OKURLA SOHBET YA DA ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ

Okur, Fransızcada (lecteur, lectrice)’in karşılığı. Yayınevlerinde bir kitabı okuyup editöre rapor veren kişiye de “lecteur, lectrice” denir ama bu durumda sözcüğün Türkçe karşılığı okumacıdır.

Haddinden fazla değerli gazete yazıcılarının neredeyse  tamamı “okur” için “okuyucu” der ve yazar. Ama 1950’lerin acımasız eleştirmeni Nurullah Ataç “okuyucu” sözcüğüne çok kızardı ve “okuyucu diye türkücüye denir” derdi. Okur doğru, okuyucu yanlıştır. Sözlüklerde “okuyucu” sözcüğü “okur” yerine kullanılsa bile.

Bir de Gırgır dergisinin kullandığı “okurcu” sözcüğü vardı ki, ben bu sözcüğü yazar olmayan yazarların okur olmayan okurları için kullanırdım. Kullanırım.

Hemingway'in evinde...
Özdemir İnce – Ernest Hemingway’in Key West’teki (Florida, ABD) evinde…

Değerli okurlar,
Biliyorsunuz, 12 yıl yazdıktan sonra Hürriyet gazetesinden başbakanın baskısı üzerine atıldım. Bundan dolayı Hürriyet gazetesine kızmam. Kızacağım yeri bilirim.
Bir ay kadar boşta gezdikten sonra 2012 yılının nisan ayından itibaren 2 yıl Aydınlık gazetesinde yazdım. Gazete, kısa süreli ve konuk olarak yazdığımı biliyordu. Birinci yılın sonunda ayrılmak istedim ve sözleşmemi uzatmadım. Kalmam için ısrar ettiler. Bir yıl daha yazabileceğimi söyledim. Razı oldular ve bir yılın sonunda ayrıldım.
Ayrılışımın herhangi bir yoruma gerekir bir yanı yok. Gazetelerde yazmaktan türlü nedenlerle tiksindim de ondan. Yüzde 99,9’unu beğenmediğim gazetelerde, yüzde 99’unu beğenmediğim yazıcılar arasında ve  çoğundan hoşlanmadığım okurcu karşısında benim ne işim vardı? Parayı pulu gözüm görmedi.

Oğlum Tanbey’in etkisiyle web sitesi kurmaya karar verdim. Karar verdim ama site uzmanları site kurmak için analarının nikahını istiyormuş. Kös kös düşünmeye başladım. Böyle düşünürken, bir avukat arkadaşım, “yahu benim oğlan kurar sana siteyi” dedi. Ben de,
“Kaça patlar bana gardaş” dedim.
“Ne parası, bir kitap imzalar eline verirsin herifin. Parayı başka yerde kazansın!” dedi.
Arkadaşım, oğluna malumat değil talimat vermiş, çocuk (çocuk dediysem 40 yaşında) bana telefon etti ve “Ben yaparım Özdemir Amca” dedi.

Kardeşim Don Kişot'la birlikte, Toledo'da...
Kardeşim Don Kişot’la birlikte, Toledo’da…

 

Bu konuşma mayıs başlarında oluyordu. Arkadaşımın oğlu Ahmet siteyi yavaş yavaş kurdu İstanbul’da. Ben köydeydim, köydeyim. Ahmet’in işi başından aşkın. Benim de site konusunda bilgim sıfırın altında. Ama site yavaş yavaş kuruldu, ben de temel bilgileri yavaş yavaş öğrendim.

Bunlar olurken, okurlardan bazıları acaba facebook, tweet olanağı yok mu, olsa da sağa sola göndersek demeye başladılar.

Ben ne bileyim: Yazıların yayınlandığı ilk sayfada (yani yazının devamını okumak için tıkladığınız sayfada) bulunan, elinde Orhan Kemal’in kitabı bulunan fotoğrafımın, size göre sağ tarafında, üst kısımda bir kıvrık ok varmış, o tıklanınca ya da fare oraya götürülünce facebook ve tweet işareti çıkıyormuş. Yeni öğrendim. Bilginize!

Kimi okurlar, “Ah bu güzel yazılar sadece sitede kalmasa, dünyaya yayılsa” diye serzenişte bulunuyorlar. Ben nasıl yapayım bu işi? Hem okuyacaksın, hem yazacaksın, hem de yayacaksın. Bu biraz fazla değil mi? Bu türden okurlar, bana serzenişte bulunacaklarına yol gösterseler ve kendiliklerinden (yayılma için) katkıda bulunsalar olmaz mı?

Neden olmasın, bal gibi olur! Bu siteyi tanıtmak, yazıları yaymak bence okurların işi ve görevi olmalı. Okurlar bu alanda sorumluluk almalı, değil mi?

Bir de bir ricam var: Okurlar lütfen yazılar konusunda özel yazışma istemesinler benden ve tavsiye ettiğim kitaplarla ilgilensinler. Kaynak Yayınevinden aldığım bilgiye göre Mahmut Esat Bozkurt’un Bütün Eserleri’nin birinci cildi sadece 450 adet satılmış. Bense 500 kadar satılmıştır diye tahminde bulunuyordum. Mahmut Esat Bozkurt’u okumadan ne cumhuriyetçi, ne Kemalist ne de ulusalcı (ne ise) olunur. Benden söylemesi.

İyi günler ve faideli okumalar!

ÖZDEMİR İNCE
Köy, 16 Temmuz 2014