NE DEMEK İSTEDİM YA DA HAKEME GÖZLÜK

Bir eski dost hal ve gidişimden pek hoşnut olmadığını söyledi. Laiklikten başka söyleyecek sözü olmayan bir yazar izlenimi uyandırıyormuşum. Olabilir ! Ancak, izlenim ve algı kaynaktan çok alımlayıcı muhatapla ilgilidir. Yazdıklarım kendisini tedirgin ediyorsa, kendisiyle yüzleşmek zorunda bırakıyorsa, doğal olarak, habbeyi kubbe yapabilir. Aziz dostumun da yaptığı bu : Laikliği savunan yazılardan neden rahatsızlık duyuyor ?
Bir yılda 260 yazı yazıyorum. 50 kadarının laiklik ve Cumhuriyet devrimiyle ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Tarih-coğrafya-yurtbilgisi konularındaki yazılarım da az değildir. Bir de alet çantamı açıp tamircilik yaptığım yazılar vardır ki yılda en azından 20-30 yazıyı bulur. Tarikatlar, cemaatler, din soygunculuğu konularında da sık sık yazarım. Yılda en azından 15-20 kitap tanıtırım. Kitaplarını tanıtarak öne çıkardığım 10 kadar yazar ve öğretim üyesi var. Yalan-dolan bozduğum yazılarım da az değildir.
***
Bu köşede sık sık laik ile anti-laik’in aynı terazide tartılamayacağımı, terazinin bir kefesine laikliğin öteki kefesine laiklik karşıtlığının konulamayacağını yazıyorum. Çünkü yansızlık, tarafsızlık, nesnellik adına sık sık yapılan bir hata bu.
Bir okurum, “Laik bireyle laik olmayan bireyin esit olamayacagi, Tanri’ya inanan ile inanmayanin bir olamayacagi gibi cumleler, hukuki acidan cok derece tehlikeli “onermeler”. / “… bu onerinin teknik ozu Nazi Almanyasi, Stalin Rusyasi ve gunumuz seriat ulkelerinin despotik yonetimlerinin hukuki ve pratik “ayrimcilik” temelini olusturur. Yasalar karsisinda esitlik nosyonunu bitirir…” diye yazıyor.
Ben bu köşede habere dayalı yazılar yazmıyorum. Habere dayalı yazılarda anlam cümlenin üzerindeki kaftan gibidir. Ben iyi ya da kötü “fikir yazısı” yazıyorum. Yaptığım her metaforun açıklamasını yazamam. Okurlara hakaret olur.
Sık sık baş vurduğum terazi metaforunda sözünü ettiğim eşitsizlik ve benzemezliklerin tartıldığı terazi kuşkusuz “kör” adaletin terazisi değil, birey aklının terazisi !
***
Laik birey ile laik olmayan birey yasalar karşısında elbette eşittir. Ancak en basit ifade ile “laik birey” Anayasa’dan yanadır, “laik olmayan birey” Anayasa karşıtıdır. Bu iki taraf 1923’ten bu yana bir türlü uzlaşamıyorlar, deniliyor. İlkin kendi kendimize düşünelim : Böyle bir anlaşmazlık uzlaşma konusu olabilir mi ? Laiklik karşıtı birey Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmeden Laik Cumhuriyet ve laik birey ile anlaşabilir mi, uzlaşabilir mi ?
Peki ne oluyor da hayvan pazarı cambazlarına benzeyen “hakemler” hangi hak ve akılla laik olan ile laik olmayanın uzlaşmasından söz edebilirler ? Yasalara göre laiklik karşıtı eylem suçtur. Ama laik eylem yasaldır. Ve işte bu noktada yasal eşitlik ortadan kalkar !!!!!
Kuşkusuz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları din, inanç ve ırklarına, kökenlerine bakılmaksızın, ister laik olsun, ister olmasın, ister ateist olsun ister nihilist hepsi medeni hukuk kapsamı içinde, miras ve borçlar hukuku konularında birbirine eşittirler.
Ancak hiçbir hakem ya da at cambazı ortaya çıkıp Laik Cumhuriyet’in yandaşları ile karşıtlarının bir araya gelip uzlaşıp anlaşmalarını tavsiye ve teklif edemez. Bu Cumhuriyet’in dinsel cemaatlarla, tarikatlarla bir araya gelip meşruiyet tartışması yapması anlamına gelir.
Yıllardır bu yanlışı düzeltmeye çalışıyorum : Cumhuriyet ve devrimlerini kimse pazarlık konusu yapamaz. Pazarlık Cumhuriyet’in iflâsı ve intiharıdır