OKURLAR VE OKURCULAR

012 Özdemir İnce

 

Site yavaş yavaş tamamlanıyor. Siteyi kuran (webmaster) genç arkadaşım Ahmet benim sayaç sistemi dediğim yedi bölümlük “SlimStat”ı kurdu. Siteye girenleri sayısı, yüzdesi, giriş yaptığı ülke, istatistik çizelgeleri ve falan ile filanı hepsi belli oluyor.

Bana yakışmayan, tam anlamıyla profesyonel bir görünümü var.
Siteye girenlerin sayısını göreceğim için epeyce sevinmiştim. Bu işten anlayanlar, “Siteye girenlerin sayısından çok onların aracılığı ile olacak dağılım sayısı önemli” diyorlar. Öyledir zahir!
18-28 temmuz tarihleri arasında 7 bin 938 kişi siteye girmiş. 8 bin desen, 10 günde ortalama her gün 800 giriş. İyi mi kötü mü gerçekten bilmiyorum:

Sayfa görüntüleme : 7.938  kişi
Ortalama sayfa görüntüleme: 567 kişi
Özgün (tek tek) IP’ler: 2 958  kişi
Son 5 dakika: 3 kişi
Son 30 dakika: 5 kişi
Bugün (Saat: 07.03): 64 kişi
Dün (Bayramın birinci günü): 459 kişi

Benim dikkatimi bir başka şey çekti: Sitede kalış süresi:

0 – 30 saniye : % 72.26
31-60 saniye : % 4.94
1-3 dakika : % 4.64
3-5 dakika : % 2.67
5-7 dakika : % 2.47
7-10 dakika : % 2.47
10 dakikadan fazla : % 10.55

Demek ki siteye giren 100 kişiden 72’si en fazla 30 saniye yani yarım dakika kalıyor sitede. Sitede en fazla oyalananlar yüz kişi üzerinden 11.5  kişi.

Bu işten anlayanlar o 72  kişinin ilgilendikleri yazıyı kendi adreslerine postalayıp orada okuduklarını söylediler ama ben pek ihtimal vermiyorum.
Gördüğüm kadarıyla durum şöyle: İnternet okumalarının gazete ve kitap okumalarına alternatif olacağını ve yayılmayı sağlayacakları bana abartı gibi geliyor.
İnternetten okumaların yalapşap olduğuna dair bir düşünce oluşmaya başladı kafamda.
***
“Ekmeleddin İhsanoğlu Bir Jean-Bedel Bokassa Değildir” yazımın Oda TV tarafından iktibas edildiğini (alıntılandığını) söylediler. Gerçekten yazımı aynen yayınlamışlar. Kendilerine çok teşekkür ederim.
Yazının sonunda, yazıyı okuyanların (30 kadar) yorum ve görüşlerine yer verilmiş. Olumsuz olanlardan bazılarının dertlerini dinleyelim. Yazdıkları gibi aynen aktarıyorum:

-hasta mısın be adam
(Cümle büyük harfle başlamıyor ve sonunda soru işareti yok. Ceketini omzuna atmış, elinde tesbih, sanki Çeşme Meydanlı kabadayı).

-Sayın İnce’ye göre demek Ekmelettin’e oy vermemiz gerekiyor. Yok yav. Niyeki? Sen laf kalabalığını, Erdoğan şuna benziyor, buna benziyor sui misalini bırak. Sen bana Ekmelettin’in Erdoğan’dan farklarını anlatabiliyor musun?

(Demek ki bu arkadaş yazımı dikkatle okumamış. “Ekmeleddin İhsanoğlu, Anayasa’ya, cumhuriyetin niteliklerine, laiklik ilkesine, anayasanın cumhurbaşkanıyla ilgili maddelerine ve parlamenter demokrasiye bağlı kalacağım” demiyor mu? Bu benim yazımda yer almıyor mu? Ve Erdoğan bunların tam tersini yapacağını durmadan ilan etmiyor mu? Bu aralarındaki en önemli fark değil mi?)

