ÖLDÜRÜCÜ NEFESLİ EJDER, KANATLI YILAN

Yazımın başlığında yer alan sıfatların kime ait olduğunu Ermeni din adamı Urfalı Mateos 952-1136 yılları arasını konu alan “Vekayi-nâme” sinde dile getirir (“Urfalı Mateos Vekayi-Nâmesi, Türk Tarih Kurumu, Türkçeye çeviren : Hrant D.Andreasyan) :
“467’nci yılın (17 Mart 1018-16 Mart 1019) başlangıcında, mukaddes Haça tapınan bütün Hıristiyan halk, Allah’ın hiddetine maruz kaldı. Öldürücü nefesli ejder, kasıp kavuran ateşle beraber ortaya çıktı ve Ekanimi Selâse’ye tapanları vurdu. Resul ve peygamber kitaplarının temelleri sarsıldı. Çünkü kanatlı yılanlar, bütün Hıristiyan memleketlerini ateşe vermek üzere geldiler. Kana susamış yırtıcı hayvanların ilk zuhuru böyle olmuştur. Bu zamanda, Türk tesmiye edilen barbar millet toplanıp Ermenistan’ın Vaspurakan eyaletine geldi ve hırıstiyanları merhametsizce kılıçtan geçirdi.
Bu katliâm haberi kral Senekerim’e erişti. Onun büyük oğlu David, zadegân ordusunu alıp Türk ordugâhına karşı yürüdü. İki ordu, korkunç bir muharebeye tutuştular. Bu zamana kadar bu cins Türk atlı askeri görülmemişti. Ermeni askerleri, onlarla karşılaşınca onların acaib şekilli, yaylı ve kadın gibi uzun saçlı olduklarını gördüler.” (S.48)
***
Hangi sıfatı kullanırsa kullansın Urfalı Mateos’un Türklere karşı nesnel davrandığını düşünüyorum.
Ama Taraf gazetesi (24.09.09) Nabi Yağcı’nın “Akan Kanın Sorumlusu Kim” başlıklı yazısının sonuna doğru şu satırları okuyunca, yazarın nesnellik konusunda Urfalı Mateos’un semtine bile uğramadığını görüyorum :
“………,akan kanın sorumlusunun kim olduğunu devlet soruyorsa eğer bundan kârlı çıkmaz. Başbuğ’un verdiği Kinyas Kartal örneği, Dersim zulmünü, zoraki (yazar “zorunlu” ya da “zorla” demek istiyor.Ö.İ) iskânları hatırlattığı için kendisi açısından çok talihsiz bir örnekti. Bunları bir yana koysak bile devlet daha Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetlerin, yani ‘devlet terörü’nün hesabını vermiş değil,”
***
Yazar Nabi Yağcı’nın araya “bunları bir yana bıraksak bile” açıklamasını koymasına karşın Dersim ile faili meçhul cinayetleri aynı paragrafta yan yana kullanması önyargılı olduğunu gizleyemiyor. Dersim Zulmü’nün ne olduğunu Nabi Yağcı’nın okurlarının ezici bir çoğunluğu büyük bir olasılıkla bilmiyordur.
Dersim, Tunceli’nin 1935’ten önceki adıdır. “Tunceli Kanunu veya resmi olarak ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ adını taşıyan 2884 sayılı yasa, Cumhuriyet yönetiminin izlediği merkeziyetçiliğin inşası politikası çerçevesinde, Tunceli (Dersim) halkını seyit, ağa, reis gibi zorbaların elinden kurtarmak, bölgeyi ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan kalkındırmak amacı gütmüştür” (Bilal N.Şimşir, “Kürtçülük II, Bilgi Yayınevi, S.391).
Türkiye’deki ABD Büyükelçiliği ayaklanmayı Washington’a rapor ederken şöyle diyor : “Türk hükümeti ekonomik açıdan sorunu çözmeye çalışıyorsa da yöre insanları yollar, köprüler, okullar vs. yapılmasına karşı koyuyor…” (Age.S.397)
İsyanı çıkartan ağalar, seyitler, reisler, mütegalibe tıpkı bugünkü gibi devlete karşı silah kullanıyordu. Nabi Yağcı bir uygun zamanda okurlarına bunları da anlatsa çok iyi olur,