NEREYE BÖYLE NEZİM ANA ?

Ellerinden öptüğüm Sevgili Nezim Anam ! Salı günü saat 12’ye doğru Aslı telefon etti. “Özdemir Abi !” dedi. Bizi bırakıp gittiğini anladım. Ülker 14 Ağustos Cuma günü seni telefonla aramıştı. Konuşamıyormuşsun. Ülker on dakika kadar konuşmanı beklerken soluk alış-verişini dinlemiş. Sonunda bütün gücünü toparlayıp, Ülker’e “Özdemir’i sana emanet ediyorum !” demişsin. Hiç ağlamayan Ülker ağlıyordu.
Beni doğurmamıştın, ama benim anamdın, ben de senin doğurmadığın has oğlundum. Ama ben yalnız değildim, başka oğulların ve kızların da vardı.
Yazdıklarımızla, sağlığımızla, aile düzenimizle, güvenliğimizle hep ilgilendin ! Zaman zaman yazmanı engelleyecek kadar ilgilendin bizimle !
***
Türkçenin birkaç en büyük yazarından biri Nezihe Meriç’ten söz ediyorum. Adının önünde hiçbir zaman “Kadın Yazar” tanımlaması kullanılmayan Nezihe Meriç 1925 yılında Gemlik’te doğdu. Anadan doğma “Cumhuriyet Öğretmeni” idi. Yüksek öğrenimini yarıda bırakmıştı ama ömrü boyunca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi olarak kaldı. İlk öyküsü 1945 yılında N.Ufuk imzasıyla İstanbul dergisinde yayınlanmıştı. Ama öykülerinin 1950 yılında Salim (Şengil) Amca’nın “Seçilmiş Hikayeler” dergisinde yayınlanmasıyla edebiyat dünyasında bir yıldız gibi parladı.
Gene yanılmıyorsam 1956 yılında Salim Amca ile evlendi ve İstanbul’dan Ankara’ya geldi. Ve Ankaralı oldu. Ben Nezihe Meriç’i 1957 yılında tanıdım. Salim Amca o yıllarda Dost dergisini yayınlıyordu. Salim amca dergiyi ve yayınevinin yayınlarını bana bedava verirdi. Yirmi yaşımdaydım. Param yoktu. Bir gün Rüzgarlı Sokak’taki Ove Han (Otto Weber Han)’a gittim. Salim Amca yoktu. Sekreter Şükran (Özkutlu) Abla da yoktu. Masada tanımadığım genç bir kadın oturuyordu. Derdimi anlattım. “Salim Amca dergiyi bana bedavaya verir!” dedim. Gülümseyerek, “Al çocuğum, ite-köpeğe gideceğine okuyacak birine gitsin!” dedi.
O andan itibaren “Anam” oldu. Tamı tamına 53 yıl olmuş.
***
Derginin ve yayınevinin yöneticisi resmen Nezihe Meriç idi. Demokrat partinin ceberrut döneminde Salim Amca’nın başına bir şey gelirse, dergi ve yayınevi kimsesiz kalmasın diye kendini öne atmıştı. Salim Amca’ya (Salim Şengil’e “Salim Amca” demeye bizi o alıştırmıştı) bir şey olursa “Dergiye ve bize kim bakar ?” derdi. O zamanlar Ankara’da güç koşullarda yaşarlardı. Aslı daha sonra doğdu ama Salim Amca’nın ilk evliliğinden dört çocuğu vardı. Nezim onlara gerçek bir ana gibi bakardı. Büyük yapıtını mutfakta yemek hazırlarken, çamaşır yıkarken, çocuklara bakarken, dostlarının dertlerini dinlerken, neredeyse her akşam evde konuk ağırlarken yazdı.
Nezim’in korktuğu 1971’de başına geldi. Dergide Nazım Hikmet’in şiirlerini, yayınevinde de kitaplarını yayınlıyorlardı. Derginin ve yayınevinin yöneticisi olarak hapse mahkum oldu. 12 Mart’ta iki yıl kadar evinden uzak kaçak yaşadı. Kaçaklık döneminde kendi derdini unutur, gözaltına alınanlarla, mahkum olanlarla ilgilenirdi. “Büyük Yazar” sıfatına gerçekten lâyık bir yazardır. Büyük yazarlar için “Dili geçmiş kipi” yoktur, sadece gelecek vardır.
Not : Nezihe Meriç’in cenazesi bugün Bebek Camii’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazından sonra, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek. Allah Rahmet Eylesin, Mekânı Cennet Olsun !