-Asıl senin okuman gerekiyor M.E.Bozkurt’u, tabi okuduğunu anlama yetin varsa. Cahier du Sud’de sadece bir dörtlüğü yayınlandı diye, yıllardır kendini entelektüel aydın diye hürriyet sayfalarında pazarlayan otto, motto bauer ci ama kendini cumhuriyetçi sanan bir garip yazar. Sayın Birgül Ayman Gülerin rahlei tedrisatına bu yaşta da olsa yeni bir aday öğrenciyi salık verebiliriz.

(Bu arkadaşın beni tanıdığını, söz konusu yazımı okuduğunu sanmıyorum. Kim olduğumu öğrenmek istiyorsa, internetteki vikipediye baklamasını tavsiye etmekten başka çare yok. Dizi yazılarla M.E.Bozkurt’un üzerindeki unutulma yorganını kaldıran, “Toplu Eserler”inin yayınlanmasını sağlayan ve birinci kitaba bir sunu yazısı yazan adamın M.E.Bozkurt’u okuması gerekiyormuş. İnternet ortamı insanların terbiyesini nasıl da bozmuş!)

-Özdemir İnce ve benzerleri ne olursa olsun sol diyerek olması mümkün olmayan bir hayalin peşinde sürükleniyorlar. Ekmelettin CHP’nin adayı değil CHP ile 6-7 partinin desteklediği müşterek aday. Sende Fidel Kastroya kullanırsın oyunu olur biter. Bu ülke sen ve senin gibilerdem çok çekti. Birkaç kitap okumakla kendinde büyüklük vehmeden sizlerin bu ülkeye faydası olmadı zararından başka

(Bu arkadaş yazımın tek satırını okumamış. Ben, bu ülkede cumhurbaşkanlığı makamına seçilmek için gereken şartlara sahip, anayasaya, cumhuriyet ilkelerine bağlı her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı cumhurbaşkanı olabilir, diye yazıp duruyorum; ön yargıları kırmaya çalışıyorum. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu günümüz koşullarında uygun bir aday olarak gördüğüm için hakarete uğruyorum. Bizim okurcu neler söylüyor. Hele şu “Birkaç kitap okumakla kendinde büyüklük vehmeden sizlerin bu ülkeye faydası olmadı zararından başka” yok mu? Sanki R.T.Erdoğan konuşuyor. Sen de okusana, ne zararı var?)

-Özdemir İnce’nin bu “Her şeyin en doğrusunu ben bilirim” tavrı nereden kaynaklanıyor anlayamadım. İP’ye ve Yalçın’a iğreti düşüncelerle saldırıp duracağına, Ekmeleddin’i biraz incelesin ve ne denli Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı bir kişi olduğunu kendi gözleriyle görsün. Bokasa’lara yorduğu kadar Ekmeleddin’e kafa yormuş mudur acaba? Keşke yorsa ve söylediklerini yalama pahasına gelip İP ile Yalçın’ın yanında yer alsa. Kendisine sayın Yalçın ve sayın Perinçek ile birlikte Ulusal Kanal’a çıkıp karşılıklı tartışmasını öneriyorum. Tabii iflah olunmaz narsizmi buna engel değilse.

