre, Prof. Eser Karakaş’ın “Kemalizm en geç on yıl içinde sona erecek” kehanetinden yola çıkan Prof. Dr. Mehmet Altan, “Bence on yıla kalmaz. Öldü de cenaze kalkmıyor. Kemaliz­min dört korkusu var: Müslümanlar, Kürt kimliği, Mark­sistler ve liberaller… Halkın büyük bir kesimini hedef almaktadır. Halk buna sahip çıkmaz. Her döneminde bunları sindirmeye çalışmıştır. Kemalizmden demokrasiye geçmek lazım. Kemalizm tek parti yönetimidir. Baş­ka düşüncelere yer vermez. Kime canı sıkılırsa onu düş­man ilan eder. Bu anlayışla demokratikleşemeyiz…” di­yesiymiş.

Der, der… Profesör Doktor Mehmet Altan bu türden ipe sapa gelmez laflar etmeye pek meraklıdır. Ancak, nesnel bir “Kemalizm” tanımı yaparak bu baş düşmanını tanımlamasını istesek, böyle bir şeye kesinlikle yanaşmaz. Ancak üstü kapalı göndermeler yapabilir.

Kemalizmi, “tam bağımsızlık, ulusal egemenlik” ve “laiklik” ülküleri tanımlar. Bu üçlü Kemalizmin değişmez ilkesidir. Eğer Dr. Altan, Kemalizmi, CHP’nin 2. kongresinde (15 Ekim 1927) parti programına eklenen Altı Ok’la özdeşleştiriyorsa, neden söylememeli, bu onun bağnaz ve takınaklı kafa yapısına çok yakışır. Cenazesi kaldırılacak olan, onun Kemalizm sandığı Altı Ok olmalı. Altı Ok’un bazıları geçerliliğini yitirdi (?), bazıları da evrim geçirdi, geçirmek zorunda. Belki de, kim bilir, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve laiklik ilkelerinin cenazesini kaldırmak istiyordur. Yakışır! Bu gerçeği bir iktisat profesörünün görememesi çok şaşırtıcı. Küreselleşme evresinde, ulus-devletin biçim değiştirmesi, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve laiklik ilkelerinin sonu olmayacak. Bu nedenle Kemalizmin sona erdiği iddiası ancak bir safsata olabilir.

14 Mayıs 1950’den bu yana demokrasinin önündeki en büyük engel, Kemalizmin devrimleriyle mücadele eden sağ partiler olmuştur. Özellikle de “Kemalizmin devrimci ülküsünden uzaklaşmış” tek parti siyaseti güden Demokrat Parti. Ardından, bu partinin türevi olan öteki sağ partiler. Bu nedenle, devrimci ülküleri iktidardan uzaklaşmış Kemalizmin, demokrasinin önünde bir engel oluşturduğu iddiası, bir iftiradır ve üstü kapalı olarak, Cumhuriyet’in değiştirilemez temel ilkelerini he­def almaktadır.

“Kemalizmin tek parti yönetimi” olduğu iddiası da onun partilerüstü niteliğinin anlaşılamadığı anlamına gelir. Her ülkenin bu türden partilerüstü idealleri vardır. Toplumlar partilerüstü idealleri sayesinde ayakta kalırlar. Bunu anlamayanlar hayat bilgisinden sınıfta kalırlar. Buna “Prof. Dr.” unvanı da engel olamaz. Bu nedenle, Mehmet Altan, Kemalizm takınağından kurtulmadıkça Türkiye’yi ve dünyayı anlamak yeteneğinden yoksun kalacak.

(Hürriyet Gösteri, “Magazin Feylezofları”, Nisan 2001, Sayı:227 ve Gördüğünü Kitaba Yaz, Doğan Kitap, 2002; s. 171. Kitabın yeni baskısı Kaynak Yayınları tarafından yapılacak).

***

Bunları yazan adam, 13 yıl sonra, utanmadan, demokrasiyi savunan bir deklarasyonun altını imzalıyor ve bana “Sen de imzala!” diyor. Nah imzalarım!

