ÖFKELİYİM, HEM DE NASIL

ZZZZZZERDOĞAN

İmam-Hatip Okulları’nın Anayasa ve Tevdit-i Tedrisat Kanunu’na (1924) karşın, ülkenin bütün ilk ve orta öğretimini istila hareketi nihayet kimilerini uyandırdı. Koyunlar, sadece kendi bacaklarından asılmadığını fark ettiler. 27 Ağustos 2014 tarihli Sözcü gazetesinin manşeti şöyle:

“İmam hatip zorlamasına velilerden tepki yağıyor: Çocuklarımızdan ellerinizi çekin!”

Çok geç anam-babam, çok geç! Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti, Mekke-Medine’ye vardı.

Bugün, yılan kendilerini soktuğu için feryat edenler, 4+4+4 Yasası çıktığında yollara dökülecekti. İmamlar bütün meslekleri ele geçirirken yollara sokaklara dökülüp feryat edecekti. Artık geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!

Güzel kardeşlerim! Ben fakir, bırakın 2000 yılı öncesinde dergilerde yazdıklarımı, 2000’den itibaren imam-hatipler konusunda yazdıklarım birkaç  eşek yükü tutar.

İmam-hatip konusuna değinen bir yazı yazdığım zaman, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök yazıyı yayınlar ama “Öz, yahu gene mi imam-hatipler!” diye serzenişte bulunurdu. Yazılar çoğalınca, Vuslat Hanım toplantıya çağırırdı. Kulağıma, başbakan hazretlerinin bu yazılardan hiç mi hiç memnun olmadığı fısıldanırdı. Nitekim, bu yazılar yüzünden Hürriyet’ten kovuldum. Okur milletinden gık çıkmadı. Çıktı mı?

Sözcü gazetesinde Fatih Altaylı ile kızının fotoğrafları var. Meğer kızı da imam-hatipli olmuş. Müstahakdır! Fatih Altaylı, imam-hatip tehlikesini işaret ettiği tek bir yazı yazmamıştır. İmam-hatiplerin eğitim-öğretim özgürlüğü bağlamına girdiğini savunmuştur.

Sadece Fatih Altaylı mı, gazeteci ve köşemen esnafından, imam-hatiplerin temsil ettiği tehlikeyi 2000 yılından bu yana birkaç kez haber vermiş iki tane adam bulamazsınız.

Şimdi ağlaşıp duruyorlar, ne olacak halimiz, diye.

Kendi düşen ağlamaz, iki gözü birden çıkar! Daha beter olacaksınız!

Bu konuda, 12 yıl önce Hürriyet gazetesinde yayımladığım ve “Yedi Canlı Cumhuriyet” (Cumhuriyet Kitapları, 2004) adlı kitabımda yer alan birkaç ibretlik yazı okuyacaksınız. Ben tehlikeyi, daha 2000 yılından itibaren haber verdim. Peki, sen, o, siz ve onlar, ne yaptınız Allahaşkına, ne yaptınız?

Başka çare yok, bu yazılar da kitap olacak! 2023 yılında, bütün okullar imam-hatip okulu olduğu zaman, bir milletin lagarlığını, vurdumduymazlığını, nemelazımcılığını yüzüne vuran, hatırlatan bir belge olarak!

R.T.Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması, imam-hatip trajedisinin yanında solda sıfır kalır!

Öfkeliyim, hem de nasıl, hem de nasıl!

 

ÖZDEMİR İNCE

27 Ağustos 2014

***

imam hatipli

MİLLİ EĞİTİM BAKANININ DİKKATİNE: İMAM HATİP TUZAĞI

Kimileri, imam hatip okul ve liselerinin gündemde kal­masından bıkmışlar. Aslında, Cumhuriyet de hem bu “korsan” okul­lardan, hem de uğruna yapılan şaklabanlıklardan bıkmış durum­da, ama ne çare!..

Derler ki: “Hayır, imam hatibin bir yasası olduğu için sen o sıfatı bu okula takamazsın!” Takarım! Çünkü yasa, etik olarak “gay­ri meşru” olanı “meşru” kılamaz. Bu okulun yasası, 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Kanunu ile çeliştiği için gayri meşrudur.

Mustafa Kemal 1 Mart 1924 tarihinde TBMM açılış konuş­masını yapıyor: “Ulusun ortak düşüncesi ve isteğine uygun olarak eğitim ve öğretimin birleştirilmesi, ulusal, laik, çağdaş, tek ve bü­tün bir eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi şarttır.”