(Bu okurcunun rumuzu “zencikızı” imiş… Aferin doğrusu! Okumadan âlim, yazmadan katip türünden. Bu siteyi izleyenler benim Ekmeleddin İhsanoğlu’nu okuyup okumadığımı gayet iyi bilirler. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olduğunu kanıtlamak iddia sahiplerine düşer. Şu “narsistlik” işine aklım ermedi. Çok yazık, çok…)
-bu özdemir ince ÖZTÜRKLERE de hakaret etti neymiş OĞUAZ’lar ilkelmiş,yıkanmazlarmış,pislermiş vs….hadi oradan…hadi oradan… sen de….bir insanın tipi bu kadar mı itici olur!!!ne doğruları ne de yalanları senden duymak istemiyoruz…sizin gibi topluma tepeden bakan insanlar yüzünden geldik bu günlere…işiniz gücünüz insanları düşüncelere kavramları kategorileştirmek ve sert bir şekilde yargılamak…bizim toplum olarak bizi yargılayacak insanlara ihtiacımız yok…sen Soner Yalçın’a laf edecek adam değilsin… Dr.WHO.
(Bu okurcu arkadaş da okumadan âlim, yazmadan katip türünden.İbni Fadlan’ın ya da İbn Fazlan’ın “Bin Yıl Önce Türkler ve Ötekiler” adlı seyahatname kitabından alıntısını yaptığım, Türklerle ilgili bölümden (S.9-33) söz ediyor. Bağdat halifesinin Hazar Türklerine gönderdiği sefaret heyetinin tercüman katibi İbni Fadlan’ın 921 yılında Volga dolaylarında rastladığı Türklerden söz eder. Türklerin, töreleri gereği, suyu kirletmemek için yıkanmadıklarını yazar. Demek ki Dr.Who ya okuduğunu anlamamış, ya da kendisine anlatanlar okuduklarını anlamamış. Hürriyet gazetesinde bu konuda birkaç yazı yayınladım. Gazetenin arşivinde bu yazıları bulup okuyabilirsiniz. Tavsiye ederim. Yazilar hem eğlenceli hem de öğreticidir. İbni Fadlan’ı okumanızı da tavsiye ederim. Kitabın birkaç çevirisi var Türkçede.Ama ben bir iyilik yapıp Hürriyet’te yayınlanan yazılardan ikisini bu yazının sonuna koyacağım).
***
Ülkemizde internetin kullanım alanına girmesiyle bu türden insanlar “tipleşme”ye başladı. Kendisinin de yazarın da bilgisayarı var. O halde yazarla sidik yarıştırabilir. Karşılarındaki adam telif ve tercüme 130 kadar kitap yayınlamış, dünyanın iki önemli edebiyat akademisine üye, dördü Fransızca olmak üzere kitapları 6-7 dile tercüme edilmiş, şiir ve yazıları yirmiye yakın dünya dilinde yayınlanmış; öğretmenlik, televizyon yöneticiliği, yayınevi editörlüğü ve gazete yazarlığı yapmış, şimdi de hilâl-i ahmer yararına bir web sitesi kurmuş, 78 yaşını süren bir ölümlüye nasıl hitap ettiklerine bir bakın! “N’olmuş yani!” diyor. Toplum olarak kendilerini yargılayacak insanlara ihtiyaçları yokmuş. Yürekler acısı, utanç verici! Ben “İflah olmaz bir narsist ” olarak herkesi yargılarım. Yargılayan yargılanır!

Eskiden kitaba karşı derin bir saygı vardı. Bir kitaplık karşısında, bir kütüphanede insanlar, bir çekingenlik, bir saygı duyarlardı. Okumak çaba isteyen zahmetli bir işti. Şimdi tık diye bilgisayarın tuşuna basıyorlar, 40 saniye kadar göz atıyorlar. Önceden bilmelerine de gerek yok. Nasıl olsa 1000-1500 lira verip bir bilgisayar almışlar. Bilgi kutunun içinde. Ama şu da var ki bir bilgisayar ancak kullanıcısı kadar akıllıdır, bilgilidir, zekidir, kültürlüdür, dindardır, küfürbazdır!
Kimi okurcunun bilgisayara da gereksinimi yok. Çünkü onların beyinleri bilgi salgılayan bir organ.

Diyeceksiniz ki böyle zıpırlıklarla uğraşmaya değer mi? Değer! Türkiye içinde bulunduğu çıkmazlara bu türden zıpırlıklar yüzünden girdi ve AKP’ye mahkum oldu.
Özal’ın köşe dönme ideolojisi ile AKP’nin yağmacı düzeninin ürünleri bu insanlar. Özal Tommiks okurdu, R.T.Erdoğan da kitap özetlerinin yanında Hayber Geçidi, Kan Kalesi gibi kitaplar okumuştur belki.

