NEVİT KODALLI SENFONİSİ

1 Eylül günü akşama doğru Faik Burakgazi telefon etti. Yeni yaşımı kutlayacağını sandım ama sesi kırıktı. “Abi, Nevit ağabeyi kaybettik” dedi. Bir süre önce kismî felç geçirmişti ama kısa zamanda iyileşmişti. Mayıs ayında Mersin Uluslar arası Müzik Festivali’nde rastlaştığımızda her şey yolunda görünüyordu.
Nevit Kodallı’nın ölümü, 85 yaşında bir ölüm olmasına karşın, benim için beklenmedik bir ölümdür. Ama en azından, “bu iş”in Mersin’de, kendi doğası, coğrafyası içinde olmasının teselli edici bir yanı var. Son anlarında, Erdemli’nin şimdi Limonlu denen (Lamas) Lamos’undaydı. Birkaç gün önce eşi Olcay hanıma Mersin’e gidelim diye tutturmuştu.
***
1956’dan bu yana görmediğim yeğeni Ali Kip Koray lisede arkadaşımdı. Nevit amcasının bir eserinin Prag radyosunda yayınlandığını ya da Fransız radyosunda yayınlanacağını haber verirdi, söylerdi. Evde radyo yoktu ki dinleyeyim. Nevit Kodallı’nın müziğini ilk kez Ankara Operası’nda Van Gogh operası ile canlı dinlemiştim. Evin İlyasoğlu’nun dediği gibi “Zamanında yazılan operalar ulusal konuları ele alırken, Kodallı gencecik yaşında Van Gogh gibi Batılı bir ressamı konu almak cesaretini göstermişti.”
Cahit Külebi’nin destansı şiiri üzerine yaptığı “Atatürk Oratoryosu” yıllar içinde müzik dünyamızın ayrılmaz bir parçası olmuştu.
1924 yılında Mersin’de doğmuş, 1939 yılında girdiği Ankara Devlet Konservatuarı’nda Necil Kazım Akses’ten kompozisyon, Hasan Ferit Alnar’dan teori ve müzik tarihi dersleri almıştı.
1948 yılında devlet bursuyla Fransa’ya gitti. Paris’te Fransa’nın en önemli müzik okulu Ecole Normale de Musique’te Arthur Honneger, Jean Fornet ve Nadia Boulanger gibi dönemin en önemli müzisyenlerinden ders aldı. 1953’te Türkiye’ye döndü.
Nevit Kodallı “Cumhuriyet Kantatı” ile inançlı bir Cumhuriyet devrimcisi olduğunu kanıtlamıştır.
***
Evin İlyasoğlu “Mersin’den Yükselen Çağdaş Bir Ses Nevit Kodallı” adlı muhteşem kitabını 22 Mayıs 2009 günü Mersin’de imzalayarak vermişti. Güya hemen bir tanıtım yazısı yazacaktım. Politikanın ve iktidarın türlü çeşitli açılımlarının anaforunda yazı hep ertelendi. Ertelenme nedenlerimden biri de içimde oluşmasını beklediğim bir ilham fışkırmasıydı. Yazının sıradan bir yazı olmasını istemiyordum. Nevit Ağabeyim’in büyüklük ve görkemine layık olmalıydı. Bir Fındıkpınarı yaylacısı olarak, aradaki rekabeti unutup, yazıya çok sevdiği Gözne Yaylası’ndan başlayacaktım.
***
Evin İlyasoğlu sözünü ettiğim kitabı hazırlarken, Nevit Kodallı’nın Mersin’de otuzlu yıllarda klasik müzikle nasıl tanışmış olacağını sormuştu. Çünkü 30 bin nüfuslu bir taşra kentinden Nevit Kodallı düzeyinde bir bestecinin çıkması şaşırtıcıydı. Şöyle yanıtlamıştım: “Nevit Kodallı’nın çocukluk yıllarında Mersin’de klasik müzikle tanışmasını sağlayacak bir ortam vardı. Bir Hıristiyan Arap’ın ya da bir levantenin evinde piyano görmüş olabilir. Bu evlerde klasik müzik plakları dinlemiştir. Aile Bahçesi’nde İngiliz, Fransız, İtalyan ve Lübnanlı şarkıcıları ve orkestraları dinlemiştir.” Kendisi de doğruluyor bunu.
Nevit Abi, yazmam gereken yazıyı zamanında yazamadım, cenaze törenine katılamadım. Bu utanç yeter bana ! Mekânın cennet olsun, nurlar içinde yat ! Ellerinden öperim !