TBMM 3 Mart 1924 tarihli oturumunda, medreselerin bağlı bulunduğu Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Aynı gün kabul edi­len Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim kurumlarının hepsi Mil­li Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Bu yasa okul ikiliğini kaldırıyor, eğitim laik ve parasız hale getiriliyordu.

1950’den 2000’e kadar tam elli yıl içinde Tevhid-i Tedrisat Ka­nunu paramparça edildi: Din adamı yetiştirmekle görevli meslek okulu genel lise haline getirildi, kapıları kız öğrencilere açıldı. Ardından bu yeni medreselerin mezunları üniversiteye girme hakkını elde ettiler.

Yeni yasa ile üniversiteye giriş epeyce zorlaştırıldı. Ama “tür­ban” sorununun kaynağı olan bu okullar kız öğrenci almayı sür­dürüyor.

MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, 17 Aralık’ta, tür­ban sorunu için bir öneri yaptı: “Sorunu yaratan sebebi ortadan kaldıralım. İmam hatip okullarına kız öğrenci alınmasın.”

Orgeneral Kılıç, iddia edildiği gibi, kız çocukların genel ve mes­leki eğitimine engel olmuyor, Tevdit-i Tedrisat Kanunu’na ve ilk imam hatip okulu yasasına aykırı olan bir işleme son verilmesini istiyor. Son elli yıl içinde bu komploya ses çıkarılmaması, bu okul­ların çoğalmasına göz yumulması, bundan sonrası için bir ipotek olamaz. 3 Mart 1924’e geri dönülür ve kesin çözüme doğru adım atılır.

Kız öğrencilerin eğitiminin engellenmesi, eğitim özgürlüğü­nün ortadan kaldırılması gibi safsataları bir yana bırakalım ve şu iki soruyu yanıtlayalım:

1. Amaç anti laik militan yetiştirmek de­ğilse, kadınların ruhsatsız olduğu bir alanda meslek adamı yetiş­tiren okullarda kızların işi ne?

2. İHL’yi bitirenler önce imam ve hatip oluyorlar, daha sonra üniversiteyi bitirip “imam-kaymakam”, “imam milli eğitim müdürü”, “imam-polis”, “imam-fizik öğretmeni” oluyorlar. Dünyada bunun benzeri bir uygulama var mı; Hıristi­yan ülkelerinde papazlar, kaymakam, vali, emniyet müdürü, lise öğretmeni oluyor mu? Olmuyor!.. Türkiye’de tanık olduğumuz ne­dir? Toplumun yapı ve kurumlarının dinselleştirilmesini amaçla­yan, ileriye dönük planlı kadrolaşma harekâtı değil mi?

(Hürriyet, 2 Ocak 2003

YEDİ CANLI CUMHURİYET

İMAMLIK HERHANGİ BİR MESLEK DEĞİLDİR

Kimilerine bıkkınlık ve en ve öfkeyle “Gene mi?” dedirten “imam hatip” konusu Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini ilgi­lendiren en önemli sorundur. Çünkü toplumu, yapılarını ve sivil meslekleri dinselleştirmek programının lokomotifidir bu okullar.

İmamlık herhangi bir meslek olmadığı için imam hatip lise­leri de herhangi bir meslek okulu değildir. Yani yapı endüstri li­sesi değildir.

İmam hatip lisesi mezunlarının mesleki (formasyon) amacı di­nin buyruklarına hizmet olduğu için sivil üniversitelere alınmaları dünyevi Cumhuriyetin idealleriyle, onun temel ilkeleriyle çelişir. Şimdi, karakuşi bir savunmayla: “Sivil üniversitelerde askeriyenin öğrencileri de okumaktadır” denilebilir. Evet, doğru, okumaktadır ama bu öğrencilere mezun olduktan sonra Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde görev verilmektedir.

Yazımızın bu bölümünden aklımızda şunu tutalım yeter: Mes­leklerin evrensel tanımlamasında askerlik ve din hizmetleri, kuş­kusuz, öğretmenlik, avukatlık, hekimlik, mimarlık, mühendislik, muhasebecilik,vb., sivil meslekler değildir. Askeri öğretmen, yargıç, hekim ve mühendislerin ordu hizmetinde üniforma giye­rek hizmet etmeleri bu mesleklerin sivil niteliğine aykırı değildir.