Yazılarımı beğenip cesaret verici mesajlar gönderenlerin en önem verdikleri destekleme cümlesi şudur: “Benim düşüncelerimi dile getiriyorsunuz!”
Ciddi bir yazar kimsenin düşüncelerini dile getirmez, duygularına tercüman olmaz. Onlara yeni düşünceler önerir, duygularını keşfetmelerine aracı olur.
Beynini kaşımamı isteyen okurlar da var.

Okurcuları hesaba bile katmıyorum ama okur konusunda da kaygı ve kuşkularım var. Bunları açıkca yazıyorum. Müşterim olmadığı için “Okur benim velinimetim değildir!” diyorum. R.T.Erdoğan’ın başbakan olduğu ve cumhurbaşkanı olmaya cesaret ettiği bir ülkede “okur”dan hoşnut olamam.

***
Son olarak, siteye gelen bir iletiyi okumanızı rica edeceğim:
“Öncelikle sizden beklenmeyecek şekilde bir başka şeriatçının desteklenmesi gerektiği yönündeki yazınızı okuduktan sonra dehşete kapıldığımı belirtmek isterim. Bu talep ABD yanlısı şahı devirmek için İslamcılarla bir olan İran komünistlerinin durumuna düşmemiz talebidir. Böyle bir seçenek ise Türkiye’nin ilerici güçleri adına kabul edilebilir bir tercih değildir. Fethullahçı – ABD – İngiliz işbirlikçisi Ekmel’e oy vermek ile Tayyip’e oy vermek arasında fark yoktur. (V.Kılıçaslan)”

Neden benden beklenmesin? Anayasanın Kuran olduğu, Kuran’ın yasalara kaynaklık ettiği, demokrasi ve seçimlerin günah ve haram sayıldığı bir teokratik düzen isteyen kişiye şeriatçı denir. Hayatım boyunca bu düzenle ve yandaşlarıyla mücadele ettim. Kitaplarım ve gazete yazılarım tanıktır!
Humeyni devrimiyle günümüz Türkiye’sinin bir benzerliği yok. Şimdi demokrasi kisvesi altında eşitsiz bir seçim yapılıyor.
Hiç kimse merak etmesin R.T.Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu ve 2015 genel seçimini kazandığı zaman Sünni Humeyni olacaktır.
Bu süreci ancak Ekmelettin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı olması engeller.

Okur, yazar karşısında ezilip aşağılık duygusuna gömülmek istemiyorsa, her şeyden önce mütevazı olmak ve yazarla sidik yarışına girmemek zorundadır. Benden söylemesi!….

NOTA BENE:Bilgisayar kullanıcısı kadar akıllıdır. Budalanın bilgisayarı da budaladır!

