NE DEMOKRASİ NE ŞEHİTLER, BAŞYÜCE GÜZELLEMESİ !…

NE DEMOKRASİ NE ŞEHİTLER, BAŞYÜCE GÜZELLEMESİ !…

Bu yazıya başlamak için kaç gündür kıvranıp duruyorum. Başlayamıyorum, çünkü her şey anormal, her şey kural dışı. İlham vermesi için, “Stavrogin[i] inandığı zaman inandığına, inanmadığı zaman inanmadığına inanmazdı” diye yazıyorum ama nafile! “Stavrogin” ruhsal bunalımlar yaşayan, kendi eylemleriyle çelişen felsefi bir problem. Karşımdaki kitlenin de darbe müteşebbislerinin de böyle bir “kıvranan” kişiliği yok. İkisi de kalıba dökülmüş beton gibi. Ne ruhu ne de aklı var. İki taraf da “mankurt”! Yani AKP tarikatı da, Fethullah cemaati de…

Buradan iş çıkmayınca, bir başka yazımı  yardıma çağırıyorum: “Rönesans dönemi yazarlarından François Rabelais’in ‘Pantagruel’ adlı ölümsüz bir yapıtı vardır. Kitap birçok bakımdan ünlü ve ölümsüzdür. Bunlardan biri de ‘Panurge’ün koyunları’ adlı kıssalı öyküdür. Milan Kundera, çevirisi bendeniz tarafından yapılan “Saptırılmış Vasiyetler”de (Can Yayınları) bir mizahî durumu açıklarken bu ibretlik öyküyü ele alır:  Pantagruel’in gemisi açık denizde koyun yüklü bir şileple karşılaşır; gözlüğü başlığına takılı Panurge’ü gören bir celep zıpırlık edip ona boynuzlu muamelesi yapabileceğini sanır. Panurge hemen öcünü alır: Heriften bir koyun satın alıp denize atar; bunu gören öteki koyunlar koyunluk edip hepsi birden denize atlarlar. Tüccarlar şaşırırlar, kimini postundan kimini boynuzlarından yakalayayım derken kendileri de cumburlop denizi boylarlar.  Farkında mısınız, AKP ve Başbakan uzun yıllardır, Türkiye’de kamuoyuna ve siyasete, ‘Panurge’ün Koyunu’ muamelesi yapıyorlar. Sıkışınca, sürüden bir koyup alıp denize atıyorlar. Ardından bütün koyunlar cumburlop denize. Bu oyunu oynamak için Rabelais’in kitabını bilmeye gerek yok. Her yıl, ortada bir neden yokken uçurumdan aşağı atlayıp telef olan koyun sürüsü öyküleri okuruz, duyarız. Bunlar da Panurge’ün koyunlarıdır.”[ii]

Buradan da bir şey çıkmadı: “Sen bunları nasıl yaratabildin Türkiye?” diye sorabildim ancak. “Bunlar” sadece Fethullahçılar değil, AKP tarikatı değil, 14 yıldır AKP’nin oynadığı kaba oyunları yutanlar: demokrasi getirecek diye Panurge’ün koyunları gibi kendilerini deryaya atanlar; şimdi “AKP bizi aldattı” diye sızalananlar! AKP’yi de sonuncusu Fethullah olmak üzere herkes aldatmış… Adamın biri, evlendiği hatun bakire çıkmayınca kayınpederine şikayete gidiyor. Adam damadı dinledikten sonra ‘Bunun anası da böyleydi, kim yapiyi bunları’ diye yakınıyor. Bre kim kandırıyor bunları?

15 temmuz gecesi sokağa dökülen halk güya “demokrasi”yi savunmak için ölümü göze alıp meydanlara fırlamış. 15 Temmuz gecesi Türkiye’de hangi demokrasi vardı?  Yeni bir tür olarak Diktatoryal Demokrasi mi? Bu demokrasi aşıkları, anayasanın, yasaların, insan haklarının, ifade ve basın özgürlüğünün, “Demokrasi” adlı dilberin ırzına geçilirken neredeydi?

Yeni Kapı meydanına yığılan insanlar güya “Demokrasi”yi savunmak için, “Şehitleri anmak”, “Şehitlere saygı sunmak” için yığılmış! Bunu benim 40 yıllık sakalıma anlatsınlar. Rabia işareti yapanlar mı, günlerdir memleketin düzlüklerince tekbir getirenler mi demokrasi meftunu? Alanlarda göbek atıp Başyüce totemine şehvetle tapanlar mı şehitlere saygı duyuyor? Hadi canım sen de! Hayatım boyunca Panuge’ün koyunu olmadım!

Yeşil domates rengi kızararak olgunlaşır ama bir Cumhuriyet düşmanı asla demokrat olamaz. Bizde “Cumhuriyet” demek “Cumhuriyet Devrimleri” demektir, “Tevhid-i Tedrisat” demektir, laik düzen demektir. AKP, bu denek (mihenk) taşlarına vurulunca 24 ayar altın çıkmaz, kalp bakır çıkar! 15 Temmuz gecesi alanlara çıkan AKP’liler, İslamcılar, türlü türlü tarikatçılar Devrimci Cumhuriyet’in temsil ettiği demokrasiyi savunmak için yekinmediler, başlayan irtica inşaatını tamamlamak, Başyücelik  diktatoryasını korumak için sokağa döküldüler. Demokrasiyi İslama aykırı bulan, batıl sayan Cübbeli Ahmet Efendi’nin demokrasi meydanında ne işi var, Genel Kurmay Başkanı bu yaratıkla ne hakla el sıkışır? Bu nasıl bir Cumhuriyet subayı?

Siyasal partiler “Birlik ve Beraberlik” için uzlaşacakmış! AKP ve Başyüce için bir tek “uzlaşma” vardır: Başyüce ve AKP’ye tam itaat ve biat! Birlik ve beraberlik, demokratik uzlaşma isteyenler  CHP’nin 12 Madde’sine gözü kapalı imza atarlar. AKP bu 12 Madde’yi hemen uygulamaya başlamazsa, Yeni Kapı’da toplanan kalabalık çok geçmeden dinbaz faşizmle buluşur!

Yeğenim beri bak! Yedi göbek sülalesinden itibaren cumhuriyet ve çağdaşlaşma düşmanı olan AKP’ye ve onun Başyüce’sine, bağlı eşeğini güveniyorsan, o senin bileceğin iş, ben o kadar hırt değilim. Anlaşıldı mı? OHAL durumunu devletin yapısını değiştirmek için kullanan AKP’nin FETÖ-PDY’den bir milim farkı yoktur!

Yeğenim, bir beri bak hele! AKP ve Başyüce, abdest alıp Cumhuriyet ve devrimlerine biat ve itaat etmedikçe ya da halkın oylarıyla yeryüzünden silinmedikçe bu ülkenin demokrasiye kavuşmasına olanak yoktur. İmam-Hatip okulları yasal sınırlarına çekilmedikçe, okullarımız yüzde yüz laikleşmeden Türkiye’nin adam olup demokratikleşmesine o-la-nak yok-tur!

Özdemir İnce

11 Ağustos 2016

 

[i] Fyodor Mihayloviç Dostoyevski‘nin 1872 yılında yayımlanmış, Türkçeye  Cinler (Ecinniler) adıyla da tercüme romanının ana karakteri. Çelişkiler, bunalımlar ve vicdan azabı içindeki Stavrogin anlaşılması oldukça zor bir karakterdir

[ii] “Anayasadan Önce”, Hürriyet, 9 Ekim 2011