İkisi de sivil değildir ama “Din adamı mı yoksa subay mı sivillikten daha uzaktır?” sorusunu yanıtlayalım. Kuşkusuz din adamlığı daha uzaktır, en uzaktır.

Seyhan milletvekili Sinan Tekelioğlu, CHP’nin 7. kurultaymda (17 Kasım-4 Aralık 1947) konuşuyor: “Diyanet İşleri, vakıflar ida­resinin paralarıyla mektep açsın, bize asri ve medeni hoca yetiş­tirsin, bize ölü gömücü yetiştirsin, bize telkin verecek imam ye­tiştirsin, bize hatip yetiştirsin.”

1947’den bu yana, İslam âleminin tamamına yetecek imam ha­tip okulları, liseleri açıldı, bunlar mezunlar verdiler. Ama açık hâlâ kapatılamadı (!) Çünkü siyasal İslamın gözü artık cami ve gusülhanede değil devletin yönetiminde, iktidarda. Bu nedenle imam hatip mezunlarını kullanarak askeriye de aralarında olmak üzere bütün meslekleri ele geçirmek istiyor. Bunun gerekçesi de hazır: Meslek sahiplerinin dinini iyi bilmesi!.. Evet ama, Müslümanların dinini öğrenmeleri başka, Öğretim Birliği Yasası’nın amaçlarını yok eden imam hatip liselerinden mezun olan din adamlarının sivil mes­lekleri ele geçirmeleri başka.

Kimse Müslümanların dinlerini öğrenmesini engelleyemez! Va­tandaşlarının din eğitim ve öğrenimini güvence altına almak laik Cumhuriyetin görevleri arasında bulunmaktadır. Ama Anayasa da toplumun ve sivil mesleklerin dinselleştirilmesine karşı kendi ted­birlerini almıştır. Bu nedenle, imam hatip liselerinin sayılarının mes­leki gereksinimlerle doğru orantılı olması ve üniversiteye girişlerde, “meslek okulu” olan imam hatip lisesi mezunlarına uygulanan özel puanlama sisteminin devam etmesi gerekmektedir.

(Hürriyet,10 Mayıs 2003)

imagesSEODGOWU

TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU

Şu anda Türkiye’nin en önemli sorunu ne Avrupa Birliği’ne girmek, ne ABD ile arasını düzeltmek, ne Irak’a asker göndermek, ne Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulması olasılığı, ne Kıbrıs, ne en­flasyon…

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli sorunu bir devrim yasası olan Öğretim Birliği Yasası’nın (Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun) AKP iktidarı tarafından yok sayılmasıdır.

Anayasanın 174. maddesi şöyle der: “Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen İnkılap Kanunları’nın, anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümleri­nin, anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılmaz ve yorumlanamaz.”

174. maddenin sözünü ettiği İnkılap Kanunları’nın ilki 3 Mart 1340 (1924) tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur.

Bilinmediğini, unutulduğunu dikkate alarak, Tevhid-i Ted­risat Kanunu’nun gerekçesini de yazıma aktarayım

“Cumhuriyet kurulduğunda yurdumuzda ikili eğitim-öğretim vardı. Bir devletin kültür ve eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygusunda birlik sağlanmasında ‘Öğretim Birliği İlkesi’ bilimsel, çağdaş ve her yerde yararı görülmüş tam bir ilkedir. Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görebilir. iki türlü eğitim, bir ülkede ‘iki türlü insan’ yetiştirir. Bu ise düşünce ve duyguda birlik ve bütünlüğü bozar.”

 

AKP iktidarı işte bu yasayı ortadan kaldırmaya ve imam ha­tip okullarını yükseköğretime öğrenci hazırlayan öğretim kurumu haline getirmeye çalışmaktadır. Oysa imam hatip okulları, Tevhid-i Tedrisat Kanununun 4. maddesine göre, “din hizmetlerinin ye­rine getirilmesiyle yükümlü memurların yetişmesi için ayrı okul­lar açılacaktır,” hükmüne göre kurulmuştur.

Şimdi AKP hükümeti YÖK yasa taslağında ve imam hatip okulları yönetmeliğinde yaptığı bir sözcük darbesiyle bu okulları “hem mesleğe hem de yükseköğretime öğrenci hazırlayan okul” konumuna getirmek istemektedir.

