NAZIM HİKMET’İN YENİDEN VATANDAŞ OLMASI…

6 Ocak tarihli yazımın içinde şöyle bir cümle vardı : “Ermenilerden soykırım dolayısıyla özür dilemek, Patrikhane’nin ökümenikliğinin tanınması, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için mücadele etmek türünden sorunlar on-onbeş dakikada çözülür. Elektiriği açmak gibi bir şey… Bir metin hazırlanır, Hükümet basar imzayı ! Hepsi bu kadar !…”
Nâzım Hikmet’in yeniden vatandaşlığa alınması için Başbakan Erdoğan talimat vermiş, bunun üzerine bir metin hazırlanmış, hazırlanan metin Bakanlar Kurulu tarafından imzalanmış… Yukarda belirttiğim gibi iş olup bitmiş…
***
Değerli dostumuz Doğan Hızlan 07.01.09 tarihli “Ecevit ile Bahçeli’nin Hakkını Yemeyelim” başlıklı yazısında şöyle yazıyor : “2000 yılında zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay böyle bir kararname hazırladı, kararname imzaya açıldı, kararnameyi Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli de imzaladılar, ancak iki bakan imzalamayınca kararname yürürlüğe giremedi. / Bu iki bakanın adı biliniyor. / Zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay, bunları Cemil Çiçek’in televizyondaki konuşmasından sonra beni telefonda arayarak hatırlattı.”
İstemihan Talay’ın hatırlatması, Doğan Hızlan’ın bunu yazması çok iyi oldu. Gerçekten unutmuşuz. Diyelim ki MHP’li olduğunu tahmin ettiğim o iki bakan da o kararnameyi imzalasalardı, şimdi şaire yeniden vatandaşlık veren kararnameyi imzalayan AKP kadrosu 2000 yılının kararnamesine karşı çıkacaklardı belki. Bu siyaset işler böyledir.
***
Nâzım Hikmet’e vatandaşlık verilmesi sevindirmedi beni. Verilse ne olur, verilmese ne olur ?
Peki Nâzım’a parçalanan hayatını kim geri verecek ? Nâzım 1951’de Türkiye’den ayrıldığı zaman oğlu Mehmet 3 aylık idi. Nâzım’ın eşi Münevver Andaç ve oğlu Memet İtalyan yazar Joyce Lussu’nun yardımıyla 1961 yılında Türkiye’den gizlice ayrıldılar. Sanırım gene 1961’de Varşova’ya Nâzım’ı görmeye gittiler. Ama Nâzım artık bir başkasıyla evliydi.
Kendinizi Münevver Hanım, Memet ve Nazım’ın yerine koyun, yüreğiniz yarılmıyor mu ?
Nâzım’a yeniden vatandaşlık verenler, onun çektiklerini bir yana bırakalım, Münevver Hanım ile Memet’in on yıl süren polis gözetiminde yaşadıklarını acaba değerlendirebiliyorlar mı ? Münevver ve Nâzım hayatta değiller artık. Trajedinin üçüncü kahramanı Memet hayatta. Babasının toprağa verilmesi dolayısıyla Moskova’ya gittiği zaman 12 yaşındaydı. Bakanlar Kurulu’nun kararnamesi artık 57 yaşında olan Memet Hikmet’e babasını geri vermeyecek.
***
Bu karar üzerine şimdi Milliyetçi-Mukaddesatçılığın külüstür yazıcıları, müteşairleri “Nazım Sovyet yalakasıydı” (Vakit,07.01.09) diye geviş getirecekler. Türkiye gazetesinde Y.Bülent Bakiler diye biri, Nâzım’ın karısı Vera’yı haftada bir gün eski kocasına gönderdiğini yazacak. Bu yazıyı iktibas eden Vakit (12.01.09) “Bu adama mı iade-i itibar ?” diye manşet atacak…
Doğrudur bu türden insanların yaşadığı bir ülkenin vatandaşlığına alınmak itibarsızlaşmaktan da kötüdür. Bu nedenle mezarı kesinlikle Türkiye’ye getirilmemelidir. Kirletirler !
Yarın Nâzım Hikmet’in (1902) doğum günü. Bu vesile ile Nâzım Hikmet Vakfı Sanat Galerisi’nde yeni vatandaşımızla (!) ilgili bir sergi açılıyor. (Taksim, Sıraselviler Cad. No: 10)
İçimden, “Ulan !…” diye, Bre Hödükler !..” diye başlayan yazılar yazmak geçiyor…