ÖZDEMİR İNCE
26 Temmuz 2014

***
EK OKUMA:

ESKİ TÜRKLERDE DEMOKRASİ VE MİLLİ İRADE

“İbn Fazlan (Fadlan) Seyahatnâmesi” benim kült kitabımdır. 1983 yılında Paris’te Fransızcasını (Voyage chez les Bulgars de la Volga, Ed. Papyrus) da bulmuş, bütün dostlarıma satın aldırmıştım. Kitaptan kısaca söz edeceğim, çünkü konu başka.
Ibn Fazlan (Faldan), Abbasi halifesi Muktedir-billâh’ın 920-921 yıllarında Bulgar hükümdarı İlteber Almuş’a gönderdiği sefaret heyetinde yer alan bir divan kâtibiydi. Sefaret heyetinin geçtiği Türk topraklarında gördüklerini seyahatnâmesine yazmıştı. Bu küçük kitap Türk tarihi bakımından çok önemli kaynaklardan biridir. Zeki Velidi Togan kitabın tek nüshasını 1923 yılında Meşhed kütüphanesinde buldu. Bundan sonra Yahudilik tarihi biraz değişti.
Kitabın bendeki nüshası Bedir Yayınevi tarafından 1975 yılında yayınlanmış. Yeni bir çeviri de “Bin Yıl Önce Türkler ve Ötekiler” adıyla İstiklal Kitabevi tarafından yayınlandı.
Şimdi birlikte okuyalım:
***
“Bu dağdan geçtikten sonra Oğuzlar diye bilinen bir Türk kabilesinin bulunduğu yere ulaştık. Onlar, kıl çadırlarda oturan ve konup göçen Yörüklerdi. Göçebelerde adet olduğu gibi sık sık yer değiştirdikleri için yer yer onlara ait çadırlar görülüyordu. Çok güç şartlar altında yaşıyorlardı. Bunlar yolunu kaybetmiş eşekler gibidirler. Bir dine inanmazlar, işlerinde akıllarına başvururlar. Hiçbir şeye ibadet etmezler. Aksine büyüklerine Rab derler. İçlerinden biri reisine bir şey danışırsa, ona ‘Ey Rabbim, şu hususta ne yapayım’ derler. Aralarındaki işleri meşveretle hallederler. Bununla beraber bir şeyde ittifak edip onu yapmaya karar verirlerse, içlerinden en aşağı ve en değersiz olan biri gelip ittifaklarını bozabilir.” (S.30)
***
İbn Fazlan’ın atalarımla ilgili yaptığı bu tanım gururlandırıyor beni. Siz onun Oğuzlar’ı başı boş eşeklere benzettiğine bakmayın. Oğuzların özgür ruhlarını, özgür tavırlarını anlamamış. Dinsiz dediğine de bakmayın, o zamanlar Türkler Şaman dinine inanmaktaydı, Uygurlar da Mani dinine (manikezime) inanıyorlardı.
Önemli saptamalar var : İşlerinde akıllarına başvurmaları. Bir de demokrasi anlayışları. Bir tek oy bile çoğunluğun oy toplamına eşit. Yani atalarımız Oğuz Türklerinin “Milli İrade” denen safsataya en küçük bir saygıları yok. Gerçek demokratlar. İslamcılar anlayamaz!
Bir süre sonra Müslüman olup demokrasi aşklarından uzaklaşacaklar ve 150 yıl sonra Anadolu’ya gelecekler.
Siyasetnâme adlı kitabımda bu “Çocuk atalarım”a övgüler düzmüşümdür.
***
İbn Fazlan’ın kitabı, Doğu Avrupa’nın Eşkenaz toplumunu oluşturan Musevî Hazar Türkleri için çok önemlidir. Arthur Koestler, İbn Fazlan ve Zeki Velidi Togan’dan yola çıkarak “On Üçüncü Kabile” adlı kitabını yazdı. Bu kitap bir zamanlar İsrail’de yasaklanmıştı.
Yazımı İbn Fazlan’ın Oğuz kadınlarının iffetleriyle ilgili gözlemini aktararak bitirmek istiyorum: “Kadınları yerli ve yabancı erkeklerden kaçmazlar. Aynı şekilde, kadın, vücudunun hiçbir yerini insanlardan gizlemez.” (S.31)
Neoliberal ve eski solcuların (!), türbansız ve “milli irade”yi umursamayan demokrat atalarımdan öğrenecekleri çok şey var. Çünkü hiçbiri İbn Fazlan’ı okumamıştır ! (Hürriyet, 23 Nisan 2008)
***
ARAP GÖZÜYLE TÜRKLER