İmam hatip okulları bütün üniversite ve yüksekokullara öğ­renci sağladığı zaman Cumhuriyetin niteliği değişir. Şu anda, Cum­huriyetin temel niteliklerine ve anayasanın 174. maddesinde be­lirtilen devrim yasalarına muhalif bir hükümet iktidardır. Ve bu durumun yeryüzünde bir benzeri yoktur: Devlet kendisine muhalif bir hükümet tarafından yönetilmektedir.

Cumhuriyetin temelleri hükümet tarafından dinamitleniyor ama uyurgezer CHP muhalefeti susuyor. Cumhuriyetin siyasal par­tileri susuyor. Türk aydınının sefaletiyle, liberalizmin ihtişamıyla, illetli jakoben demokrasiyle uğraşanlar susuyor. Yolsuzluğun la­ikliğe fatura edilmesine göz yuman TÜSİAD susuyor. Üniversiteler susuyor. Sendikalar susuyor. Sivil toplum örgütleri susuyor.

(Hürriyet,16 Ağustos 2003)

YEDİ CANLI CUMHURİYET (2)

FRANSA’DA İMAM HATİP LİSESİ YOK

Ben bir toplumun bir başka topluma, bir ülkenin bir başkasına örnek gösterilmesinden hoşlanmam ve bu mukayese ile varılan so­nuçları da kabul etmem ama konuya açıklık getirmek için Fran­sa’da din adamı eğitimi hakkında bilgi vermem gerekiyor.

Fransa’da elbette imam hatip okulu yok! Ama isterseniz şöy­le söyleyeyim: Fransa’da asıl amacı din görevlisi yetiştirmek olduğu halde üniversitelere öğrenci hazırlayan, bizim imam hatip lisele­rine benzer okul yok.

Fransa’da kilisenin de okulları var, ama bazı derslere rahip öğ­retmenlerin girmesine karşın bu okullarda da devletin laik lisele­rinin programı uygulanmakta ve bu okullarda, bizim imam hatip liselerinde imamlık formasyonu verildiği gibi rahiplik formasyo­nu verilmemektedir. “Fransa’da kilisenin okulları var,” iddiası yalnızca okulun sahipliğiyle ilgilidir. Yani devrimden sonra mül­kiyet kilisede kalmış ama eğitim ve öğretim laikleşmiştir.

Çok daha açık yazmak gerekirse: Fransa’da, 2003 yılında, asıl amacı rahip yetiştirmek olan ancak mezunlarını üniversitelere gönderebilen meslek okulları yok.

Fransızlar rahip olmak için, önce, 11-18 yaşları arasında pa­paz okuluna (Petit Séminaire) giderlerdi. Bu okulları bitirenlerdoğ­rudanyüksek papaz okuluna (Grand Séminaire) girerlerdi. Tabii, elinde laik lise bakalorya diploması olanlar da yüksek papaz oku­luna girebilirlerdi.

Bizim imam hatip liselerinin benzeri olan papaz okulları (Pe­tit Séminaire) 1970’lerde kademeli olarak kaldırıldı. Şu anda yük­sek papaz okuluna (Grand Séminaire) sadece lise mezunları gire­bilmekte.

Demek ki şu anda Fransa’da, Muhafazakâr Demokrat(!) ik­tidarın devletin laik liselerine rakip yapmak istediği papaz okulları yok. İktidar ve kilise, sivil meslekleri dinselleştirmek için pa­paz okullarını ve mezunlarını kullanmıyor. Dolayısıyla, Fransız eği­tim sistemi, Türkiye’de olduğu gibi, birisi laik okullarda öteki imam hatip liselerinde olmak üzere iki tip öğrenci yetiştirmemekte.

1970’lerden bu yana, papaz okulları olmadığı için, yüksek pa­paz okullarına sadece lise mezunları girebilmekte.

Fransa’da lise mezunları teoloji (ilahiyat) fakültelerine de gi­rebilmekte. Teoloji fakültesi mezunları gerekli sertifikaları aldıktan sonra, ilköğretimde din dersi (bu dersler zorunlu değildir) öğret­meni olabilmektedirler. Teoloji fakültesi mezunları genellikle ki­lise hizmetinde din adamı olarak çalıştıkları gibi turizm, yayıncılık, dini medya alanlarında da hizmet vermektedirler.

