NEDRET GÜRCAN’IN “HOŞÇA KAL DİNAR”I

3 Şubat 2009 tarihli yazımda arkadaşım Nedret Gürcan’ın “Hoşça Kal Dinar” anı kitabıyla Prof.Dr.Binnaz Toprak araştırma raporuna yaptığı katkıdan söz etmiştim. Bugün Nedret Gürcan’dan, ailesinden, eylemlerinden söz edeceğim.
Yazımın ana fikrini ve sonuç bölümünü burada söyleyip yazımın gelişme bölümüne geçeceğim : 1930, 1940 doğumlu olup eli kalem tutanlar ve tutmayanlar, anılarınızı yazın ve yazdırın. Çünkü sizlerin bırakacağınız anı metinleri, taammüden (tasarlanarak) işlenen bir siyasal cinayete tanıklık edecektir. Cumhuriyet’i ve onun gündelik hayatını ve ideallerini gelecek kuşaklara aktaracaktır.
***
Yıllarca önce yazdığım bir yazıda, Gürcan ailesini ulusal (milli) Anadolu burjuvazisi için örnek olarak göstermiştim. 1960’lardan söz ediyorum. Ben bu aileyi, Sandıklı Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği yaparken, 1960 yılının ekim ayında tanıdım.
Nedret, 1877 Arhavi doğumlu Hafız Ali Niyazi’nin torunu. Babasının adı Osman. Ben “İmparator Osman” derdim. Dede İstanbul’da zorluklar içinde okumuş ve kadı olmuş. Kadı olarak, Rize’nin adı o zamanlar Atina olan Pazar ilçesi atanmış. 1916 yılında yörenin Rus işgaline uğraması üzerine aile 1917’da Dinar’a göç etmiş. Dede burada da kadı. Ve ailenin varlığı 2007 yılına kadar 90 yıl sürmüş Dinar’da.
Kadı Hafız Ali Niyazi, Arhavi’den yaylı arabalarla Dinar’a giderken “Arhavi’den çıktık yola / Denizi alarak arkamıza / Altımızda yaylı araba / Gidiyoruz Dinar mechuline” diye tekrarlarmış.
***
Tanıdığım dönemde, Gürcan ailesi Dinar’ın en zengin ailelerinden biriydi. Ticaret yapıyorlardı ve çok modern bir un fabrikaları vardı. Ürettikleri unu ve irmiği Türkiye’ye satıyorlardı. Kütüphanesi ve duvarlarında resimler olan büyük bir evleri vardı. Nedret’in kardeşleri ve amca oğulları Galatasaray lisesinden sonra yurt dışında eğitim görmüşlerdi. Ama hepsi Dinar’da yaşıyorlardı. En pahalısını satın alacak durumda olmalarına karşın ailenin bir otomobili bile yoktu. Yazıhaneden fabrikaya kiralama faytonla gidip gelirlerdi.
Ben de Dinar’a Sandıklı’dan trenle gelip un taşıyan kamyonların şoför mahallinde dönerdim.
Dinar’da İmren otelinde kalırdım. Otelin altındaki İmren lokantası Dinar’ın içkili yemek yenilen lokantalarından biriydi. Kasabanın eşraf ve memurları, bankacıları bu lokantada yemek yerlerdi. Bu insanların İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde yaşayan insanlardan hiçbir farkları yoktu. Kadınlarının ve kızlarının da…
***
Nedret Gürcan sağlık nedenleriyle ortaokuldan yukarısını okumamıştı ama otodidakt (kendi kendini yetiştirmiş) bir entelektüeldi. 1950’lerde Dinar’da “Şairler Yaprağı” adlı bir şiir dergisi çıkartıyordu. Bu dergi Türk edebiyat tarihinin en önemli dergilerinden biridir. Daha sonra “Mavi” ve “İkinci Yeni” şiir akımlarını kuracak olan şair ve yazarlar bu dergide yazıyorlardı. Nedret Gürcan ve “Şairler Yaprağı” sayesinde Dinar sadece edebiyatçıların değil ressamların, sinemacıların, müzisyenlerin Ege bölgesinde en önemli durak yeriydi.
Size, Heyamola yayınevi tarafından yayınlanan “Hoşça Kal Dinar”ı mutlaka okumanızı salık vereceğim. Bir zamanlar Türkiye’de Dinar gibi kasabalar, Gürcan ailesi gibi aileler de vardı, varmış!.. Sanki bir masal !…