Benim demirbaş kitaplarım vardır, döne döne bunlardan söz ederim, şaşırtıcı alıntılar yaparım. Birkaçını sayayım: Nizamülmülk’ün “Siyasetnâme”si, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in “Bir Zamanlar İstanbul”u, İlyasoğlu Mercimek Ahmed’in “Kabusnâme’si, Gelibolulu Mustafa Âli’nin “Ziyâfet Sofraları” ve huzurlarınızda pîrim İbn Fadlan (Fazlan)’ın “Seyahatnâme’si (Bedir Yayınevi). Aynı kitap “Bin Yıl Önce Türkler ve Ötekiler” (İstiklal Yayınevi) adıyla da yayınlandı.
Fransızca çevirisi de var: Ibn Faldân. “Voyage chez les Bulgares de la Volga” (Papyrus).
***
Ibn Fadlan’ın ya da İbn Fazlan’ın kitabı beni çok neşelendirir. Çünkü adam kendi gözleriyle görmüştür Türkleri. Ondan önce Türkleri bu kadar yakından tanıyan kimse yoktur neredeyse.
Ibn Fadlan’ın öyküsü şöyle özetlenebilir: X. Yüzyılda, Abbasi halifesinin buyruğu üzerine ve Bulgarları ve Hazarları İslamlaştırmak amacıyla bir heyet yola çıkar. Heyet Volga kıyılarına ulaşmadan önce Türk ve Pers topraklarından geçer. Daha sonra Vikingleri ve Yahudileşmiş Hazarları tanır.
Heyet siyasal ve tarihsel olarak hiçbir başarılı sonuca ulaşamadı. Ama bu heyete katip olarak atanan görevlinin yani İbn Fadlan’ın Halife’ye bir rapor olarak sunduğu gezi öyküsü tarihe bir başyapıt olarak kaldı.
Zeki Velidi Togan 1923 yılında Meşhed kitaplığında bir rastlantı sonucu tek nüshasını buldu. Bu bulgu Yahudiler’in On Üçüncü Kabile söylencesini doğrulamış ve Arthur Koestler’in romanına esin kaynağı olmuştur.
***
Sözü aldı İbn Faldan : “Bu dağdan geçtikten sonra Oğuzlar diye bilinen bir Türk kabilesinin bulunduğu yere ulaştık. Onlar kıl çadırlarda oturan ve konup göçen Yörüklerdi. Göçebelerde âdet olduğu gibi, sık sık yer değiştirdikleri için yer yer onlara ait çadırlar görülüyordu. Çok güç şartlar altında yaşıyorlardı. Bunlar yolunu kaybetmiş eşekler gibidirler. Bir dine inanmazlar, işlerinde akıllarına başvururlar. Hiçbir şeye ibâdet etmezler. Aksine büyüklerine rab derler. İçlerinden biri reisine bir şey danışırsa, ona, “Ey rabbim, şu hususta ne yapayım?” der. Aralarında işleri meşveretle hallederler. Bununla beraber bir şeyde ittifak edip onu yapmaya karar verirlerse, içlerinden en aşağı ve en değersiz olan biri gelip ittifaklarını bozabilir. // Küçük ve büyük abdestten sonra temizlenmezler. Cenabetten ve diğer hususlardan dolayı yıkanmazlar. Bilhassa kışın su ile hiçbir ilişkileri yoktur. Kadınları yerli ve yabancı erkeklerden kaçmazlar. Aynı şekilde, kadın, vücudunun hiçbir yerini insanlardan gizlemez.” (İbn Fazlan Seyahatnamesi, Bedir Yayınevi, S.30-31)
***
Kıç yıkama faslını geçelim. Şimdi herkes yıkıyor diyelim.Cenabetlikten dolayı herkesin yıkandığından pek emin değilim. Zaten sabun, deterjan, deodoran, diş fırçası ve macunu kalemlerinde dünya birincisi değiliz. Ama gurur duyacağımız bir şey de var: Müslüman olmadan önce atalarımızdan en değersizi, en sefili bile topluca alınan kararlara karşı çıkmaya cesaret edebiliyormuş. İşte buna demokrasi denir. Boyun eğmeyi, biat etmeyi reddetmeden demokrat olun(a)maz. İslama ayarlı, İslamdan icazetli demokrasi ise hiç ol(a)maz! (Hürriyet, 03.03.2011)