İkisinin anayasalarında laik devlet oldukları yazmasına karşın Türkiye ile Fransa birbirine benzemek zorunda değil. En azından ben böyle bir zorunluluğu kabul edemem. Tekrar ediyorum: Ne İslam dinine, ne imam hatip liselerine karşıyım. Ben, imam hatip okullarının, 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı ola­rak, üniversitelere öğrenci kaynağı olmalarına karşıyım. Buna aslında Tevhid-i Tedrisat Kanunu karşı.

(Hürriyet, 16 Eylül 2003)

VAKİT GAZETESİ, 20.08.2009
VAKİT GAZETESİ, 20.08.2009

ALMANYA’DA İMAM HATİP LİSESİ YOK

Bir toplumun bir başka topluma örnek gösterilemeyeceği il­kemi zedelemeden bir balonu daha patlatmam gerekiyor.

Açık oturumlarda, tartışmalarda ve yazılarında “Avrupa’nın laik memleketlerinde kiliselerin okulları var!” derler ve akan su­lar durur. Böylece imam hatip liselerini meşrulaştırmış olurlar.

Almanya’da da kilisenin (Katolik ve Protestan kiliselerinin) okulları var. Ama bu okullarda rahip yetiştirilmiyor; bu okulların Türkiye’nin imam hatip okullarıyla hiçbir ilişkisi yok.

Almanya’da kiliseler ve kilise cemaatleri faaliyet gösterdikle­ri eyaletlerin ilgili bakanlıklarından izin alma koşuluyla okul açma hakkına sahipler. Böyle bir durumda okul binasına sahip olduk­larını -kira yoluyla da olabilir- kanıtlamaları gerekiyor.

Kilisenin yönettiği liselerin amacı derin din bilgisi vermek ya da rahip-vaiz yetiştirmek değil. Bu okullarda söz konusu eyaletin Eğitim Bakanlığı veya okul işleri senatörlüğünün diğer ilk ve or­taöğrenim kurumları için öngördüğü tedrisat programı aynen uy­gulanıyor. Yani Katolik ve Protestan kiliseleri ile kilise cemaatle­rine ait okullarda devlet kontrolü dışında bir eğitim verilmesi söz konusu değil. Kilise okullarında da, sivil liselerde olduğu gibi, Hıris­tiyan hukuku, İncil tefsiri, ayinlerin yöntem ve kuralları gibi ders­ler öğretilmiyor. Bu yöntem ve kuralları gibi ders­ler öğretilmiyor. Bu okullar meslek okulu değil. Yani Almanya’da kiliselerin yönettiği okullar kesinlikle Türkiye’nin imam hatip okul ve liselerine benzemiyor.

Kilisenin sahip olduğu bu okullarda da diğer öğrenim ku­rumlarında olduğu gibi devletin lise diploması veriliyor. Bu okul­larda lise diplomasını normal eğitim süresi içinde alamayanlar, gece okullarına ya da kurslara katılarak ileri yaşlarda da diploma alma olanağına sahipler.

Bu okullardan lise diploması alan herkes, arzu ettiği alanda yükseköğrenim görebilir. Hiçbir sınırlandırma yoktur. Çünkü alınan ve devlet tarafından tanınan lise diploması ile tüm yükseköğrenim kurumlarına girme hakkına sahip olunur.

Almanya’da din adamı (rahip) olmak isteyenler, ister sivil lise olsun ister kilisenin lisesi olsun, lise diplomasını aldıktan sonra teo­loji (İlahiyat) fakültesinde yükseköğrenim görmek zorundalar. Yani teoloji öğrenimi görmeden papaz olunmuyor.

Kiliselere ait “Seminer”lerde (papaz okullarında) öğrenim gö­renler, dışardan liseyi bitirdikten sonra teoloji öğrenimi görüp pa­paz olabiliyorlar. Çok istisnai durumlarda “seminer” bitirenlere de papaz olma olanağı tanındığı söylenmekte.

Özetleyecek olursak: Fransa ve Almanya’da bizim imam ha­tip liselerine benzer herhangi bir okul yok. Demek ki imam hatip okul ve liselerini savunmak için bu iki ülkeyi örnek gösterenler ya­lan söylüyorlar.

Bu iki ülkede de ilk ve ortaöğretimler tek kanaldan (sivil ve laik okullardan) üniversiteye öğrenci yetiştiriyorlar. Çünkü bu iki ülkeyi yönetenlerin, iki kanallı eğitimin toplumun temellerini di­namitleyeceğini bilecek kadar akılları var.

(Hürriyet, 20 Eylül 2003)

Özdemir İnce,

27 Ağustos 2014