***

İMAM-POLİS

“İmam-doktor, imam-mühendis, imam-öğretmen, imam-yargıç, imam-polis, imam-emniyet müdürü, imam-kaymakam, imam-vali” deyişlerini ilk kez Varlık dergisinin mayıs 1994 sayısında yayınlanan “Pathameta mathemata! Evet, acı deneyimler öğreticidir!” adlı yazımda  kullanmıştım. Bu deyiş Türkiye’de ilk kez tarafımdan kullanılıyordu. Adı geçen yazı önce “Tarih Bağışlamaz Adlı” (Varlık Yayınları, 1994)) kitabımda, daha sonra “Yazmasam Olmazdı” (Doğan Kitap, 2004) adlı birleşik kitabımda (S.183) yer aldı.

Daha sonraki yıllarda o kadar çok ve inatla kullandım ki artık gündelik dilimize girdi. 19 Ocak 2011 tarihli birçok gazete gibi BirGün gazetesi de “İmam polisler” geliyor diye bir başlık atmış.

Bundan  17 yıl önce, bugünleri görmüşüm. Bulup da “Yazmasam Olmazdı” ve “Mahşerin Üç Kitabı” (Doğan Kitap, 2005) adlı kitaplarımı okuyabilseniz!.. Yazdığım, öngördüğüm bütün fesatlar birer birer (ne yazık ki) gerçekleşti.

1961 yılında kurulan Adalet Partisi’nin siyaset sahnesine adım atmasından ve 1964-1965 yıllarında iktidara gelmesinden bu yana ülkenin İslamcı, Muhafazakar, Milliyetçi bütün siyasal partileri  ile 12 mart ve 12 eylül askeri rejimleri İmam-hatip okullarına ve mezunlarına imtiyazlı bir konum sağlamak için ellerinden geleni yaptılar.

25 Kasım 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kurulan ve tek görevi imam ve din görevlisi yetiştirmek olan imam-hatip okullarını, amacı üniversiteye öğrenci hazırlamak olan genel liselere rakip hale getirmek için her türlü kanunsuzluğu denediler ve yaptılar.

Anayasa’nın 174.maddesinin koruyucu kanatları altında olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak imam-hatip lisesi mezunlarını genel lise mezunlarına eşitlemek girişiminde bulundular. Engellenmeleri durumunda ortalığı velveleye verdiler.

Yasal olarak mümkün olsa, bütün genel liseleri imam-hatip okullarına, liselerine dönüştürmekten kesinlikle çekinmezler. Ama ne mutlu ki Tevhid-i Tedrisat Kanunu Anayasa’nın koruması altında bir tür değişmezlik kazanmış durumda. Bu nedenle türlü desiselerden yararlanarak imam-hatip mezunlarını bütün sivil mesleklerde egemen unsur haline getirmek için dolap çeviriyorlar.

AKP Grup Başkanvekilleri Bekir Bozdağ ve Mustafa Elitaş ile milletvekili Veysi Kaynak, imam-hatip mezunlarının polis olmalarını sağlayacak bir yasa önerisi yapmışlar. Bir yıl önce olsaydı çıkacak yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebileceğini söyleyebilirdim. Artık söylemem mümkün değil. Bu yasa çıkarsa diktotarya, polis günücü de kurmuş olacak.

Durum bu iken, ülkemizin büyük àlimlerinden (!) Prof.Dr.Mehmet Altan, 19 Ocak günü, NTV’de, Ruşen Çakır’ın programında müthiş bir itirafta bulundu. Meğer bu muhterem, Özal’ın devr-i saadetinde, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması gerektiğini savunmuş. Yani şimdi de savunmakta! Kimi ham demokrat da, Tevhid-i Tedrisat’ı savunmanın statükoculuk olduğunu ileri sürüyor. Bilmiyorlar ki o yasa bir sürekli devrimin yasasıdır!

(Hürriyet, 26 OCAK 2011)

***

ŞU FELEĞİN İŞİNE BAK!

