NE OLACAK ŞİMDİ BAŞBAKANIN HALİ ?

Bu soruyu Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’le ilgili olarak soruyorum. Ama aynı soruyu sorduracak başka işler de var. Örneğin, Danıştay, Anadolu liseleri için öğretmen seçimiyle ilgili Bakanlık genelgesini durdurdu. Bir başka durdurma kararı daha vardır belki ama bir günlüğüne bu bile yeter.
Ama demokrasi anlayışı Cumhuriyeti ve Demokrasiyi tahrip etme özgürlüğü olarak düşünen iktidarın hınk deyicileri “Danıştay ana muhalefet gibi” diye bağırıp çağırıyorlar.
Düşünceyi ifade özgürlüğünü dinsel bağlam dışında düşünmeyen Başbakan ve hınk deyicileri Cumhuriyet’i savunmak için iktidarı eleştiren Süleyman Demirel’e “Sen kim oluyorsun?” diye soruyorlar.
***
Bilim dünyasında ciddi bir yeri olmayan, olduğu kadarıyla da adı bir intihal olayında anılan Başbakanlık Müsteşarı Prof.Dr. Ömer Dinçer’in durumu ise belki de dünya siyaset tarihinde benzeri olmayan bir skandal.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek düzeyli devlet memuru konumuna sahip olan Ömer Dinçer kendisine “şeyhülislam” diyen emekli Tümgeneral Osman Özbek’i mahkemeye vermiş. Mahkeme de Osman Özbek’i 4 bin YTL tazminat ödemeye mahkum etmiş.
Yargıtay 4.Dairesi işte bu kararı bozuyor.
Kararda, “Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini İslam ile bütünleşmeye terk etmesi gerektiğini” ileri süren Dinçer’in, “Anayasa’ın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine aykırı görüşler taşıdığı için buna yönelik eleştirilere katlanması gerektiği” görüşü yer alıyor.
***
Hınk deyiciler, böyle bir karar aldığı için Yargıtay’ı eleştiriyorlar. Neymiş, Ömer Dinçer’in görüşleri davalı Osman Özbek’in lehine karar vermede esas oluşturamazmış. Bu nedenle Yargıtay 4. Dairesi’nin kararı hukuka aykırıymış. Yargıtay Ömer Dinçer’in görüşlerini dikkate almamalıymış. Dikkate alınmaması istenen düşünceleri birlikte okuyalım:
“… Cumhuriyet ilkesinin de zayıfladığı ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür.
Cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerini İslam ile bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin, laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkesinin yerine daha katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi sorumluluğunu ve artık bunun zamanının geldiğini düşüncesini taşıyorum.
***
Bir üniversite öğretim üyesi böyle düşünebilir, bunu yazabilir. Akademik özgürlük bağlamı içinde düşünülebilir. Ancak aynı kişi dünyanın hiçbir yerinde Başbakanlık Müsteşarlığı’na atanamaz. Örneğin ABD Kongresi böyle bir profesörü herhangi bir göreve atamaz.
Ama Türk demokrasisi öylesine Demirkıratiktir ki, atamak şöyle dursun Başbakan böyle bir Müsteşarı savunuyor. Aklıma şöyle bir şey geliyor: Acaba Ömer Dinçer’in tarikat rütbesi Başbakan’ınkinden daha mı yüksek?