15 Nisan 2007 tarihli Aydınlık Dergisi’nden ilginç şeyler öğrendim. Çoğunuzun dergiyi okuduğunuzu sanmadığım için bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum:

[Tarih: 16 Şubat 1997. Cumhuriyet Gazetesi’nden Leyla Tavşanoğlu, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’le röportaj yapıyor. Bir yanıt şöyle: “Perinçek: ABD Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA’nın yan kuruluşlarından Rand Corporation’ın yayın organında da bu yazıldı.”

Doğu Perinçek, bu saptamayı 3 Kasım 2002 seçimlerinden 5 yıl 8 ay önce yaptı. Aydınlık da 20 Ekim 1996 tarihinde “Abramowitz, Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor” kapak haberiyle ABD’nin Erdoğan’a verdiği görevi duyurmuştu.

Erdoğan’la Abramowitz’in ilk teması kapatılan Refah Partisi’nin ilçe başkanıyken kuruldu. Bu temasın ardından Tayyip Erdoğan İlçe Başkanlığı’ndan İl Başkanlığı’na ve oradan da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na çıkarıldı.

CIA İstasyon Şefi Graham Fuller, 2001’de “İslami hareketin liderliği” görevini, Tayyip Erdoğan’ın “yenilikçileri”ne verdi. Fuller, Aktüel Dergisi’nin 520’nci sayısında Fazilet içerisinde “yenilikçi kanat İslami hareketin lideri olacak” dedi. Erdoğan’ın kuracağı partinin “mimarlığını” da Fethullah Gülen yaptı.

Tayyip Erdoğan, CIA şefleriyle görüştükten sonra TÜSİAD’a “Turgut Özal’ın bıraktığı yerden gideceğim” sözünü verdi.] 15 Nisan 2007 tarihli Aydınlık’ta bunlar yazılı.

Ben kartezyen, rasyonel ve kuşkucu bir insanım. Eğer Aydınlık Dergisi’nin 20 Ekim 1996 tarihli sayısının kapağının tıpkı basımını 15 Nisan 2007 tarihli derginin 6’ncı sayfasında görmeseydim, alıntıladığım satırlar bana bir komplocu palavra olarak gelebilirdi.

Aydınlık Dergisi’nin kapağında “Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor” diye yazan 20 Ekim 1996 tarihli sayısını mutlaka okumuşumdur. Ama okuduğuma dair en küçük bir bilgi kırıntısı yok belleğimin bir yerinde. Demek ki okuduktan sonra bir falcılık palavrası olduğunu düşünerek unutmuş olmalıyım.

Ama Aydınlık Dergisi Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olacağını 3 Kasım 2002 seçimlerinden tamı tamına 5 yıl 8 ay önce ilan etmiş. Cumhurbaşkanı adayı olmasına kendi kendisi mi yoksa aynı merciler mi karar verecek? 2007 yılının şubatının 20’nci günü benim gözüm iyice korkmuş durumda.

AKP, MKYK’sı yedi saat süren toplantıdan sonra cumhurbaşkanı adayını tek başına seçmesi için parti başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı yetkilendiriyor. Midemi bulandıran bu değil. Demokrasinin “D”sinden habersiz bir partiden beklediğim bir şey. Tarikatların sivil toplum örgütü kabul edildiği bir ortamda, kuşkusuz, “Şeyh”in tek karar mercii olması pek doğal. Ama şeyhin şeyhi kim? Bunlar kabul edilir gibi değil. Benim midemi bulandıran, kendilerini amorf demokrasinin savunucusu ilan etmiş kalem erbabının bu açık-seçik mutlakıyetçi (otokratik) duruma itiraz etmemeleri. Bu türden insanlarla karşılaşmamak için köşe bucak kaçıyorum. Olur da karşılaşır, ellerini sıkmak zorunda kalırım, elim kirlenir diye!…

(Hürriyet, 21 Nisan 2007)

***

Bu adamlar  cumhuriyete ve demokrasiye karşı suçlu ama ey değerli okurlar sizler nasılsınız? Son 20 yılda yayınladığım kitaplar kaçınızın kitaplığında var?

Özdemir İnce

7 Ocak 2015

 

 

 

 

 

 

“NAH İMZALARIM !” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: NAH İMZALARIM !

Yorumlar kapalı.